Doğa söz konusuysa, gerisi teferruat

“Farkında mıyız ?

Nefesin azizliğinin,

Toprağın bereketinin,

Suyun nimetinin,

Gökyüzünün,

Mevsimlerin,

Dikenin ucunda açan çiçeğin,

Deniz'in dibindeki İnci'nin,

Farkında mıyız ?"

Farkındaymışız...!

Yaşadığımız beldenin değerinin... Genciyle yaşlısıyla her birimiz severmişiz Kocaali' mizi.

Ulaşabildiğim kimselerle konuştum. Bu konu hakkında fikrini beyan edenlere ulaştım. Adının verilmesini istemeyen bir çok kişi var.  Bu beni çok düşündürdü...!  Eeee ...Biz ne diye böyle olu-orta yazıyoruz o zaman...?

Tırsmadım değil...!

Günlerdir düşünüyorum yazacaklarımı. Cümleleri planlıyorum. Beğenmediğim paragrafları değiştiriyorum. Yazacaklarımı zihnimde düzenliyorum. Niyetim kimseyi kırmak değil. Çünkü sadece, Kocaalim'iz için iyi bir şeyler yapabilmek. Hepimiz gibi.

Zihnimde kurduğum tüm cümleleri tekrar, tekrar dizayn edip durdum tüm hafta. Amaç "Ūzüm yemekti" çünkü. "Bağcıyı dövmek" değil...!

Ve; şunu öğretti bana yaptığım işim; "Kimsenin ayağına basmadan hakikati anlatmak mümkün değilmiş."

Hele ki bu günlerde. Ülkemizin ciğerleri yanarken nasıl doğaya düşman bir karar verilebilir.

Şu kadar hektar alanı yakalım açalım, sanayi kuralım... Kim diyebilir ki artık...?

Ne farkımız kalır o katillerden? Doğayı korumak sadece ormanı yakmamakla da olmuyor galiba.

Günde kaç tane plastik su sişesi kullanıyorsunuz? Kapıda kaç arabanız var? Yada, döşemesini beğenmediğiniz koltuklarınız ne renk olsun? Ya evinizin boyası... Yeni çıkan süpürge daha mı iyi süpürüyor...?

Tamir etmeye ne gerek var yenisi alınır dediğimiz ne çok şey var. Kaçımız ayakkabımızı tamir ettiriyoruz.

Ne alaka değil mi? Biz belirliyoruz bu Organize işleri. Arz talep. Doğayı koruyalım... Sanayi istemiyorum derken içi dolu olmalı söylediğimizin. OSB yada pandemi bize doğanın ne değerli bir şey olduğunu gösterdi...

Ne yediğimizin ne içtiğimizin ne giydiğimizin değeri yoktu. Doğayı istedik. Zincirlerle bağlı kalmak gibiydi doğa ya adım atamamak. Doğasızlık!..

Koskoca  Sanayinin gelebilme düşüncesi bile  korkuttu bizi...

Acaba diyorum!.. Acaba!.. 

Biz kendimiz daha minik, daha bizi sarsmayan minnak bir sanayi bölgesi niye kurmadık?

Şöyle derli toplu bir yerde... Bunu niye akıl edemedi ki baştakiler? Neler yapıldı Kocaali'mizin gençlerinin dışarı gitmemesi için?... İş sahası yardımı yapıldı mı ki?

Ya da?

Aklım da ki deli sorular, gençlerle konuştuktan sonra daha bir delirdi. Yılana sarılalım diye mi her şey?

Konuştum...! Çok kişiyle konuştum. Önce şunu sandım. Herkes kendi siyasi partisinin ağzıyla konuşuyor "zan" nettim. Hayır...!

Reis'te de hissettiğim tedirginlik normal halkta da vardı... Konuştuğum kişiler de şunu gördüm. Doğru iz üzerinden gidenler aynı sonuca çıkmışlar. Yani senaryo ters ten yazılmış gibi...

Vayy be dedim!.. Hemşehrilerim de benim gibi Sherlochs Holmes olmuş...

Niye Turizm Bölgesi olmamıza rağmen desteklenmiyoruz? Yada desteklemiyoruz?... Yada hiç bir şey yapmıyoruz...? Yoksa, yapamıyor muyuz?

Doğuda Melen  nehri, batıda Maden deremiz var. Güneyde Çam dağı. Kuzeyde Deniz'imiz... En güzel kum bizde. Fındık bizde... Doğa bizde...

Yakında liman var. Eeee, demir yolu da geliyor...

Un var..! Şeker var...! Su var...! Heyyy...!

Kim Kocaali’nin helvasını yapmaya hazırlandı bunca yıl? Derler adama...! Bunca hazırlık,  bunca senaryo...!

İşsiz kalan Kocaali'min gençleri... Yılana sarılın... Pardon OSB'ye...!

Galiba bu OSB'nin talep ettiği yerler de fındıklıklar var.

Ata'larımızın diktiği fındıklar. Alın terleri...! Önce düzeltiler araziyi... Sonra tek, tek taşını,  kayasını temizlediler... Bir, bir diktiler fidanları... Aç susuz kaldılar belki. Emekleri mirasımız oldu.

Bize sadece "sahip çıkmak" düştü. Sadece...!

                Şu anda fındık diken tek bir "ATA" mız hayatta yok. Biz bedava sahip olduk bu fındıklıklara... Emeksiz...!

"Zan"nederdim ki, rahat elden çıkarırız. Ama şunu gördüm...! Herkes sahip Ata'sının emeğine, toprağına... İşte bu dedim...

Gönül ister, iş alanları olsun. Fındığımız, hobimiz ek gelirimiz olsun. Olmadı...

Gençlerle konuştuğumda desteklemeyen gençlik gördüm. Geleceğimiz gençlerimizdir. OSB değil...

OSB ye kafa yorduğumuz kadar, bu gençler için de ne yapalım diye de düşünmeliyiz?...

Kırk katır mı?...

Kırk satır mı, istersiniz diyen bir OSB disiplinine ve vaadine biz ve bizim gençlerimiz ayak uydurabilecek mi?

Aslında OSB'ye şu taraftan da baktım.

Sanayiciler ve denetleyenler gerçekten iyi niyetli ve ahlak abidesi kimseler olsalar bile... Yine de düşünmek gerek niye diye...?

Türkiye tarımının %25'ini üreten Trakya, 21 OSB ile hançerlendi. Kim karar verdi buna? Daha verimsiz alanlar yok muydu? Tarım olanağı olmayan alanlar...

Bunlarında erkanları vardı mutlaka. Denetleyeni... Araştıranı... Bilirkişileri...

Marifet.... Her bölgenin bir marifeti vardır. İnsanlar gibi... Sesi güzel olan şarkı söylesin... Tarım bölgesi Tarım üretsin... Turizm Bölgesi turiste hizmet versin.

Amma...!

Tarımı yok edip, ağacı kesip, suyu zehirleyip, Turizm  mi yok sayıp, hizmet verecem demek densizliktir.

Olana olanak versene... Olana destek... Ya yürü git derler adama...!

                Teknoloji olmadan yaşayabiliriz. Plastik olmadan da. Boya olmadan da... Ve, bir çok faso- fiso... Ama, hava ve su... Olmazsa olmazımızdır... En bedava ihtiyacımız olsada, en pahalıya mal olacak ihtiyacımızdır. Bunlarda doğa var. Hem de bedava...!

Tüm OSB’lerde %20 yerli halk çalışıyor. (Edindiğim bilgi bu). Geçen haftaki yazımda bilgi sunmuştum. Sol beyinlik bir yazıydı. Eril...! Mantık içeren...

Fakat, bu hafta sağ beyinle yazdım. Anaç tarafımla. Maneviyatla... Memleket sevgisiyle... Doğa sevgisiyle... Hümanist tarafımla. Taraf'ımla... Gördüm ki tüm Kocaali hem fikir olmuş bu konuda...El-ele ... İsteyende,  istemeyen de bir yerlerde birleşiyor.  Ve, siyasi düşünceler geride kalmış "KOCAALİ" için.

En yetkili kişiler de de hissettiğim  tedirginlikler ve bir "Ebeveyn" sorumluluğu  tüm halkta mevcut... Gençlerin  fikirlerine hayran kaldım.

Bir de şu var. Benim naçizane fikrim. Benimde içinde bulduğum dışarıda ikamet eden Kocaali'lerin fikirlerinden ziyade, Kocaali’yi mesken tutmuş kişilerin fikirleri daha bir önemsenmeli...

İşte o kişilerle konuştum...

Gözünde yaşla konuşan Cengiz Murat Altuntaş arkadaşımın söylediklerini önemsedim... "Bu cehennem gibi yaşadığımız günlerde, cennet gibi bir kasabada yaşadığımız daha anlaşılır oluyor. Görevimiz; burayı bozulmadan, yıktırmadan gelecek nesillere devretmektir."

İşte bunu söyledi. Hepimizin adına... Vekil öğretmenlik yaptığım dönemim var benim. Afacan, enerjik bir çocuk vardı. O çocuğu da dinledim. Biraz keskin dille anlatsa da, ben ayıkladım o keskin taraflarını. Kim mi? Şerif Sarı...

Duyar gibiyim... Sol taraf dinlenmiş. Muhalefetle konuşmuşsunuz. Hayır...! Her iki tarafı da dinledim. Aslında  muhalefetten sadece iki kişiyi dinledim. Niyet ve  fikirler hep aynı... Aynı güzel duygularda seviyoruz ve düşünüyoruz Kocaali'yi. Hatta bazı cümleleri bile aynıydı. Şaşırttı beni bu cümleleri...

Ahmet Acar bey ve Şerif Sarı bey. Aynı dönemin gençleri. Aynı yıl mezun oldular. İdeolojik fikirler ayrı olsa da, niyetler ve çıkarlar aynı geldi bana. Ahh birde icraata geçilse. Kimseye muhtaç olmadan artık bir şeyler yapılsa... Güçler birleşse...! Gençler dinlense, desteklense... Önemsense...! El-ele verilse. Voltran oluşturulsa... Heyt bee...! Neler olur... Neler...!

Kocaali için ve kendileri için bir şeyler yapmaya  çalışan gençlerle konuştum. Birçok paylaşımları ciddiyetle dinledim, okudum... Şunu gördüm, şuna inandım. Biz El-eleyiz bu konuda...

Burası bizim Eller... Ellere yer yok diyen bir "Bir"lik gördüm. Sevindim...! Hele ki, Vatanımızın ciğerlerinin yandığı bu günlerde, değil bir dönüm, bir ağaç bile çok önemli bizim için.

Neye karar verilirse hayrımıza olsun. "Farkında mıyız ? İnsanız ya işte. Hevesimiz dünyalık şeylere... Hepsi boş, hepsi beyhude.. Oysa mana çok, çok derinlerde; Özde, içte, ince, inceliklerde...”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Seyhan Arslan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.