Peki şimdi ne olacak?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla Resmi Gazete'de yayımlanan Karar'a göre, “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi” Türkiye Cumhuriyeti bakımından feshedildi.

Söz konusu Cumhurbaşkanı kararının Anayasa açısından yok hükmünde olduğunu belirterek yazıma başlamak isterim. Çünkü İstanbul Sözleşmesi'nin onaylanması 24 Kasım 2011 tarihinde 6251 sayılı Kanun'la uygun bulunmuştur. Onaylanması kanunla uygun bulunan bir andlaşmadan da Cumhurbaşkanı kararıyla çekilmek mümkün değildir. Zaten Cumhurbaşkanı’nın yasama yetkisine ilişkin bir konuda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarma YETKİSİ DE YOKTUR.  

Kaldı ki bu fesih kararı, İstanbul Sözleşmesi, şiddetle mücadele konusunda bir insan hakları sözleşmesi olduğundan, kazanılmış haklar için geçerli “geriye götürülemezlik” ilkesine aykırılık taşıdığından yine hukuksuzdur. Yani zamanında insan hakları ile alakalı bir hak tesis etmeye yönelik bir anlaşma yapıp da yarın ben bunu geri alıyorum diyemezsiniz. Zaten, asgari yükümlülükler getiren bir uluslararası sözleşmeden çekilip de kendi kanunlarımızın daha iyi koruma sağlayacağını iddia etmek “Ben hukuk bilmiyorum, bilmeye de gerek görmüyorum.” demenin başka bir biçimidir.

Karar yayınlandıktan sonra Anayasa ve hukuk dışı bir işlem olması nedeniyle birçok baro eş zamanlı olarak kararın iptali ve yürütmenin durdurulması için Danıştay’a başvuru yaptı.

Peki şimdi ne olacak?

Karar hukuksuz. İptali istenecek. Belki iptal de edilecek. Ne değişecek ?

Bu karar hukuken yok hükmünde olduğu “zaten” bilinen, yalnızca siyasi bir gücü test etme maksadı olan bir karardı. Mevzu zaten hep siyasiydi başından beri.

İstanbul Sözleşmesi’nin feshi kararı yayınlanmadan önce de, kadın hakları noktasında her şey güllük gülistanlık değildi ki. Katillere, tecavüzcülere ceza indirimleri havada uçarken de İstanbul Sözleşmesi vardı. Problem sözleşmenin uygulanmıyor oluşuydu zaten.

Zaten kadın-erkek eşitliğine inanmayan, kadını ev içinde kalması gereken bir nesne olarak gören, kadına şiddet vakalarında kadının şikayetçi olmayıp, kutsal Türk aile yapısını parçalamadan akşam yemeğini hazırlamaya devam etmesini öngören bir anlayışı savunan bir iktidarın İstanbul Sözleşmesi’ne yahut daha medeni bir sözleşmeye pek de hoş bakmadığı ortadaydı.

Kendi hayat görüşünü toplumun her kesimine dayatmaya çalışan bir iktidarın hukukla kavgasını izliyoruz şu an sadece.

Gerçek şu ki; sizin muhafaza etmek istediğiniz dini inancınızı da geleneksel aile yapınızı da, size tuhaf gelen marjinal inanışları da, eşit biçimde koruyacak olan hukukumuzdur, Anayasa’mızdır, Anayasa’mıza uygun biçimde yürürlüğe sokulmuş uluslararası sözleşmelerdir.

Şayet bir sözleşmenin neye hizmet ettiğine dair belli endişeleriniz varsa, doğrusunu öğrenmek için “şu an için” güçlü saydığınız siyasetçilerin yorumlarına değil, tarafsız hukukçuların değerlendirmelerine kulak vermenizi öneririm. Siyaset bugün, hukuk her zaman lazım.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Berna Sena Çatalbaş - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Las palmas - Devlet başkanımız sayın Erdoğan yerli ve milli hukuk sistemiyle beraber yerli ve Milli kadın hakları sözleşmesi yazılması için emir verdi. Olacak olan bu. Bekleyelim biraz.

Ayrıca yeni Türkiye Devleti sisteminde Devlet başkanımızın attığı her imza ve her sözü kanundur. Nokta.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 25 Mart 05:14