BÖYLE GİTMESİN

"Hep böyle gelmiş  böyle gider" dedik.

Her konuda yazılmış çizilmiş "böyle gelmiş böyle gidecek" kanunları var. Kim koymuş bunları diye bile irdeleyemiyoruz. Ve bizler öyle bir girdik ki bu kanunların içine, çıkabilene de aşk olsun.

Ülkenin durumundan tutun da aile yapısına kadar biraz "görerek" bakarsak neden bahsettiğim daha iyi anlaşılır.

Hep bizi güden bir politikamız var. Boş bırakmaya gelmiyor bizi. Çünkü merak var doğuştan gelen. Ve özgürlük en hakkımız olan. Prangalar her yandan vurulmuş. Özgür olamamamız için her şey yapılmış. Sömürge misali yaşadığımızın farkında bile değiliz.

Bir çok şeyi son yıllarda öğrendim. Okul kitaplarında yazmıyordu. Neden acaba?

Öyle önemli durumları bize öyle silik bir şekilde vermişlerdi ki önemini bile anlayamamıştık.

Mesela Balkanlar, mesela Sarıkamış, mesela Orta Doğu, mesela Medine müdafaası... Mesela 12 senede koca bir ormandan  bize kalan küçük bir ağaç kadar Türkiye'miz!.. Pirana gibi gelen  ve bizi bitiren bunlar kimdi?

Hep severim bu "böyle gelmiş böyle gitmesin" lafını. Bizler aynı yolla, ayrı yollara çıkılmayı bekleriz hep. Aynı fikirlerle,  aynı kafayla daha iyi bir düzen isteriz. Olmaz... Aynı fikir aynı yerde süründürür.

Şöyle demişti bir arkadaşım. Kırk yıldır açılmadıysa orda kapı yoktur. Başka yere bak...!

Gözümüzü açma zamanı geldi. Öyle bir kapamışız ki... Bir açtık, yolun yarısından çoğu geçmişti. Nelere göz yummuştuk ki. Neleri görmemiştik... Vayyy be dedim...!

Bırak bunu Ülke çapında düşünmeyi, kendimiz için bile düşündüğümüzde neler kaybetmişiz.

Zaten değil midir biz bitince Ülke de biter. Bir ülkeyi var eden halkıdır. Bizleri uyutan bir düzen var. "Uyu yavrum uyularla" uyutulan bizler, artık yavaş yavaş gözümüzü açmaya başladık. Hiç uyumayan birileri de var. Onlara kızgınım . Bizi sarsarak uyandırmadıkları için.

Kişi uyutuldu ki, merak etmesin, araştırmasın. Attılar önümüze bir çok oyuncak. Ohh, miss gibi uyuduk.

Hep şunu derim; kişi çökerse, aile yapısı da çöker ve ülke de. Bakın bir etrafınıza. Maneviyattan çok maddi değerler üzerine kurulan ailelere. Ailevi değerlerinin yerine konulan değerlere bir bakın. İçler acısı.

İşte, o yüzden, görmemezlikten gelemeyiz her konuyu...

Yarınlar için bir şey yapmalı. "Böyle gidecek" durumu kırılmalı. Bugün yapmalı. Çünkü, ertelenen her şey yarının mahfidir.

Biz kişisel hayatımızı bile yarına erteleyenlerdeniz. Hep yarına erteledik herşeyi.

Neden ki? Ülke olarak da böyleyiz. Bi koşturmaca  bi telaş. Bu da mı o süt tozları yüzünden acaba...? Hiç şöyle düşünmedik. Yarın var mıydı?.. Ya da yaşanacak kaç yarın var?.. Yarınları ne çok bol sanıyorduk.

Sonra gelip geçti zaman... Tutamadık, tutunamadık...! Hayata dair ertelenen her şeye ise geç kaldık... Yarın olsun dedik ama yarım olduk. Gözümüzü bi kapadık... Açtığımızda yolun yarısını geçmiştik. Nelere göz yummuştuk. Hadi kapa kapayabilirsen artık... Nasıl vereceksin hesabını.

Neyin mi...? Yaşayamadığın yıllarının. Kaç paraya sattın ertelediğin, yaşanmamış yıllarını. Sevgiyi, huzuru güveni erteledik. Neyi yaşamak sandık ki...? Yerine ne koyduk...?

İşte bunun hesabını veremeyiz. Artık  kapatamayız gözümüzü. Hem kendimiz için, hem Ülkemiz için.

"Olgunluğun Kıymetli Zamanı" kitabından bir alıntıyla devam etmek istedim.

Yazar ileri yaşların, nasıl daha fazla değerli olduğunu ve hayata nasıl bakılması gerektiğini çok güzel cümlelerle vurguluyor.... "Olgunluk dönemimde, kalan yıllarımı saydım ve yaşadığımdan çok daha az zamanım kaldığını keşfettim. Bir şekerleme paketi kazanmış küçük bir çocuk gibi yılları büyük bir zevkle ve iştahla yedim, ama azalmaya başladıklarını hissedince artık teker teker, tadını çıkararak yiyorum.

Artık yasaların ve yönetmeliklerin tartışılıp durduğu ve hiçbir işe yaramayacağını bildiğim sonsuz toplantılara ayıracak zamanım yok. Takvim yaşlarına rağmen hâlâ büyümeyen aptal insanlara destek olmak için de zamanım yok. Vasatlıkla uğraşmak için de zaman ayıramam. Şişmiş egoların bulunduğu toplantılara katılmayı hiç istemiyorum. Artık dalaverecilere ve çıkarcılara tahammül etmiyorum. Başarılı olmuş insanların yerine geçmeye can atan şu kıskanç insanlara hiç tahammülüm kalmadı. Üst düzey bir makam için yapılan kavgaların çirkin sonuçlarına tanık olmaktan nefret ediyorum. İnsanlar içeriğe değil, sadece başlıklara bakar oldular.

Benim zamanım ise, başlıklarla uğraşmayacak kadar değerli artık.

Öz'ü istiyorum, ruhumun acelesi var.

Pakette şimdi daha da az şeker kaldı..

İnsan onurunu ve gerçekleri savunan, sorumluluktan kaçmayan, başarılarından dolayı şişinmeyen, kendi yanlışlarına gülebilen, vaktinden önce "oldum" demeyen, insan olmayı anlamış insanlarla yaşamak istiyorum. Asıl olan, yaşamı değerli kılmış eylemlerinizdir.

Yaşamın sert darbelerinden yumuşak bir ruh ile çıkmayı başarabilmiş ve başkalarının yüreğine dokunabilen insanlarla olmak istiyorum. Evet, olgunluğun bana getireceği o doluluğu hissetmek için acelem var. Elimde kalan tek bir şekerlemeyi bile yitirmek istemem. Amacım, sevdiklerim ve vicdanımla barış içinde ve huzurla dolu olmaktır. Umarım sizin için de aynısı olur, çünkü her hâlukarda yaşlanacaksınız.." Mario Raul de Morais Andrade / 1893-1945

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Seyhan Arslan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Kamer - Böyle gelmiş böyle gitmemesi için bir şeyler yapmalı.Kırmalı zincirleri.Hatta yıkmalı bu böyle gidecek bendlerini.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 12 Ekim 17:53