Müslümanın üç misyonu

Yüce Allah’ın gönderdiği tek din İslam’dır. Hz. Âdem (AS) ile başlayan bu süreç Hz. Muhammed (SAV) ile tamamlanmıştır. Böylece tamamlanmış bu dini kabul eden bir insan Müslüman olur. Ancak kişi Müslüman olarak görevini tamamlamış olmaz bilakis asıl görevleri bundan sonra başlar. Kur’an’ın ifadesi ile artık kişi hakkıyla gören gözlere, işittiğini anlamlandıran kulaklara ihtiyaç duyar ve bunlardan çıkan verileri akli ve kalbi melekeleri ile yorumlayarak içselleştirir. Aksi halde içi boş bir kabuğa (mesela fındık) dönüşür ve birilerinin oyuncağı olur. Bu arada ayrıca içi dolu olsa da çürümeler meydana gelebilir. Bu bağlamda Müslümanın üç misyonu vardır:

İlk misyonu bireysel gelişimdir. “İki günü eşit olan zarardadır” hadisinin ışığında kendini sürekli yenilemeli ve geliştirmelidir. Bir bakıma takılmış bir plak gibi olmamalıdır. Her gün üzerine bir şeyler koymalıdır. Bilgi (ve bilinç), bilgi (ve aksiyon), bilgi (ve estetik), bilgi (ve ahlak) paralelliği hayatının vaz geçilmez bir vizyonu olmalıdır. Özetle İslami hayatını sürdürecek bilgiye, doğru karalar almasını sağlayacak iradeye ve iradesini hayata geçirecek güce ulaşmak için sürekli bir devinim içindedir. Bu onun Yüce Allah’ın yeryüzündeki halifesi olma adına yapması zorunlu olan bir görevidir ve ölünceye kadar devam edecektir. Böylelikle oyuna gelmeme ve oyunu görmek için gaflet, dalalet veya hıyanete düşmeme adına gücünü son damlasına kadar kullanarak mücadele (veya mücahede) eder, etmelidir.

İkinci misyon ise cemaat çalışmalarıdır. Yani komşuları, mahallesi, grubu, derneği, iş yerindeki arkadaşları vs. konusunda yapacağı etkinliklerdir. Bu açıdan bakıldığında kendini içinde bulunduğu gruplardan soyutlayamaz. İlgisini ve ilişkilerini sınırlı ve sorumlu olacak şekilde yapılandırmalı ve üzerine düşeni yapmalıdır. Selam vermek ve almak, üzüntülerini paylaşmak, davetlerine icabet etmek, yanlışları konusunda uyarmak veya onların uyarılarına kulak vermek gibi. Bu konuda şunu söylemek elzemdir; içinde bulunduğumuz gruptan etkilenerek yön bulmak gerekir ama her topluluğun bozulma riskine karşı içinde bulunduğumuz gruba yön vermek de çok önemlidir. Bu ise sürekli uyanık olmayı ve tavır koymayı gerektirir. Yani buradaki görevimiz “bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete” şarkısını söylemekten ibaret değildir.

Üçüncü misyon cemiyet olma ideali ve bu yönde koyulan tavırlar, seçimlerdir. Önce kendi ülkesinde birlik-beraberlik çalışmalarını yaparken, bölgesel, etnik, parti, grup ve cemaat ayrımı yapmaksızın kucaklayıcı bir tavrın içinde olur. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus kendini bütünün tamamlayıcı bir parçası olarak görmeli, kendi içinde bulunduğu parçanın (parti, cemaat, grup veya muhtelif birlikteliklerin) bütünün kendisi olduğunu zannetmemelidir. Aksi halde bu birlik-beraberlik meydanlarda söylenen bir şarkıdan öteye geçmez. Diyelim ki misyonun bu kısmını tamamladık, bu işi tamamlamış sayılabilir miyiz? Elbette hayır, çünkü dış güçler engellenemediği takdirde bu durumu çabucak bozacak işlere girişeceklerdir. O halde bu görevin ikinci aşamasına geçilmelidir. Önce kendi yakınlarımızla yani komşularımız, aynı inancı paylaştıklarımız, aynı geçmişe sahip olanlar ve son olarak zulme ve zalime karşı duran onurlu ülkelerle nitelikli birliktelikler yapmalıyız. İslam birliği, Türk birliği ve anti emperyalist diğer ülkelerle yapılabilecek birliktelikler gibi. Hani Sultan 2. Abdülhamit’in bu yönde Japonya ile yapmaya çalıştığı bir iş birliği girişimi vardı, gerçi tamamlanamadı ama bize bir fikir verebilir.

Yazımızı sonlandırmak adına şöyle bağlayalım: Eğer kendinizi düzeltmez, geliştirmez ve gerektiğinde değiştirmezseniz içinde bulunduğunuz grup düzelmeyecektir. Eğer içinde bulunduğunuz grubu doğruya yönlendirmez veya doğru yönde olanları desteklemezseniz ülkenizi ve dünyayı değiştirip düzeltemezsiniz. Trajik olansa dünya iyi yönde değişmedikçe sizin iyilik adına yaptıklarınız havanda su dövmekten öte geçmez.  Sonuç olarak Ziya Paşa’nın şu beytini söyler dururuz:

“Onlar ki verir lâf ile dünyaya nizâmât / Bin türlü teseyyüp bulunur hânelerinde”

(Onlar ki dünyaya lâf ile nizam verirler. Onların hanelerinde -yani yaşadıkları ortamlarda- bin türlü ihmalkarlık, düzensizlik ve lakaytlık görürsünüz.)

 

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Tarakçı - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.