Akıl yakan zaman

                Ömrümün, büyük bir bölümü evde geçiyor olsa da, bilgisayar ve internet sayesinde, tüm dünya, her an ellerimin altında. Atıyorum, ben Sakarya’da iken, Urfa’da ters bir rüzgar esince, o rüzgarın haberi, saniyesinde benim ekranıma düşüyor. Bu, mükemmel bir imkan. Hele de benim gibi biri için, paha biçilmez, mucize tadında bir şey…

                Yaklaşık otuz yıl önce tanıştığımız internet ile beraber, iyi kötü, pek çok şey girdi hayatımıza. Yıllar ve asırlar boyunca önem verdiğimiz değerler, yavaş yavaş değersizleşip, hem öksüz, hem de yetim kaldı. Dün, yüksek ses ve kesin bir dil ile ‘’haram’’ deyip, günah bildiğimiz çoğu şeye, bugün, “olabilir ya, neden olmasın” demiyor muyuz?

Çok değişik bir değişim yaşıyoruz. Üstad Necip Fazıl’ın dediği gibi, şuan iki oluk var ülkede ve gerçekten de, bir oluktan nur akıyor iken, öbür oluktan kir akıyor. Ne yazık ki, biz millet olarak ta, iki oluğun tam ortasında, Araf’ın o dayanılmaz sancısını yaşıyoruz. Ve yine ne yazık ki, ne tam olarak kirlenebiliyor, nede tam olarak nurlanabiliyoruz. Çünkü son yirmi yılda, çok fazla rahat erdik. Bize özgüven lazım iken, biz egoyu, kibri ve hayata tepeden bakmayı, daha çok sevdik. “Hak davası” ruhumuzun değil, dış görünüşümüzün süsü oldu. Ve biz o süs ile önümüze çıkan her insana, efelenmeyi dava sandık.

Dediğim gibi, son zamanlarda, hem çok çabuk, çok fazla rahat erdik, hem de yürek dertsiz kaldı. Eee dertsiz kaldığı için de, derdin açtığı yere ise, isyan taht kurdu. İsyan yanına, üç vezir aldı. Sağ tarafındaki Vezir’in adı sabırsızlık, sol tarafındaki Vezir’in adı şükürsüzlük ve ortada duran Vezir’in adı ise, bencillik idi. İsyan, yürekte hükümdar olunca, üstad Abdurrahman Karakoç’un, “önce cumamız pazar oldu, bize ne olduysa, hep azar azar oldu” sözü gibi, biz insanlar da, yavaş yavaş değişmeye başladık.

İlk olarak, edep gitti elden. Zina, “seviyeli beraberlik” oldu, bir Müslüman, cesur bir şekilde itiraz edemedi. Televizyon ekranları, İslam’da haram olan, cici bici faiz reklamları doldu, Müslüman yine sustu. Sadece bunlar mı? Elbette değil. Akıllı telefon icat edildi, ailece sohbetler, tozlu raflara kalktı. Sosyal medya icat edildi, kendini pazarlamanın adı, “paylaşım” oldu. Geçen zaman ile beraber, yorum, beğeni derken, aaa bir baktık ki; yasak aşk olmuş, yasal aşk.

Saygı mı? O nasıl bir şey ki? Öğretmenine, “naber hocaaaa?” öğrencinin olduğu yerde, saygıdan ne şekilde söz edilir? Ya da doktor dövülen bir ülkede, ahlak var mıdır, edep var mıdır, ar var mıdır? Her şeyi geçtim, devletin polisine kafa tutulan bir ülkede, insaf var mı, vicdan var mı, insanlık var mıdır?

Evet, gerçekten de, akıl yakan bir zaman yaşıyoruz. Acil bir şekilde, aciz olduğumuzu hatırlarsak, hayata sahip olmak yerine, sahibimize teslim olsak, belki de zaman, akıl yakan değil, yüreğe şifa katan olur.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ömer Alikılıç - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Çelebi Akkuş - Emeğine yüreğine sağlık kardeşim. Yazın çok güzel

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 09 Haziran 20:57