Kentsel dönüşüm çıkmazı

Yöneticiler duymak istemiyor.

Duyuyormuş, dinliyormuş gibi yapıyorlar. Belirli aralıklarla ağzımıza bir kaşık bal çalıyor ama harekete geçmiyorlar.

Bu kentin dönüşüme ihtiyacı var!

Ben artık bu konunun mevcut yerel yönetimler tarafından çözüme kavuşturulabileceğine inanmıyorum.

Neden mi? Hemen belirteyim.

1999 depreminden beri bekliyor bu kent dönüşümü ama çok da geriye gitmek istemiyorum.

31 Mart 2019 seçimleri sonucu göreve gelen, kentimizin iki önemli belediye başkanı var. Önemli derken elbette 16 ilçemizin ve büyükşehir belediyemizin başkanı, bizler için hepsi değerli ancak olası bir kentsel dönüşüm projesinde başı çekecek iki belediyemiz olduğunu ifade etmek istiyorum.

Adapazarı Belediyesi ve Sakarya Büyükşehir Belediyesi.

Seçimden hemen sonra şahsen, gözümü bu iki başkanımızın çalışmalarına diktim ve olabildiğince yakından takip etmeye çalıştım.

Değerli başkanlarımız önemli çalışmalar yaptılar ilk günden bu yana. Emek verdiler, veriyorlar.

Halkla iç içe, sıcak ve samimi görüntü çiziyorlar.

Halkın gözünde “Mega Proje” olarak değerlendirebileceği bir adım atılmış olmasa da her yeni gün yeni bir proje duyuyoruz.

Bir kısmı hayata geçiyor, bir kısmı geçmiyor.

İşte benim için önemli nokta bu.

Bir türlü hayata geçirilemeyen en önemli projemiz; Kentsel Dönüşüm.

Hayata geçirmek derken bu konuda çalışmalar yapılmadığını kastetmiyorum ancak geçen iki yılın sonunda depreme dair riskli binaların yenilenmesine yönelik somut bir adım atılmadı, henüz tek bir bina yıkılmadı ya da gerçek bir yenileme projesi dahi görmedik maalesef.

Sn. Mutlu Işıksu da Sn. Ekrem Yüce de bu konuda açıklamalar yaptı dönem dönem.

Çalışıyoruz dediler, stratejik planlarımız hazır dediler. Master uygulama planımız hazır dediler ancak bir türlü kazma vurulmadı, vurulamadı.

Konunun teknik boyutlarına hakim, Kentsel Dönüşüm alanında yüksek lisans yapmış bir inşaat mühendisi olarak yazıyorum bunları.

Kolay değil. Mevcut çok katlı riskli yapılarımızı yerinde dönüştürmek bugünün imar yönetmeliğine göre mümkün değil.

Örnekse 5 katlı riskli bir binayı yıkıp yerine 3 katlı yapabiliyoruz mevcut sistemde.

Burada hak sahiplerinin bir kısmını rezerv alanlara yönlendirmekten başka çare yok.

Evet hak sahipleri bunu istemiyor. Merkezi konumda bulunan konutlarının yerine merkeze daha uzak rezerv alanlara yerleşmek istemiyorlar haklı olarak.

Bu anlamda kısa bir süre önce Sn. Ekrem Yüce tartışmalı bir açıklama da yaptı.

“Yıkacağımız yapılar kaç katlı ise yerine yine o sayıda kat yapmayı düşünmemiz gerekebilir” dedi.

Tartışmalı diyorum çünkü son Marmara Depremi’nden bu yana önce 2 kat sonra garaj üzeri 2 kat en son da 3 kat imar izni verildi bu şehirde.

“Özel imarla yapılan rant projelerini saymazsak!”

Şimdi 5 katlı hasarlı bir yapıyı yıkıp yerine yine 5 kat yapmaktan bahsediyoruz.

Pekiyi, bugüne kadar imar yönetmeliğine uyan halk sormaz mı, madem bu şehirde 5 katlı ya da 7 katlı bina yapılabiliyordu da biz neden yapamadık.

Ne derseniz deyin 2 ya da 3 katlı bina yapan hak sahiplerinin mağduriyeti söz konusu olacaktır.

Kaldı ki mevcut denetim sistemiyle bölgede 3 katın üzerinde yapı yapmak doğru mu? Hayır.

Çözüm nedir? Çözüm yine hak sahiplerini rezerv alanlara yönlendirmek.

Bu kolay mı? Asla değil ancak doğru yol izlenirse neden olmasın. Nasıl mı? Örnekleri var.

Kentsel dönüşüm meclisleri kurulmalı.

Halk, yerel yönetimler, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve uygulayıcı firmalar bir araya gelerek belki aylarca sürecek toplantılar yapmalı.

İtalya’da, Milano’nun kalbinde Porta Nuova Kentsel Dönüşüm Projesi var. Hak sahipleriyle yüzün üzerinde toplantı yapılmış ve müzakere süreci projeden uzun sürmüş.

Sonuç ise inanılmaz. Dünyanın en önemli ve başarılı kentsel dönüşüm projesi olarak literatürdeki yerini almış.

Rezerv alanlar bir şekilde cazip hale getirilse bu sorun çözülür. Halkı ikna etmek ancak bu şekilde mümkün.

Ama ne dedik, müzakere. Ne yazık ki mevcut “ben yaptım oldu” yönetim anlayışı buna pek uygun değil fakat başka yolu yok.

2000’den bu yana 21 koca yılı kaybettik bu konuda. Bugün kolları sıvasak bile olgunlaşma süreci olacak. Bu nedenle artık kaybedecek vaktimiz yok.

Depremin ne zaman olacağını bilmiyoruz. Yarın olmayacağını garanti edebilir miyiz? Hayır.

Tüm bu gerçekler ışığında temennimiz;

Büyükşehir, Adapazarı ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı el ele, şehrin tüm dinamiklerini de yanına alarak elini taşın altına sokması.

Depremi unutmadık, olası bir depremde canımız bu kadar yanmasın, tek derdimiz bu.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Oğuzhan Gündüz - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.