Akif - Ömer Hayyam ve Namık Kemal

Akif’i bilmeyen yoktur. Ve lakin derinlemesine bilen de bir o kadar azdır.

         Sevgili Fahri Tuna’nın; “Sessiz Yaşadım, Kim Nereden bilecektir?” Başlıklı yazısını okursanız, kısa ve öz de olsa güzel bir bilgiye sahip olursunuz.

Gelelim Namık Kemal ve Ömer Hayyam’a…

Her ikisi ile ilgili onlarca şiir ya da fıkra duymuş olmalısınız.

Şunu bilmenizi isterim ki duyup okuduklarınızın çoğunun onlarla ilgisi yoktur.

Eğer baştan yakıştırılan ifadeler tuttuysa gerisi yağmur gibi gelir. Hele bir de belden aşağı ve bilhassa edebe mugayir ifadeler ise değmeyin anlatanların keyfine…

Bunun en belli başlı sebebi, eğitim seviyesindeki alçak irtifalardır.

İrtifalar alçalınca kaliteler de kuru gürültüler de ona paralel bir seyir izler.

Namık Kemal’in ‘Vatan Yahut Silistre’ adlı tiyatro eserinin sahnelenmesinin ardından, o tiyatronun bütün koltuklarının seyirciler tarafından parçalandığını duymuşsunuzdur.

Duymuşsunuzdur da, bu oyun nedeniyle Namık Kemal’in sürgüne gönderildiğini ama sürgün için vapura bindiğinde o koltukları parçalayanlardan bir tek kişinin itiraz ya da uğurlamak amacıyla oraya gitmediğini biliyor musunuz bilmiyorum..

“Yazan insanların kaderidir” deyip geçelim.

Ömer Hayyam’dan da biraz bahsedelim.

O’nun küfürle karışık rubaileri meşhurdur.

Hani şu tek dörtlüklü şiirleri.

Herkes ona ait olmasa da ona atfedilen birçok dörtlüğü paylaşır durur.

Oysa Ömer Hayyam o devrin en büyük Fizik Profesörü ve aynı zamanda Uzay Profesörlerinden biridir.

Avrupalı mucitlerin birçoğu ondan esinlenerek bir şeyler icat etmişlerdir.

Ne hazindir ki bu değerli insanalar, ortaya koydukları eserleri ile değil de belden aşağı ya da küfür içerikli yazı ya da ifadeleriyle anılmaktadırlar.

Ki çoğu anlatılanların bir yakıştırmadan ibaret olduğu da bir vakıadır.

Bizde adettir kulp takmak. Az bir şey de olsa bir adım öne çıkan kişilerle ilgili olur olmaz ifadeler kullanmakta üzerimize yoktur.

Onlar yeniden hayata dönüp aramıza katılsalar ne olur?

Öncelikle kendileri hakkındaki bilgileri görünce “Bu biz değiliz!” demezler mi?

Bahsettiğimiz insanların bile kendilerini tanıyamayacak düzeydeki bilgiler, hangi vadilere savrulduğumuzun da bir pusulası ve bu pusulanın da bozuk olduğunun bir kanıtı değil midir?

Meseleyi omurgasından yakalayamamak bizi nerelere götürecek Allah bilir.

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ömer Emecan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.