Kendini bulmak

"Kendin olmayı yeniden öğrenmen gerek- yıllar yılı unuttun onu yalnızca: "koşullar"a, "hayatın akışı"na, "sorumlulukları"na falan bağlamaya kalkışma- bahane bulmaya çalışma: Sendin, sendeki asıl senin anlamını, önemini, değerini göz ardı eden korkaklıkla işin kolayına kaçan...

O işte şimdi hesabını soruyor o sahici senin, senden:

ne yaptın sen sana?!..."

"de ki işte

Oruç Aruoba"

Yorum;

Heyy, bu nedir diye elimden bırakmak istediğim kitaplardan birini okudum?...

Beyin yakan cinsinden.

Anladım mı...?

İşte, onu bilmiyorum.

Son sayfaya kadar umudum vardı. Ama, o da yok şu anda.

Bende merak ediyorum yorumumu.

Hadi Bìsmillah...!

Evet; bir felsefecinin kitabını okudum.

Eflatun'u (Platon) okuduğumda bu kadar zorlanmasam da Nietzsche'nin "Öyle buyurdu Zerdüşt’ünü iki defa elimden bırakmışlığım vardır.

Yazar kitabı üç bölümden yazmış.

Felsefe.

Yaşam.

Ölüm.

Felsefe kısmı zorladı beni.

Anlayamadım mı...?

Ya FELSEFE bana göre değil, yada ben felsefeye göre değilim.

Felsefeyi anlamak için, yeterli malzemem mi yok acaba diye düşündüm?

Var...!

Felsefeyi anlamak zihinseldir.

Zihnim, felsefenin ve yazarın, kelimelerinin dansından allak bullak.

Madem felsefe, dinginlik umudu.

Çalkantılardan kurtulma umudu...

Kaostan, düzen yaratma umudu...

Huzursuzluklardan çıkan, huzur umudu.

Var olma umudu...

Evet; konu varoluşsal, ama ifade zihinsel.

Varoluşsal konuları, mutlağın bilgisini, zihinde değil de, kalpte aramayı sevenlerdenim.

Doğru yerde.

Tasavvuf bilgeliği bunu söyler.

Kalpten görmeyi. Kalp gözüyle bakmayı...

İdrak ve farkındalık ruhsal anlayış gerektirir.

Zihinde anlamak, gerçek anlamak değildir. Zihin de yük olur.

Zihinle hiç bir şeyi çözemeyiz. Fakat sevginin çözemeyeceği hiç bir şey yoktur. Hele ki konu, varoluşumuzsa.

Mutlak varlığımızsa.

Öze kavuşmaksa. Özümüzü, göle, denize değil de okyanusa ulaştırmaksa.

Hadi o zaman kalp le bakmaya...

Kalpte yorumlamaya.

Deneyimlerimizle, yaşadıklarımızla var oluruz. Bilincimiz bunlarla yükselir.

Deneyimsiz bilgi hiç bir şey ifade etmez.

Deneyim bilince geçer. Bilincimizin yüksekliği kadar varırız. Göle- denize-okyanusa.

Yazar, en anlaşılır bölümü "YAŞAM" kısmında yazmış. Burası bildiğim yerden geldi.

Bir film seyrederken hep şöyle düşünürüm. Sondan başlayarak mı yazılıyor bu senaryo diye?...

Acaba...!

Son belli...

Ve; o sona getirecek kurgular, tek- tek belirleniyor.

Senaryo belli. Replikler belli. Konu akışı belli. Yönetmen ne derse...

O...!

Eeeee...!

Peki özgür irade nerede...?

İşte, o da oyuncunun oynadığı oyunu fark edişinde.

Fark etmekle başlar her şey...

Hayattaki rolünün, memnun olmadığın yerlerini değiştirmek için, kendini dönüştürmekte.

Her an dönüştürüyoruz kendimizi aslında.

Her olay her oluş dönüşümümüz için.

Görmek gerek...

Fark etmek...!

VE...;

Cesaret...!

Zor iş...!

Kabuk değiştirmek gibi.

Kendini tımar etmek gibi.

Kömürü, sabırla tıraşlayıp elmas yapmak gibi...

Ama hayat bunuda sunuyor. Mürit olmak istediğinde mürşit veriyor.

Bu dönüşüme, gereken şartlarda var tabii.

Bir Yunus olmak zor.

Hep düşünürüm, acaba Moğollar Yunus'un köyünü, ailesini, çocuklarını öldürmeseydi "Yunus" olabilir miydi diye?

Yunus olmak kolay değil, ölmek gerek...

"ÖLMEK" gerek illa.

"OLMAK" için...!

Bırakmak gerek...

Bırakabilmek...! Kimliklerden kurtulmak gerek.

Hayattaki mevki, şaşaa, gösteriş gibi şeyleri bırakmak...

Biz yoldan çıktığımızda, yolumuza yön veren rüzgarlar, fırtınalar var.

Yada yönümüzü bulmamız için, rotamızı doğrultan yön veren fırtınalar var.

Birde yol haritaları var... Okumak gerek tabelaları...

Akışa kaptırmak gerek kendimizi.

Direnmeden!..

Galiba..

Fark-ettiysen, her şeye eyvallah demek düşüyor.

Yaradan neylerse güzel eyler.

Olanın ardındaki hayrı görmeye başlamak, sarsılmadan  olmak gerek.

Ölümden sonra var olabiliriz.

Zaten ondan öncesi ölüm...

Yaşamımızdan çıkan her şey ölümümüzdür.

Çocuklar evlendiğinde ölürsün.

Annelik kimliğin bitmiştir.

Eş kimliğin bitmiştir ölürsün.

Emekli olduğunda ölürsün.

İş kimliğin bitmiştir.

Farklı bir memlekete gitmek ölümdür.

Misyonu bitmiş her şey ölür.

Her şey ölümsüzdür. Kimlik ölür.

Her ölüm, fırsattır tekamülünde. Sunulan bir hediye.

Ve; sen bunu görebilirsen hafifleyeceksin.

Bırak, olması gereken ne varsa bırakılacak.

Ruhsal kimliğine tekamül edeceksin.

Bu yük, kötü bir davranış yada  çevre olabilir.

Sana ve bütüne iyi gelmeyen her şey...

Menfaat, çıkar, öfke, ego gibi ...

Karga sürülerini. Kalabalıkları!

Çöpe atmak gerek.

Kaçmak...!

Şarjımızı düşüren ne varsa.

Şöyle der Yaradan;

"Yalnızken size dolarım".

Aruoba'da aynı fikirde.

Felsefeci olmak için, kalabalıklardan uzaklaşmak gerek diyor.

Felsefeyi anlamak içinde aynı yöntem gerekir.

Kabın kadar alırsın der Mevlana.

Algım kadar aldım ve yorumladım.

Bunun daha ötesi var tabii ki daha çok anlamı.

Derin!

Tek kitapla, o derinliğe girmek, zaten olmazdı.

Zaten zorlasam da olmazdı.

Daha olmak gerek. Daha anlayabilmek için...!

Olmayı diliyorum.

Anladığım tek şey bu...

Olmak için lazım gelen, cebimde ne kadar taş var.

Cebim ne kadar!..

Kendimi yontmalıyım.

Kömürü elmas yapmalıyım. O özü bulmalıyım.?

Erdemli davranışlar, bütünün hayrınadır. Bu hayra hizmet etmeyen tüm davranışlar ölmelidir.

Doğru çöpe!..

Ohh be! Bitti.

Okuyunuz.

Okutturunuz desem de siz bilirsiniz.

Nasip işi...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Seyhan Arslan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.