Eğitimde 12 Eylül'ün izleri

12 Eylül davası sürüyor.

Darbenin simge ismi Kenan Evren henüz mahkemeye çıkmadı.

Adli tıptan sonra üniversite hastanesinden rapor beklenecek.

Anayasasının geçerli, devletin temel kurumlarındaki müdahalelerin yürürlükte olduğu bir vasatta enteresan bir durum.

Ama ben bu yazıda işin eğitim sistemi boyutuna değineceğim.

Malum, Türk Eğitim Sistemi kuruluşundan bugüne iktidar seçkinlerinin toplumsal dizayn enstrümanı olarak işlev görmüştür.

Amaçlarından öğretim pratiklerine kadar sirayet eden bu işlevselliği, her darbe döneminde eğitim sistemine de müdahale edilmesini kaçınılmaz kılmıştır.

Şüphesiz eğitim sistemine en sert ve köklü askeri müdahale de diğer alanlarda olduğu gibi 12 Eylül döneminde gerçekleşmiştir.

Daha önceki ve sonraki darbe süreçlerinin etkisi, 12 Eylül darbesinin yanında daha hafif kalmaktadır.

Bu öyle bir etki ki, 12 Eylül darbesinin askeri bürokratlarının mahkemeye çıktığı bir vasatta dahi gücünü ilk günkü gibi sürdürebilmektedir 'netekim'!

Aslında bu tespitle ilgili örnekler başörtüsü yasağından, anadilde eğitim hakkına kadar geniş bir zeminde gündeme getirilebilir fakat ben biraz daha güncel bir durumdan bahsetmek istiyorum.

Bir süre önce gündeme yeni bir ortaöğretim kurumları yönetmeliği taslağı gelmişti.

Her ne kadar Milli Eğitim Bakanı kızsa da, taslak metin kamuoyuna ulaşmıştı.

Şahsi değerlendirmem şu ki, Kenan Evren bu taslak metni okusa altına imza atmakta pek bir beis görmezdi.

Şimdi bu değerlendirmeme birkaç gerekçe sunayım.

İlk örnek, programın nasıl bir öğrenci istediğine dair yaptığı tarif olsun. 'Öğrencilerin uyacakları kurallar ve beklenen davranışlar' maddesi şöyle başlıyor:

'Öğrencilerin; Atatürk inkılâp ve ilkeleri ile Atatürk milliyetçiliğine bağlı, Türk milletinin millî, ahlaki, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve yücelten insan haklarına saygılı, cumhuriyetin demokratik, laik, sosyal ve hukuk devleti olması ilkelerine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış hâline getiren; beden, zihin, ahlak, ruh ve duygu bakımından dengeli ve sağlıklı, gelişmiş bir kişiliğe, hür ve bilimsel düşünme gücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip topluma karşı sorumluluk duyan yapıcı, yaratıcı ve verimli kişiler olarak yetişmeleri için okul yönetimi, öğretmenler, rehberlik servisi, okul-aile birliği ve ilgili diğer paydaşlarla iş birliği yapması istenir.'

Aslında bu madde, tam da darbeci zihniyetin eğitim sistemine ve öğrencilere bugüne kadar biçtiği rolün özeti.

Peki bir yandan geniş bir dünya görüşünden bahsedilirken, diğer taraftan bunu resmi ideolojinin dar kalıplarına sığdırmaya çalışan bu resmi devlet aklı terk edilmedikçe eğitim sisteminde sahici bir iyileşme nasıl söz konusu olacak?

İki örnek de disiplin cezalarıyla ilgili olsun.

Taslak yönetmelikte 'Kılık-kıyafete ilişkin mevzuat hükümlerine uymamak' kınama cezasını gerektiren bir husus olarak karşımıza çıkıyor.

Metnin referans verdiği mevzuat ise 12 Eylül'ün tek tipçi ve militarist zihniyetinin tüm kodlarının hâkim olduğu hükümler içeriyor.

Yine şu madde dikkat çekici:

'Türkiye Cumhuriyeti'nin devleti ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ilkesine ve Türkiye Cumhuriyetinin insan haklarına ve Anayasanın başlangıcında belirtilen temel ilkelere dayalı millî, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti niteliklerine aykırı miting, forum, direniş, yürüyüş, boykot ve işgal gibi ferdi veya toplu eylemler düzenlemek; düzenlenmesini kışkırtmak ve düzenlenmiş bu gibi eylemlere etkin olarak katılmak veya katılmaya zorlamak'

Yukarıda tanımlanan 'suç'un cezası örgün eğitimin dışına atmak.

Çünkü tanımlanan fiiller, devletin makbul öğrenci tipolojisine uymadığı gibi istendik davranışlar listesine kesinlikle giremeyecek nitelikteler.

Ama asıl ilginci şu: Metinde 'Türkiye Cumhuriyeti'nin devleti ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ilkesi' geçiyor ki, bu ifade devleti merkeze alan ve toplumu ona mâl eden zihniyetin bir ifadesi; devlet toplum için değil de toplum devlet için varmış gibi

Yeni bir anayasa yazımının söz konusu edildiği bir dönemde eğitim bürokrasisinin 12 Eylül zihniyetini böyle dışa vurmasında bir çelişki yok mu?

Evet, her alanda olduğu gibi eğitim alanında da darbeci zihniyetle hesaplaşmak gerekiyor.

Fakat bunu darbecilerle aynı şekilde akleden 'sivil' bürokratlarla ne oranda gerçekleştirebileceğiz; işte bu büyük bir soru işareti.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Beytullah Önce - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.