ANLAMAK ÜZERİNE

Evren  tek sözü, tek eylemi, tek mimiği bile es geçmiyor. Dolduruyor onları heybesine ve günü geldiğinde tek tek çıkarıyor karşımıza. Bunu yazmaya başladığımda çok daha iyi anladım. Konuştuğum, yaşamına tanık olduğum ya da yanından geçip giderken sesiyle, bakışıyla ya da o anki uğraşıyla hayatıma bir şekilde giren insanların, aradan geçen onca zamana rağmen ses tonuyla, bakışlarındaki duygularla bende tekrar canlandığına şahit oldum.

    

     Hiç unutmuyoruz demek. Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı olması da bu yüzden belli ki. Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum diyen Hz Ali, okumanın, bilimin önemine işaret ederken aynı zamanda yapılan iyiliğin güzelliğin içimizde uyandırdığı vefa duygusunu ve koca bir ömrü olduğunu da dile getirmiş.

Kavgalarımız da öyle değil mi? Çok şükür şimdilerde çok uzakta kaldı diye düşündüğüm kan davaları, namus  cinayetleri, kana kan, dişe diş isterim diyen söylemler de "unutmadım, acı içimde hala yaşıyor" demek değil mi?  Basit tartışmalarda bile yeri geldiğinde eskileri ısıtıp ısıtıp sofraya koymamız bu yüzden olmalı. Yirmi yıl önce de bunu demiştin zaten, ya da tam kırk yıl önce böyle böyle yapmıştın! 

   

       Bir de farklı bir yönü var yaşadıklarımızın. Şöyle ki: konuştuğumuz pek çok söz, yaptığımız pek çok eylem, muhatabı olduğumuz pek çok söylem var, hepsini de anlayarak yaşadık zannediyoruz. Zamanın içinde işlevini yitiriyor, hükmü sona eriyor çoğunun. Yeniye başlıyoruz kaldığımız yerden. Sonra bir şey oluyor. Bir çakmak çakıyor zihnimizde. Yaşananlar, söylenenler gerçek anlamıyla seriliveriyor önümüze. Belki saflığımızdan, belki iyi niyetimizden belki de henüz onu anlama kıvamına gelmediğimiz, henüz o alanda yoğrulmadığımızdan anlayamıyoruz karşımızdakini. İyi niyeti anlayamıyoruz, belki de art niyeti. Ama zaman geçiyor, pek çok şeyi süzgecinden geçirerek. Bazen bir bakış, bazen bir hareket, ortaya yeni çıkan bilgiler, bize işin gerçek yüzünü anlatıveriyor. İdrak noktası bu olmalı. Yaşadıklarımızla beslenerek geliyoruz anlama noktasına. Bazen bizi anlamayanlardan şikayet etmemiz, kendisine iyilik ettiğimin farkında bile değil diye sitem etmemiz de bu yüzden olmalı.

     

    Her tavrımız bize dönecek. Belki de o yüzden daha dikkatli olmamız gerekiyor.Adil bir terazi kurmak gerekiyor içimizde. Belki de hepten kırıp atmak gerekiyor o teraziyi. Ölçüsüzce verebilmek, ölçüsüzce sevebilmek gerekiyor, alacak kaygısı yaşamadan. Alışverişte kullandığımız  materyalleri ara sıra unutmamız gerekiyor belki de. İllaki karşılıklı  sevgiler, aşklar beklemekten vazgeçmek gerekiyor. Sevmenin nedensiz olanını keşfetmemiz gerekiyor.

   

     Madem ki her  söz, her duruş bize tekrar dönüyor, o halde güzel şeyler söyleyelim de güzel sözlerle karşılanalım. Güzel bakalım ki evren kirlenmesin. Bir adama kırk gün deli diyerek onu deli edebiliyorsak, kırk gün harikasın diyelim de harika insanlarla yaşayalım.

Neden olmasın, neden? En azından bir süre deneyelim.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Reyhan Karagöz Çetin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.