Ortaya karışık helalleşme

Dolu… Hem de çok dolu…

Akıl, yürek, kalem dolu.

Dert, sıkıntı, hüzün dolu.

Mutluluk, neşe, huzur dolu.

Çaresizlik, acı, isyan dolu.

Sabır, şükür, dua dolu.

Kırk yılda bir çıkıyor olsam da, kovid-19 salgını başladığı günden beri evdeyim. Yaklaşık elli metre kare evin içinde, yatak, bilgisayar ve kanepe üçgeninde volta atıyorum. Fakat buna rağmen, çok ama çok doluyum.

                Daha kaç kere diyeceğim bilmiyorum. Ancak 2020 Mart ayından beri evdeyim ve adeta sıkıntıdan delirmek üzereyim. Hatta delirdim, fakat çaktırmamaya çalışıyorum belki de. Dışarı çıkmayı, arkadaşlarım ile görüşüp, sohbet etmeyi, kot giymeyi, gerçekten çok ama çok özledim. Özledim, özlemesine de, peki bu durumun, bir çözümü var mı? Ne yazık ki, şu gün için, kesin bir çözüm yok. Yok çünkü, kovid-19 salgını tüm hızı ile devam ediyor ve inatçı aşı karşıtları yüzünden de, bu salgın, kolay kolay bitecek gibi durmuyor. Malum, kurulduğu günden beri, sürekli bu milletin hakkına giren, bir partinin genel başkanının, kurduğu cümleler sayesinde, gündem helalleşme.

                Kabul, “helalleşme” çok olumlu, çok sevimli, yüreğe de çok hoş gelen bir kelime. Rahmetli babaannem, gelen ile giden ile helalleşmek isterdi. “Amaaann teyze, bizim ne hakkımız olacak” diyenlere de, “olsun yavrum, sohbet etmenin bile, bir hakkı var” derdi. İslam ve Osmanlı kadını, benim canım babaannem. Rabbim, kabrini nur, mekanı da cennet eylesin.

                Evet, yalan ve kir dolu dilden düştüğü zaman, değeri hiç olsa da, “helalleşme” kelimesi, kavramı, Müslüman bir insanın hayatında, her zaman olmalı. Olmalı da, nefs sahibi, aciz bir kuluz işte. Haksızlığa uğradığımızda ya da bırakın gerçekten yaşamayı, haksızlığa uğradığımızı düşündüğümüz zaman bile, hakkımızı, öyle kolay kolay helal edemiyoruz.

                Kendimden bir örnek ile devam edeyim. Yaşım yedi, okula gitme aşkım ise, Ferhat’ın, dağları delen aşkı kadar şiddetli idi. Babamın üstün çabası sayesinde, okula alındım. Alındım ancak, kendini öğretmen zanneden bir yaratık, engelli olduğum için, beni sınıfta istemedi. Benim okul hayatım da o yaratık yüzünden başlamadan bitti. Şimdi ben, 24 Kasım Öğretmenler Günü arifesinde, o yaratık kadına hakkımı, asla ama helal etmiyorum.

                Dedim ya; “helalleşme” kavramı, kelimesi çok güzel de helalleşmek, o kadar basit değil sevgili okuyucu. Basit olmamalı da. Helalleşme zor olacak ki kul hakkı yeme kolay olmasın. Daha dün, 15 Temmuz için, “tiyatro” diyip, o gece meydanlara Türk Milletini, dünya karşısında değersizleşen kişi, bugün ne şekilde, bu milletten helallik ister? Yasin Börü’nün katili olan, terörist Demirtaş’a özgürlük isteyen kişi, bugün, bu mübarek bayraktan, ne şekilde helallik ister? Ya da Kur’an’ı gömen, ezanı bir geçmişi varken, İslam’dan helallik isteyebilir mi? Ortaya karışık helalleşme değil, makbul olan, hesap verme, özür dilemedir. Helalleşme, sonradan gelir.

Not: Beni sınıfta istemeyen yaratık hariç, tüm öğretmenlerimizin, 24 Kasım Öğretmenler Günü kutlu olsun.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ömer Alikılıç - Mesaj Gönder

# yok, aşı

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.