İç güçler bu haldeyken dış güçlere ne gerek var?

İnsanların birbirine güven duyduğu bir toplumsal zeminde, hangi iktisadi krize maruz kalırsanız kalın, daha az yara alarak çıkmanız mümkündür.

Birbirinden emin olan, huzur ve selamet içinde yaşamak için dayanışma ruhunu koruyan insanlar; yaşadığı sorunlara aklı selimle yaklaşabilir ve daha doğru çözümler geliştirebilirler.

Fakat toplumsal dayanışma bağlarının çözüldüğü, insanların birbirine güvensizlikle yaklaştığı bir vasatta, ortak akıl değil akılsızlık hüküm sürer ve bir zaman sonra artık gerçekler değil çarpıtılmış algılar geçerli sayılmaya başlar.

Hamaset siyaset zannedilir, dünya egemen medyanın gösterdiği yerden izlenir, mağlubiyetlerden içi boş zaferler çıkarılmak istenir.

Şüphesiz dileyen dilediğini seçebilir ama gerçeklerin gün gibi ortada olduğu zamanlarda dahi birbirinden çok fazla değerlendirmelerin yapıldığını, dahası bu değerlendirmelerin istişarenin, müzakerenin değil de münakaşanın ve hatta toplumsal ayrışmanın, çatışmanın zeminine dönüştüğünü gördüğünüzde, anlayın ki asıl kriz burada yaşanmaktadır.

Toplumun krize girdiği bir zeminde, karşılaşılan siyasi ya da iktisadi krizleri aşmak ise pek o kadar kolay değildir.

Kendi içinde kavga eden, kendi içinde ayrışan, kendi içinde güveni, adaleti, emanet ve ehliyet duygusunu yitirmiş insanlar topluluğundan, büyük krizleri aşma iradesi göstermesini bekleyemezsiniz.

Yıllardır vurguladığımız bu hususun, son günlerde hangi boyutlara varabildiğini hep birlikte görüyoruz.

Hamasetin, liyakatsizliğin, ehliyetsizliğin, adam kayırmacılığın, gerçeklere göz kapamanın, eleştiriye ihanet muamelesi yapmanın, boş lafla çok zaman harcayıp ortaya az iş koymanın, daha iyisini yapmak yerine daha iyisini yapana çelme takmanın gündelik hayattan en üst bürokratik ya da politik kurumlara kadar sirayet ettiği bir yere geldik.

Ve o yerde, insanlar artık birbiriyle kavgalı ve ortak bir gelecek hayali taşımadığı gibi, bugün karşılaştığı sorunlara da ortak bir tavır geliştiremiyor.

Şimdi böylesine örselenmiş bir toplumsal vasattan, kriz anında ne bekleyebilirsiniz ki?

Sanırım pek doğru bir çözüm beklenemeyeceğinden, yine işleri krize sokanların paçasını kurtarmaya dönük nutuklar, faydasız retorikler ile, yetmedi, eleştirel akıl üzerinde korku hükümranlığı kurmaya dönük adımlar ile günün kurtarılmak istendiğine tanıklık edeceğiz.

Üstelik bu, hemen her alanda geçerlilik kazanmaya başlayan bir davranış modeline dönüşüyor.

Mesela son dönemde, iyi işler yapmak, daha doğru çözümler üretmek yerine, hazır yapılmışları işimize gelmediği için yasaklama, yasaklatma eğilimi giderek hız kazandıysa, bu anlattığımız halin bir yansıması olarak görülebilir.

Hukukun değil de politik hesapların, adaletin değil de gücün üstün tutulmaya başladığını gören herkes, süreci kendi kârına, çıkarlarına yönelik manipüle etmenin yollarını arar ve daha kötüsü bulur oldu.

Üstelik tüm bunlar, yerlilik ve millilik adına yapılmaya başlandı.

Haliyle resmi kodları, politik açıdan makbul kavramları kullanarak, istediği gibi davranabileceğini görmeye başlayan insanlar; aslında aynı şekilde kendisinin de istismar edilebilmesine göz yumar oldu.

Sorunlarımızla yüzleşmeyi esas almamız gerekirken; yüzsüzleşmenin geçer akçe olduğu bir vasattan hangi hayrın çıkmasını umuyoruz ki?

“İş ehli olmayana verildiği zaman, kıyameti bekle.” diye bir hadis rivayeti var.

Bu hadis, işin ehline verilmesi gerektiği mesajı veren ayetlerle gayet uyumlu.

Üstelik bu konudaki hem ayetlerin hem de hadislerin çok ince ama bir o kadar da hayati bir tarafı var.

Dikkat ederseniz, “işi ehline verin” denirken, “sizden olana” diye bir şart filan koşulmaz.

Yani işin ehli her kimse, emanet ona teslim edilmelidir.

Bu, tarafgirliğe karşı çizilmiş kesin bir sınırdır.

Şimdi biz birbirimize karşı bu kadar hayati sınırları aşarken, toplumsal bağlarımız çözülmüşken, sosyal ve iktisadi adaleti esas alan bir düzenden epey uzaklaşmışken, yetki sahibi yaptıklarımızı hiçbir şeyden sorumlu tutmazken, işlerin iyi gittiği zamanların sebebi saydıklarımızı kötü zamanlarda masum sayarken, en temel ilke ve değerlerin çiğnenmesine göz yumarken ve işimize yarıyorsa kendimiz de çiğnerken, velhasıl biz “iç güçler” olarak bize zaten yeterken, söyleyin dış güçlere ne gerek var?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Beytullah Önce - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.