BEŞ YILLIK NOSTALJI

BEĞENİ ALIR MI, ALMAZ MI BİLMİYORUM. LAKİN HAYAT KOKAN KALEMİMİ ÖZLEYENLER İÇİN, ARADA SIRADA ESKİ YAZILARIMI PAYLAŞMAYA KARAR VERDİM. BU DURUM, ELBETTE SIK VE UZUN SOLUKLU OLMAYACAK. ANCAK AZICİK NOSTALJİ, HER İNSANİN YÜREĞİNE İYİ GELECEK. MESELA BUGÜN PAYLAŞTIĞIM YAZIYI, BEŞ YIL ÖNCE ÇOK ZEVKLE YAZMIŞTIM. VE BEŞ YIL SONRA AYNI ZEVKLE PAYLAŞIYORUM.

BİZ YAŞARKEN ÖLENLER…

Bu başlığı, sevdiğim bir abim, sosyal medyada yaptığım bir paylaşımına, yorum olarak yazdı. Yazdığı an, adeta benim yüreğime, yüzlerce cümle atıp gitti… Ne yok ki, bu başlığın altına yazılacak. Zira bu başlık, derin cümleler hak ediyor. Bu başlık, görünmeyen yerinde, sayısız renk saklıyor ve bu başlık, ölüm ile hayat arasındaki ince çizgiyi fısıldıyor.

Yaşamak ile ölmek kavramlarının arasındaki ince farkı, tam anlamı ile çözen var mı? Yaşamak, sadece nefes almak, ölmek ise, nefesin bedeni terk etmesi mi, nefes alan bir insan, “ben yaşıyorum’’ diyebilir mi bilmiyorum. Her zaman gülüp eğlenmek, her zaman mutlu olmak, hiçbir şeyi sorgulamamak, her fikir karşısında sus pus olmak yada sadece nefes almak değildir yaşamak. Böyle olan insan, bir ölü gibi sessiz ve acizdir. O insan yaşarken, her geçen gün, biraz daha kaybolur gider…

Zaman, suyun kılığına girip, parmaklarımızın arasından akıp gidiyor yine. Vakti geldiğinde, gün, geceye, gönül rızasıyla teslim oluyor, gece ise, hiç bir şekilde günün vaktinden çalmıyor. Yani demem o ki, hayat ve dünya düzeni, yıllar, hatta asırlar önce nasıl ise, bugün de, o şekilde devam ediyor. Ancak, hiçbir şekilde değişmeyen dünya düzenine rağmen, değişen bir şeyler var özümüzde. Şekli bozulan duygularımız, renk atan düşüncelerimiz savunmamız gereken, ama savunamadığımız davamız ve biz yaşarken, içimizde ölen çok değerimiz var.

Her insan, yaşamak için değil de, bir sınavdan geçip, ölmek için doğuyor adeta. Ancak dünyada olduğumuz sürece, öldürmemeli özde olan değerleri. Yalnız ne kadar acı ki, biz yaşarken, hayatin her cephesinde, sessiz sedasız ölenler var. Misal çocukluğa bakıyorum, şen kahkahalar atılan, çılgın oyunlar oynanan, sınırı olmayan hayaller kurulan çocukluk ölmüş. Çocukluğun katil zanlısı olarak ta, bilgisayar ve tabletler yargılanıyor. Kadın – erkek ilişkilerine bakıyorum, aşk ölmüş orda da. Katili, ego ve kibir. Siyasete, siyaset diline bakıyorum, o cephede saygi ölmüş, katili de, olaylara baktığımız at gözlükleri…

Neden bilmiyorum son zamanlarda, ‘’doz’’ diye bir şey kalmadı hayatımızda. Bir adamı seviyorsak, sonuna kadar seviyor, ne yapsa doğru buluyoruz. Sevmiyorsak ta, o adamdan dibine kadar iğreniyor, her şeyini yanlış kabul ediyoruz. Oysa insanin olduğu her yerde, doğru da olacak, yanlış ta… Ancak sosyal medya hayatımıza girdiğinden beri, sabrı bilmez olduk. Susmayı bilmez olduk. “Demokrasi yok’’ dediğimiz ülkede, kendi devletimizi yargılar olduk en özgür cümlelerimizle. “ Ekonomi sıkıntılı’’ derken, aklımıza gelen her yere gidip, yiyip içtiğimizin fotoğrafını, bütün sosyal ağlarda paylaşmayı ihmal etmez olduk, cepteki son model telefonlar ile…

Her geçen gün, biz bunları konuşup, hayati yüzeysel yaşarken, ölen çok şey var özümüzde. Birine sebepsiz tebessüm etme alışkanlığımız ölüyor mesela. İlişkilerdeki naturel aşk ölüyor. Yüreklerdeki, her şeye ve herkese duyulması gereken hoşgörü ölüyor. Kısacası biz yaşarken, bizden bir şeyler ölüyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ömer Alikılıç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.