MİLYONLA MARABA, AĞAYA YÜKLÜ MAAŞ, ZIRHLI ARABA, SÖZDE SENDİKA!

    Yakın geçmişte, henüz Ağustos ayında imzalandı toplu sözleşmeler. Sendikacıların “maraba” gibi gördüğü milyonla kamu işçisini, devlet memurunu ve emekliyi ilgilendiren, Türk çalışma hayatını, ekonominin gidişatını, çocuklarımızın kaderini belirleyecek.

    2022 ve 2023 yılları için maaşlar, sosyal haklar bu sözleşmelerle belirlendi. Pazar alış – verişini  bu maaşlarla yapacağız. Çocuklarımızın okul masraflarını ve ihtiyaçlarını bu maaşlarla karşılayacağız. Kiramız, giyim – kuşamımız, faturalarımız ve hayatımızda ekonomiye dönük ne varsa bu maaşlarla karşılanacak. Birkaç gün yazıldı, çizildi ve  daha  yürürlüğe gireceği  2022 ocak ayı gelmeden gündemden düştü, düşürüldü. Oysa hayatımızın en önemli ve sürekli gündemi olmalıydı.

     Toplu sözleşmeye göre zam oranları şöyle: 2022 yılı için % 5+7.   2023 yılı için  % 8+6. Türkiye’ de açlık sınırı 2927 lira, yoksulluk sınırı  9533 lira olmasına rağmen, hem de güvenirliliğini halktan yana kaybetmiş TÜİK rakamlarına göre,  sözleşmeleri imzalayan sendikacılar bu sözleşmeleri başarılı bulup, hatta bazıları utanmadan çalışma hayatımızın tarihindeki enyüksek zam oranları diye söylemesi ne acı bir şey.

      Vijdan gelişimi yetersiz, lügatında, ilke, liyakat, özveri ve empati olmayan, milletin, emekçinin üstüne kene gibi yapışıp, kendilerine 30 bin, 40 bin, 50 bin gibi maaşları ve  lüks, zırhlı araçları layık görüyorlar da, emeğin asıl sahibine layık gördükleri: 2825 lira asgari ücret ile % 5+7 ve % 8+6  gibi zamlar. Daha sosyal haklardan bahsetmiyorum bile. Mesela memurlara söz verildiği halde yerine getirilmeyen 3600 ek gösterge gündeme bile getirilmiyor.

     Toplu sözleşmeler sırasında TÜRKİŞ genel başkanı Ergün Atalay mikrofonların açık olduğunu unutup, “sayın bakanım, uzarsa iş karışacak, böyle kapatalım imzalayalım bitsin” diye sözlü uyarısı hala kulaklarımızda olmasına rağmen, hala sendikanın genel başkanlığında oturuyor olması düşündürücü değil mi?

      MEMURSEN kesiminde milyonla devlet memurunu, öğretmeni, emekliyi ilgilendiren sözleşmeyi neredeyse hiçbir şey talep etmeden imzalaması, ve hala sendikanın genel başkanlık koltuğunda oturuyor olması düşündürücü değil mi?

    Bunlardan önce de sisteme, ağalarına, sahiplerine hizmet eden sözde sendikacı, sivil toplumcu, oda başkanı gibi birtakım zevat, ağalarına, sahiplerine , yaptıkları hizmetin karşılığı olarak farklı şekillerde ödüllendirildiler. Her biri fiatına göre. Mesela bir kısmı milletvekili yapıldı. Başkanı olduğu sendikanın üyesinin hakkını koruyamayanlar, bu gün TBMM de Türk Milleti nin hakkını koruyacak öylemi? Bunların  arkasından gelen şimdiki mevcutlar da aynı yolda ilerliyorlar.

     Oysa insanımız çok şey istemiyor. Sadece normal insanlar gibi yaşayabilmek, alt tarafı hayatını sürdürebilmek. Çocuklarına mahçup olmadan onurlu bir yaşam sürdürebilmek. Bunu da anormal değil, normal bir mücadeleyle gerçekleştirmek istiyoruz.

    Türk çalışanı, emekçisi ve emeklisi tarihin en sıkıntılı dönemini yaşarken, bize bunu reva gören sözleşmelere attığınız imzayı sırf sahiplerine yaranmak için övünüyorsunuz ya,  sonu gelecek elbet sizin gibilerin. Düzeninizle beraber siz de biteceksiniz.

    A kuşağı anlamaz, B kuşağı tınlamaz, Z kuşağı bilmez diyerek bu berbat durumu ve gidişatı övmeye çalışıyorsunuz ya. Ben bilen bilmeyen bütün kuşaklara anlatayım.

    1991 yılı  Ocak ayının  dördüydü. Zonguldak kömür havzasında çalışan 40 bin işçinin toplu sözleşmesi 4 yıldan beri  anlaşma sağlanamadığından imzalanamıyordu. Bu sebeple 35 gün önce greve gide MADEN İŞ sendikası nın işçileri  ve  sendika başkanı Şemsi Denizer hükümet yetkililerin işi savsakladığını görünce otobüslerle Ankara’ ya gidip eylem yapmak istedi. Fakat izin vermediler. Bu sefer yürüyerek Ankara’ya gitme kararı aldılar. Şemsi Denizer işçilere seslenişinde, Ankara’ ya otobüsle gitmemize izin vermiyorlar, benimle Ankara’ ya yürümeye varmısınız? Seslenişinde Zonguldak’ ı inleten bir sesle varız! Yola çıkarken 20 bin kişiydiler. Devrek, Çaycuma, Mengen derken çoğaldılar. Bütün bölge halkı ve Türkiye artık onları destekliyordu. Yollara kurulan polis, jandarma barikatları tarlalardan ormanlardan geçilerek aşılıyordu. Bolu- Yeniçağ’ a geldiklerinde 150 bin kişi oldular. Analar, çocuklar, eşler, mühendisler, öğretmenler, esnaf, çiftçi bütün herkes onlara destek için oradaydı. Tabiî ki ben de oradaydım.

    Yürümekle yollar aşınmaz diyen devlet yetkililerinde ateş bacayı sardı. Zamanın Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ ın talimatı ve yine zamanın başbakanı Yıldırım Akbulut’ un aracılığıyle ilgili bakanlar Yeniçağ’ a gönderildi. Anlaşma sağlandı. Geriye dönük dört yılın bütün birikmiş hakları işçilere ödendi. 450 bin lira olan giydirilmiş maaşları  bir milyon altıyüz bin oldu. Bir çok sosyal hak kazanımlar elde ettiler. Bu kutlu yürüyüş hala hafızalarımızda. Bu günün insanı da bilsin, bilmek zorunda.

      Ben de orada olduğumu belirttim ya, elbette orada olacaktım. Haksızlığa uğramış, hakkını arayan bu insanları destekleyecektim tabi ki.

    Nerede insanı ve doğayı aşağılayan, üstünde baskı kurup dayatan, ben yaptım oldu diyen, haksızlığa, suistimale, yolsuzluğa ve eşitsizliğe karşı bir haykırış, bir eylem, bir yürüyüş, bir protesto var; düşünmeksizin oradayım.

     Çok şey değil. Emeğin emek, ekmeğin ekmek, sevginin sevgi, kadının kadın, erkeğin erkek, havanın temiz, suların berrak olduğu dünyayı tekrar geri istiyoruz.  İnsanımıza bu kapıyı açacak kim ve kimler varsa, “yol uzun, zaman kısa ve biz yorgun” olsak da onlarla birlikteyiz. Kapı elbet açılacak, niye var?

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ali Çetinkaya - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Cevat Birgül - O büyük işçi yürüyüşünü anımsıyorum. O günkü işçiler Şemsi Denizer'i sendika başkanı seçmişlerdi. Bu gün özellikle memur kesiminde üniversite mezunu onbinlerin seçtikleri sendika başkanlarına bakın.....

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 08 Ekim 00:26


Anket Sizce 2022 yılı asgari ücreti ne kadar olmalı?