II. Abdülhamit sonrası 'ismi değiştirilen köyler'

Onlar; bugünkü isimlerinden çok önce Sultan II. Abdülhamit Han'ın adını taşıyorlardı. Onlar Karasu'da, Sapanca'da, Geyve'de, Akyazı'da, Hendek'te ve Adapazarı merkez ilçesinde hep bugünkü isimlerinden gayri yaşlılarınca hala 'Hamidiye' adı ile tanınan bilinen köylerimiz

Tarihçiler 'isim değiştirme politikası'nın geçmişini Osmanlı'nın 34. Padişahı Sultan II. Abdülhamid'e kadar götürebiliyorlar. Bunun 'sürekli göç alan bir memleketin iskân politikası' olarak tanımlarken; yeni oluşturulan yerleşim yerlerine de gerek 'devr-i saltanat sahibi' padişahın adının ya da 'göç eden kabile'nin adı ile de sağlandığını da üstüne basarak söyleyebiliyorlar. Sultan Mahmud'un adının verildiği yerlerin 'Mahmudiye'; Sultan Reşat'ın adının verildiği yerlere 'Reşadiye'; Sultan Abdülaziz'in adının verildiği yerlere 'Aziziye' ve Sultan Abdülhamit'in adının verildiği yerleşim bölgelerine de 'Hamidiye' adı verilmiştir. Akyazının 'Reşadiye' köyü; Karasu'nun 'Aziziye Mahallesi' ve Sapanca'nın 'Mahmudiye' köyü bunlara yaşayan 'Saltanat isimli köy ve mahalleler' olarak örneklenebilir.

Bunlar ilk anda aklımıza gelenler.

Şüphesiz daha da var, saymaya ne hacet.

Konumuz, Sultan Abdülhamid kaynaklı isimlerin değiştirilmesi. Daha önce bu konuda bir makaleyi 11 Haziran 2006 tarihli Sakarya Yenihaber Gazetesi'nde kaleme alan Yerel Tarih Araştırmacısı İrfan Özdilek Nişancık 'Geyve Hünkâr Suyu ve Unutulan Hamidiye Köyleri' başlıklı yazısında bu konudan bahseder. Geyve'nin Fındık Suyu Köyü'nde bulunan ve hala akan 'Hünkâr Suyu'nun bile Abdülhamit'in hatırasını yaşattığını, Sapanca'nın Fevziye Köyü'ndeki 'Hünkâr Kaynağı'nın da yine Abdülhamid Han'ın izlerini taşıdığı bugün yeni-yeni ortaya çıkmakta. 33 yıl padişahlık yaptıktan sonra 27 Nisan 1909 tahtan indirilen ve rahmetli olduğu 10 Şubat 1918 gününe kadar da 'sürgün hayat' yaşatılan II. Abdülhamit Han'ın 'adı'nın değiştirilerek silindiği ve unutulur hale getirilen köylerden tüm Osmanlı yerleşimlerinin arasında Adapazarı ve çevresinde de yerleşim yerleri bulunmaktadır.

1909 yılında Abdülhamid Han'ın tahtan indirilmesi sonucunda oluşan tepki 'yerel halkın isteği' bahanesi ve arzusu gerekçe gösterilerek köyün ismi değiştirilmişti. O dönemde İzmit Sancağı'na bağlı Adapazarı Kazası'nın 'Hamidiye İstasyonu' bugünkü adını 'Arifiye'; Hamitabat Karyesi'nin adı 'Reşadiye' ; Sapanca Nahiyesi'nin Gürcü Hamidiye Karyesi 'Muradiye'; Karasu Nahiyesi'nin Gürcü Hamidiye Kariyesi 'Aziziye', yine o dönem Karasu Nahiyesi'nin günümüzde Kocaali'nin bağlısı Abaza Hamidiye Karyesi 'Selahiye'; Geyve Kazası'nın Hamidiye karyesi 'Çınardibi' olarak isimlendiriliyordu. Bununla da kalmamıştı, bir kalemde yapılan isim değişikliği. O dönem Akyazı Nahiyesi'ne bağlı bugün Karapürçek'e bağlı olan Hamidiye Karyesi 'Ahmediye', Hendek Nahiyesi'nin Hamidiye-i Sani Karyesi 'Şerefiye', Hamidiye Köyü 'Paşaköy' ve o dönem Kocaeli'nin Adapazarı ilçesine bağlı olmayıp Kandıra ilçesi Ermişe Nahiyesi'ne bağlı bugün Sakarya ili sınırları içinde bulunan Hamidiye Karyesi de 'Alandüzü' adını girişine tabela yapıyordu. Değişikliklerin tamamı 1908 yılında Meşrutiyet İlanı ile Abdülhamit Han'ın atadığı Adapazarı Kaymakamı Hüsnü Bey'in alınıp yerine atanan Yalova Kaymakamı Necip Bey tarafından yapıldığı bilinmektedir.

Sahi ölen öldüğü ile mi kalmakta? Peki ya 'hatıralar'.

Hikâyelerinde kızılcık, çingene bacak elmaları, armutlar, ceviz ve erik ağaçları, mandalina, kiraz, kavun ve karpuzdan bahseder, Büyük Usta. 'Hikâye Peşinde' isimli öyküsünde 'gözümün önüne Çark Suyu, Erenler Tepesi, Beşköprü'deki Hacıbey Köşkü,

Amcamın balkonundaki çingene bacak elmaları kabaran ev geldi' diye yazar. 'Orman ve Ev'de 'iki dönümlük yemiş bahçesi'nden; 'Düğün Gecesi'nde de ' hevenk-hevenk üzümler, elmalar, armutlar, ayvalar sarkıyordu' ifadesini kullanır.

Öykücü 'Sait Faik'in Öyküleri Meyve Bahçesi'

Hikâyelerinde kızılcık, çingene bacak elmaları, armutlar, ceviz ve erik ağaçları, mandalina, kiraz, kavun ve karpuzdan bahseder, Adalı Sait Faik Usta. Öykülerinin hemen hepsinde meyveler vardır. Üzümler, kızılcıklar, şeftaliler, erikler, armutlar, cevizler, fındıklar, elmalar, karpuzlar ve kavunlardan illa ki; biri, ikisi, üçü-beşi vardır. Mecazlarını, portrelerini, tasvirlerini ve acılarını meyveleri kullanarak anlatmaya çalışır; Büyük Usta.

'Hikâye Peşinde' isimli öyküsünde'gözümün önüne Çark Suyu, Erenler Tepesi, Beşköprü'deki Hacıbey Köşkü, Amcamın balkonundaki çingene bacak elmaları kabaran ev geldi' diye yazar. Sait Faik. Çocukluğunun geçtiği mekânlar, orada yiyip tadını unutamadığı meyvelerle hafızasına yerleşmiştir. Amcasının oğlu Raşit Abasıyanık bir röportajında 'Sait; eğer Adapazarı'na gelecekse eğer mevsimi ise evde mutlaka çingene bacak elmasından olmasını isterdi' ifadesini kullanır. Aynı hikâyesinde tren Adapazarı'na doğru giderken camdan etrafı seyrederken manzaranın akıp gittiğini, bu akıp-giden manzaranın arasında 'yemiş sepetleri, kış günü kiraz sepetleri'nin gözüne çarptığını yazar. Bir başkasında 'Kestane sat bir çıkmaz sokağın başında. Çürüklerini ayır-ayır, sokağa at yine üç yüzden okut. Korkma ziyan etmezsin Bunu yapacaksın. Yapmazsan hayatından, kestanecilikten hiçbir şey anlamayacaksın. Manava çırağını, bakkala oğlunu, tüccar kâtibini, gazeteci muharririni böyle yetiştiriyor' diye yazmakta 'Kestaneci Dostum' isimli öyküsünde. 'Bohça'da 'Dut ağacının dibinde elele idik' yazarken 'Yalnızlığın Yarattığı İnsan' isimli öyküsünde de acısını 'Kavun acısı' şeklinde tanımlar. 'Davut'un Anası'nda da ' Zaman kızılcık meyvesinin kıpkırmızı olduğu günden başlar' O'nun için.

'Bir Karpuz Sergisi' isimli hikâyesinde de bir karpuz sergisi açmak isteyen bir adamın hayalleri anlatılır 'Tekirdağ karpuzlarını en arkaya dizeceğiz. Vodina kavunları en iyi cinstir. Kokuları dışında değil, içindedir. Bir karpuzun üzerine mumu yakardık. Mum kara ve kocaman karpuzun üstünde ağustos gecelerini sallar dururdu'. 'Orman ve Ev'de 'iki dönümlük yemiş bahçesi'nden; 'Düğün Gecesi'nde de ' Hevenk-hevenk üzümler, elmalar, armutlar, ayvalar sarkıyordu' ifadesini kullanır. 'İpekli Mendil' hikâyesinin kahramanı 15 yaşlarında hırsızlık yaparken yakalan bir genci portrelemeye çalışması farklıdır. Cevizden, şeftaliden, erikten ve fındıktan mecazlarla anlatmaya, göz önüne getirmeye çalışır. Der ki; 'Baktım; yeşil üst kabuğu düşmüş bir ceviz esmerliği ile esmerdi. Yine bir taze ceviz beyazlığıyla beyaz ve gevrek dişleri vardı. Ben bilirim, yazın başlangıcından ta ceviz mevsimine kadar Bursa çocuklarının yalnız elleri erik ve şeftali, yalnız çizgili mintanlarının kopmuş düğmelerinden gözüken göğüsleri fındık yaprağı kokar'.

'Davut'un Anası'nda da ' Zaman kızılcık meyvesinin kıpkırmızı olduğu günden başlar' O'nun için; diye yazmıştık yukarıda. Devamında 'Bu narçiçeği döner, biraz daha koyulaşır, sonra birdenbire solgun bir dudak rengi ile kızılcıklar yere düşer, güneşte pelteleşir Son kızılcık yemişini ağza atığı dakikadan itibaren yağmurlar yağar. Kasaba baştanbaşa bir çamur deryası halini alır. Sonra kar yağar. İlk karı, sac sobanın yarı ısıttığı bir pencere kenarından küçük kızılcık ağacının dallarına konar görmek İlk mandalinayı sokakta karın altında karı üstüne şeker gibi dökerek yemek' Burada da nardan, narçiçeğinden, kızılcıktan ve mandalinadan bahseder.

Siz okurken fark ettiniz mi?

Hikâyelerinde kızılcık, çingene bacak elmaları, armutlar, ceviz ve erik ağaçları, mandalina, kiraz, kavun ve karpuzdan bahseder. Öykülerinin hemen hepsinde meyveler vardır. Üzümler, kızılcıklar, şeftaliler, erikler, armutlar, cevizler, fındıklar, elmalar, karpuzlar ve kavunlardan illa ki; biri, ikisi, üçü-beşi vardır.

Mecazlarını, portrelerini, tasvirlerini ve acılarını meyveleri kullanarak anlatmaya çalışır; Büyük Usta. Bugünün neslinin görmediği değerlerimiz

Şeker Fabrikası havuzunun ejderhası,

Atatürk Ortaokulu'nun balkon heykeli

2531 Mayıs tarihleri arasını istirahatla geçirdim. Buna nedende, 24 Mayıs Pazar günü akşamı evde televizyon izlerken şekere bağlı 'üre değeri'min ani yükselmesi sonucu oldu. Bundan dolayı işyerimden bir hafta ayrı kaldım ve 'evde ilk üç gün yatmak zorunda kaldım'. İşte o günün ikinci günü yani Salı günü son dönemde eş zamanlı olarak çalışmalarını yaptığım iki yeni kitap nedeni ile İnternet'te yaptığım 'sörf' beni yeni kaynaklarla buluşturdu.

Kitaplardan birinin adı 'Sakarya Esnaflık Tarihi'. Diğeri 'Beyaz Altın Fabrikasının Dünü-Bugünü: Adapazarı Şeker Fabrikası Tarihi'. Birincisi üzerinde 2007'den bu yana çalıştığım bir kitap. Konumuz o değil. Konumuz diğeri üzerine. Yani 'Beyaz Altın Fabrikasının Dünü-Bugünü: Adapazarı Şeker Fabrikası Tarihi' ile ilgili çalışma ile ilgili. Nette Şeker Fabrikası yazınca yaklaşık 107 bin linkle karşılaşıyorsunuz. Bunun nedeni son dönemde 'fabrikaya gösterilen yoğun ilgi'. Benim işim ve ilgim 'son dönemin merakı' değil, tarihi. Benim işim; 'Anadolu'nun genç şehrini ayağa kaldıran tarihinin misyonu', benim işim 'Yerel tarihe sağladığı katkı ve zenginliğin araştırması'.

Uzatmayalım.'perweb.firat.edu.tr/personel/yayinlar/fua_155/155_3559.doc' adresli sitede Elazığ Fırat Üniversitesi Grafik Bölümü Program Başkanı Dr. Tamer KAVURAN tarafından kaleme alınan 'Elazığ Güzel Sanatlar Kültürü' başlıklı makaleyi okumaya başladım. Makale Elazığ'dan yetişen Güzel Sanatlar Sanatçıları'nın biyografi ve eserlerinden örnekleri konu almış. Makale içinde adı geçenlerden Nurettin Orhan, 1929 Harput doğumlu ve Resim Öğretmeni. Onu, benimle buluşturan su satırlar oldu '1926'da Harput'ta doğmuşum. Leylaklar açarken diyorlar. Dördüncü sınıfa kadar orada okudum. Okul temsillerinde sahne dekorlarına çok yardım ederdim. Resim yapardım beğenirlerdi. Öğretmenler beni çok severdi. Beşinci sınıfı Elazığ'da okudum. Ortaokulda öğretmenim Kenan Bey bana tatilde resimler yaptırttı. Bu resimleri çerçeveleyip yeni açılan lisemizin duvarlarına astı. O zaman benim numaram 50 idi. Bütün okul resimlerin önünde durup uzun-uzun inceleyip beni parmak ile gösteriyorlardı. Numaramla hatırlanıp bunu 50 yapmış derlerdi. Bu bana (beğenilmek) gurur veriyor ve seviniyordum. Ortaokulu Mezra Ortaokulunda okudum. Liseyi Elazığ'da bitirdim. 1943 yılında lisedeyken okul müdürümüz Mustafa Dayıoğlu müsamere düzenlemişti, dekorlarını ben yaptım o dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel, yaptığım dekoru çok beğendi. Liseyi bitirdikten sonra askerlik görevimi yapmak için müracaat ettim. Gelibolu'ya verdiler. Orada bölük komutanımız Aziz Eren elimde, tebeşirden yaptığım heykelciği gördü. Benim eşimin heykelini yapar mısın dedi. Bir top çamur alıp dediği yere gittim. Bir iskemlenin üzerine çamuru yerleştirdim. Bir iki gün uğraştıktan sonra büst tamamlandı. Çok beğenildi. Ardan 56 sene geçmişti. Galatasaray Lisesinde Ressam Elif Naci'nin sergisinde tekrar karşılaştık. Bu benim için unutamadığım bir hatıradır. Bir iş, bir şeyler yapıp başkasını sevindirmek beni de sevindirir. Galatasaray Lisesinde Şükrü isimli bir öğretmene yardımcılık yaptım. Bu sırada bir öğrencimizin velisinin Maarifte çalıştığını öğrendim, durumumu anlattım. Beni Adapazarı Resim-İş Öğretmenliğine tayin ettirdi(29 Mart 1955). Beş yıl orada çalıştım. Çalıştığım sırada Okul Müdürünün Mühendis oğlu bana Şeker Fabrikasında iş buldu. Şeker Fabrikasının sinema salonunun duvarlarını süsledim Bahçesindeki dans pistinde iki havuz yaptım. Birisinin içinden çıkan ejderha göğsünü diğer havuza dayayarak başını dans pistine çeviriyor. Dilinden su fışkırıyor, gözlerinde ışık saçıyordu Adapazarı'nda iken birçok heykel yaptım. Bunlarda bir tanesi de Adapazarı Ortaokulunun balkonundaki çimento heykeldir. Normal insan büyüklüğündeki bu heykel çimentodandır. O heykeli çok getirmek istedim ama Adapazarı'ndan getirebildiğim sadece iki mermer büsttür'.

Daha uzun ancak bizi bu kadarı ilgilendiriyor.

Beni bu yazıyı yazmaya itende 'Şeker Fabrikası'nın havuzunun dilinden su saçıp gözünden ışık saçan ejderhası' ve 'Atatürk Ortaokulu'nun balkonundaki heykel'. Bugün bunların neden olmadığını ya da nereye götürüldüğü değil de; bu güzellikleri görememenin üzüntüsünü sorarım, sizlere

FOTO: '29 Mart 1955 günü Adapazarı'na Resim-İş Öğretmeni olarak tayin oldum. Beş yıl orada çalıştım. Şeker Fabrikası Sinema Salonu'nun duvarlarını süsledim. Bahçesindeki dans pistinde iki havuz yaptım. Birisinin içinden çıkan ejderha göğsünü diğer havuza dayayarak başını dans pistine çeviriyor. Dilinden su fışkırıyor, gözlerinde ışık saçıyordu.'

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Silinmiş Makale - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.