Pandeminin sosyal etkisi

Geçenlerde denk geldiğim bir makaleden bahsetmek istiyorum bu hafta sizlere. Makalenin başlığı “Sosyal medya mutsuz, gıda tüketim bağımlılığı mutlu ediyor.” Başlığı ilk okuyunca herhangi bir varsayım üzerine yazılmış bir cümle gibi gelebilir ama tümüyle okuyunca anlaşılıyor ki aslında bu TÜBİTAK tarafından desteklenen bir proje. Pandeminin başından tutun yaşanılan dalgalara kadar derinlemesine araştırmalar yapılıp, ortaya çıkan bu projede pandeminin birinci dalgasının yaşandığı 20 Temmuz-10 Ağustos ile ikinci dalgasına denk düşen 20 Kasım-10 Aralık 2020 tarihleri arasında iki ayrı dönemde gerçekleştirilmiş.

Yaşanan bu iki dalgayı da göz önünde bulundurarak yaş aralığının 26-55 olduğu ortalama 710 katılımcıyla görüşmeler yapılarak, bu katılımcıların uzunca bir dönemi kapsayan pandemi sürecinde ekonomik, sosyal, psikolojik hatta bunların yanı sıra gıda tüketim, sosyal medya bağımlılığı gibi birçok buna benzer davranışlar ve alışkanlıkları incelenmiş.

Tüm bu incelemeler yapıldıktan sonra varılan sonuç şu ki; normalleşmenin başladığı andan itibaren geride bıraktığı pandemi sürecinde kendini sosyal olarak araştırmaya, geliştirmeye ve yeni beceriler öğrenmekle meşgul eden kesim normalleşmeyle birlikte eski hayat düzenlerini çok rahat bir şekilde devam ettirirken, sosyal medyaya gereğinden fazla bağlı olarak ve kendini insanlardan soyutlayarak geçiren kesim ise tam aksine kurduğu asosyal sanal ortam yüzünden eski sosyal ortamını geri kazanmasıyla beraber ciddi bir adaptasyon süreci yaşamış. Kurdukları kalabalık ortamlara rağmen kendilerini yalnız hissetme ve izolasyon şartlarının psikolojilerinde yarattığı kırgınlıklardan dolayı eski hayat düzenlerine geri dönmek bu insanlar için tahminlerinden çok daha zor olmuş. Çünkü bu süreçte insanlarla yüz yüze görüşemedikleri için sarıldıkları sosyal medya belli bir zaman sonra sosyal ihtiyaçlarını tam karşılayamadığından dolayı hayatlarında mutsuz olma problemini ortaya çıkarmış.

Peki, “bu bilimsel araştırmadan çıkarmamız gereken ders ne?” derseniz hayatımızın belli dönemlerinde “kendimizi toplumdan soyutlama isteği” yaşamamız gayet normal bir durum. Hele ki süreç böylesine uzun olunca bazen kaçınılmaz oluyor. Ama bu noktada kurmamız gereken bir denge var. O da şu ki sosyal medyanın dışında da bir hayatımız var ve bu hayat sürekli olarak bir akış içinde devam ediyor. Sosyal medyanın gücü ve önemi küçümsenecek gibi değil ama yüz yüze ilişkinin de insan hayatında yeri aslında ne kadar önemliymiş yaşadığımız süreç bunu bize çok güzel bir şekilde öğretti.

Bu süreç aslında farkında olmadan neredeyse hepimize maddi ve manevi anlamda büyük bir yıpranmışlık yaşattı. Etkilerini uzun yıllar üzerimizden atmak kolay olacak gibi gözükmüyor. Devam eden süreçte daha neler yaşayacağız hep birlikte göreceğiz.

 

 

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Gülcenur Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.