HER ÖĞRETMEN BİR KİTAP

Prof. Dr. Muharrem Dayanç
Seneler önce yöneticilik yapan eğitimci bir büyüğüm ile konuşuyorduk. Öğrencilerin her türlü ihtiyacını karşıladıklarını, bunu yapmak için de ne denli fedakarlıklarda bulunduklarını uzun uzun ve tek tek anlatmaya devam ederken, özür dileyerek sözünü kestim ve bir soru sordum. Gururla ve dostlukla dolu havayı bir anda tersine çeviren basit bir soruydu bu:
-Değerli hocam, bütün bunları yaparken öğrencilere de ne istediklerini, nelere ihtiyaçları olduğunu sordunuz mu?
Cevap, bizi ve eğitime bakışımızı özetleyen bir itiraftı aslında:
-Hiç aklımıza gelmedi.
Oysa ben, sınıfın hangi renge boyanmasının bile öğrencilerle birlikte kararlaştırılmasının doğru olduğunu düşünen bir eğitimci oldum hep. İç karartıcı ama çabuk kirlenmeyen renkleri sevmedim, mavi mavi sınıflar hayal ettim hep. Öğretmenleriyle, öğrencileriyle daha da renklenen sınıflar.
Yıllarca “Türkçe” ve “Türk Dili ve Edebiyatı” öğretmenliği yaptım. Çeyrek asırdır üniversitelerde bu branşlarda öğretmenlik yapacak insanlara ders veriyorum. Bugüne kadar mesleğimle ilgili yetkili/etkili bir kişi bile bana tecrübelerimi sormadı, ben de anlatmadım. Oysa bu mesleğin her ayrıntısı üzerine, öğretmeninden öğrencisine, eğitim araç ve gereçlerinden mekânına kadar bir şekilde kafa yordum, tıpkı diğer öğretmenler gibi. Bunlar evrensel anlamda ufuk-çağ açacak, sınıf atlatacak şeyler olmayabilirdi, ama benim bireysel tarihimde oldukça anlamlı ve değerliydi.
En basit dil ve edebiyat bahislerini bile girdiğim sınıfların seviye, dikkat ve algılarına göre, öğrencilerin anlaşılabileceği tarzda onlara sunmaya çalıştım. Bunu ne kadar başardım bilmiyorum ama zaman zaman öğrencilerimin takdirini de almadım değil. Otuz yıldan fazla zamandır yürüdüğü yolu tamamlamaya yakın bir öğretmen olarak geriye dönüp baktığımda elbette birçok eksik görüyorum kendimde. İnsan öğretmense kendini tamamlamaya bazen bir ömür yetmiyor. Çünkü bilgi de bilginin aktarıldığı insanlar, zaman ve bağlam da sürekli değişiyor. Dinamik ve sürekli değişen bütün bu unsurlar size de değişmeyi ve gelişmeyi dayatıyor. “Oldum” dediğinizde başka bir eksiğin kapısı aralanıyor.
Hangi perspektif ve algıdan hareketle bakılırsa bakılsın, nitelikli bir eğitimin merkezinde “öğretmen” yer alır. Bu benim fikrisabitimdir. Öğretmenin donanımlı, öğrenmeye, gelişmeye, değişmeye, eleştiriye açık olduğu yerde bir kısım sorunların olması hiç de önemli değildir. Merak etmeyin bütün bu eksiklikler en kısa sürede giderilecektir. Hatta bu sorunlar, öğrenme ve öğretme sürecinin bir parçasına dönüşecektir. Çünkü bilgisiyle, görgüsüyle, becerisiyle, sınıfa giriş ve çıkışıyla, soru sormasıyla, sorulan sorulara cevap verişiyle, olgunluğuyla, hasılı bütün bu birikim ve tecrübesiyle sınıfı dolduran öğretmendir. Solduran da.
Ders, derste öğrenilir ve öğretilir. Ödev ve benzeri sorumluluklar, ancak öğrenci ihtiyaç duyarsa devreye girmelidir. Sadece tekrardan oluşan ve bir şekilde zaman kaybına neden olup öğrenciyi gereksiz yere yoran uygulamaların, öğrenme sürecine herhangi bir yararının olduğunu düşünmüyorum. Öğretmen dersi derste öğretmeyi başaran, zor bahisleri aslî ortamında ikmal eden insandır da. Bu da onun sınıfı doldurma görev ve işlevine dahildir. Hem de hiçbir mazerete sığınmadan. Alanının bütün inceliklerine vâkıf ve hâkim bir yaklaşımdan hareketle.
Ayrıca ve bilhassa, eğitimin bütün plan ve programları öğretmenleri bilimsel anlamda zinde tutma üzerine kurulmalı ve kurgulanmalıdır. Bakanlığın ve yerel paydaşlarının imkânları bu nihaî hedefin gerçekleşmesi için seferber edilmelidir. Mesela; öğretmenevleri başarılı öğretmenlerin yazın tatille ödüllendirildikleri yerler olmalarının yanı sıra bu tür aktivitelerin de ana mekânlarından birine dönüştürülmelidir. Öğretmenlerin parayla kaldıkları değil, herhangi bir bedel beklemeden ağırlandıkları yerler bir başka deyişle.
Eğitimin bütün unsurları içerisinde en önemlisi öğretmenler ise mevcut dersler içinde tartışmasız en önde geleni ve diğer branşları direkt olarak etkileyeni “Türkçe” ve “Türk Dili ve Edebiyatı” olmalıdır. Önyargılardan ve alan taassubundan kaynaklanan nedenlerle başka dersleri öne çıkaranlar dışında, eğitimcilerin bu görüşe kolay kolay karşı çıkacağını sanmıyorum. Dil yetkinliklerini edebiyat potasında sağlamlaştıramayan diğer branş öğretmenlerinin öğrencileriyle sağlıklı iletişim kurmaları kolay değildir. Dolasıyla “Türkçe” ile “Türk Dili ve Edebiyatı” dersleri sıradan birer ders değil, bireyin kendini tanımasından ifade etmesine/tamamlamasına kadar muhtacı olduğu bir kültürlenme ve bilgilenme kaynağıdır. Dil ve edebiyatla açılmayan yollarda ne doğru dürüst matematik öğrenilir/öğretilir ne felsefe yapılır. Fiziğin, kimyanın, coğrafyanın, sosyolojinin, psikolojinin, tarihin vb. zor ve gizemli bahislerine vukufiyet de ancak nitelikle bir anlama ve kavrama gücüyle mümkündür. Hatta, Türkçe ve edebiyat derslerinin nitelikli bir şekilde işlenemediği yerlerde yabancı dil öğrenmek de öğretmek de kolay olmasa gerektir.
Bu kadar gevezeliği niçin yaptım hemen söyleyeyim: “Türkçe” ile “Türk Dili ve Edebiyatı” derslerinin önemini anlatmak için. Bu dersleri hak ettikleri şekilde öğrencilere aktarmak/anlatmak nitelikli edebiyat öğretmenleri yetiştirmekten geçiyor. Sonrasında önemli izler bırakmış birçok insanın/yazarın yolunun bir şekilde lise öğretmenliğinden geçtiğini biliyoruz. Recaizâde Mahmut Ekrem’den Tevfik Fikret’e, Tanpınar’dan A. Hâşim’e, Nurettin Topçu’ya, Necip Fazıl’a, Tahir Alangu’ya, Behçet Necatigil’e, Faruk Nafiz’e, Erdem Bayazıt’a, Arif Nihat’a kadar uzar gider bu yol. Dünyadaki eğitim ekollerinin birçoğunun lise üzerinden inşa edilmesi, tanınmış pek çok yazar ve filozofun liselerde öğretmenlik yapması bu sürecin ne kadar önemli olduğunu bize gösterir.
Liseniz zayıfsa üniversiteniz cılızdır. Veya bir başka ifadeyle liseniz nasılsa memleketiniz de öyledir.
Liselerde “Türk Dili ve Edebiyatı” öğretmek için kitaba gerek var mı? Bence yok. Somut ve dondurulmuş bir kitabı, nitelikli bir edebiyat eğitiminin önündeki engellerden biri olarak görüyorum. Peki, olacaksa nasıl olmalı? Öğrencilerin de beğenilerine, tekliflerine açık, yenilenen, güncellenen bir kitap olarak. Yeni çıkan yayınlardan da iktibaslar yapılan, bunlara yüz çevirmeyen. Yaşayan yazarların da hem yazarak hem eleştirerek katkı sağladıkları. Capcanlı, hayat dolu bir kitap. Sınıftaki öğrencilerin duyarsız kalamayacağı ve hemen hemen her sömestr zenginleşen bir kitap. Dil ve edebiyattaki birikime sırt çevirmeyen ama yenilikleri de ıskalamayan bir kitap. Bir veya birkaç kişinin zevkine göre hazırlanan, kurgulanan değil. Temel ilkeleri belirlendikten sonra bütün katkılara açık bir kitap. Dil bilgisini canlı örneklerle anlatan bir kitap. Yaşayan dile sırt çevirmeyen bir kitap. Tıpkı öğretmenler gibi sürekli yenilenen bir kitap. Fakat bu kitap biraz da öğretmenin kendisi olmalıdır. Öğretmenle zenginleşmeyen bir kitap, içeriğinde ne taşırsa taşısın mahzundur, çaresizdir.
Kaplan Hoca gibi hep bir lisede öğretmen olmak istedim.
Öğrencilerinin kahramanı olan bir öğretmen.
Liselerde edebiyat eğitiminin olmazsa olmazı öğrencilerin elinden tutup onları dil denen dünyanın, edebiyat denen rüyanın/pınarın başına kadar getiren öğretmenlerin varlığıdır. Sadece şiir, roman, öykü, deneme çözümlemesi yapan değil, aynı zamanda bunların hepsinin nitelikli birer okuru olan öğretmen. Hatta bunları kaleme almaya gücü yeten bir öğretmen.

Not: Bu yazı Karabatak dergisinde (Temmuz-Ağustos 2021) yayımlanmıştır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ömer Emecan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.