Yaşadıklarımdan

Ocak ayı başlarında, bahar gibi bir gün. Kadıköy'e kadar gelip de deniz kenarında oturmadan; Haydarpaşa tren garının hüzün kokulu yalnızlığından, Kadıköy iskelesinin hareketliliğinden, denizin kokusundan, martıların çığlığından, vapur düdüklerinden,  simit kokusundan nasibimizi  almamak olur mu? ...

Mavi göğün, bembeyaz bulutların altında bir de muhabbet varsa içinizi ısıtan, sizden mutlusu olabilir mi? ...

İşte böyle bir hal içinde tanıdım o cici hanımı. Yanında iki çocuğuyla fotoğraflarını çekmemi istediğinde sohbet ettiğimi görüp defalarca "affedin" dedi. Üzülecek bir şey yok, seve seve yaptım dediğimde, çocuklarına baktı ve, "büyüdüklerinde bu güzel anılarla ısınacaklar"  dedi.

Benden biraz ilerde cıvıldaşıyor, oynuyor, denizi seyrediyor, bulutlara ad takıyorlardı.

İnsan bazı güzelliklere doruk noktasında veda eder ki o lezzet hiç silinmesin. Ben de öyle yaptım. Yanlarından geçerken, ne de güzel zaman geçirdiniz, ne kadar da güzel görünüyorsunuz dedim o cici hanıma. Gülümseyerek baktı yüzüme.

Üç kişilik bir aileyiz biz; onlar benim annem babam, kardeşim, arkadaşım, çocuğum, ailem dedi.

Neden o yok dediğimde kocasını kastettiğimi anlayıp "bir erkeğin yapmaması gereken iki şeyden birini yaptı, artık hayatımızda yok" dedi.

Yirmi sekiz yaşındaymış. Gençliğini ve güzelliğini haykıran dupduru bir cilt, simsiyah uzun ve gür kirpikler, kocaman bal rengi gözler, dolgun dudaklar. Baktım çocuklar anneye benzemiyor, demek ki baba...

Zor olmuyor mu böyle dediğimde yokk dedi, "insan kendisi yaratır zorluğu; ben hayatıma anlam katan her şeyin farkındayım. İnsanlar mutluluğu olmadık şeylerde arıyor, mutluluk bizim içimizde; aradığımız , sahip olduğumuz her şey burada" dedi elini göğsüne bastırarak.

Çocuğum yaştaki bu genç hanımın  derinliği, bakışlarındaki ışıltı, dudaklarındaki gizemli tebessüm beni büyülemişti adeta. Harikasın dedim, hayranlıkla. Ben yaşamın, varlığımın ve daha nice sorumun peşine düştüğümde elli yaşıma varmıştım, sen daha bu yaşta!...

Kendini suçlama dedi bana; "belli ki seni hep korumuşlar, düşmemişsin hiç, ayağa kalkmak zorunda kalmamışsın" .

"Urfalıyım, on dört yaşımda satıldım ben. Annem babam yok. Çocuklarımdan başka kimsem yok. Yalancı dostlardan, yalan sözlerden nasibimi aldım.

Kimseye dayanmadan yaşamayı öğrendim. Ben bana yeterim. Allah'a inancım tam. İhtiyacım olan ne varsa mutlaka vermiştir bana. Bizlerin çifter çifter yaşamasını istese, anne karnına da  çift koyardı bizi".

Ona ne diyebilirdim ki. Hayatı yaşamış, düşünmüş , sorgulamış, cesaretle bazı kararlar almış, farkındalığı yakalamış bir genç hanım. Benden çokkk adım ilerde. Çok daha akıllı, duyarlı. Yolun açık olsun güzel kız dedim. Yoluna çıkanlar, yanına varanlar sen kadar güzel ve özel olsun. İçin hiç kararmasın. Yüzünde parlayan sevinç ve umut ışıltıların sönmesin.

Ne çok hikaye geziyor ortalıkta. Kimini öylesine okuyoruz, kimi derin izler bırakıyor bizde. Belli ki anlamak için öncelikle  bizim evrilmemiz gerekiyor. Okuduğumuz ve dinlediğimiz her şey bizim idrakımız derecesinde uyandırabiliyor.

Reyhan Karagöz Çetin

 

6 Ocak 2022

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Reyhan Karagöz Çetin - Mesaj Gönder --- Okunma

# yok

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Sakarya'daki en başarılı belediye hangisi?