MAZLUMDER, İnsan haklarının 2014 yılını değerlendirdi

İnsan hakları, ülkemizde daha çok hak ihlalleriyle gündeme gelen bir kavram.
Bunu yadırgamıyoruz, çünkü insan hakları mücadelesinin kendisi de aslında sistematik hak ihlallerine karşı verilmesiyle başlıyor.
Bu mücadelenin ülkemizdeki karşılığı ise sınırlı sayıdaki insan hakları örgütünün gayretinden müteşekkil.
Nitekim, bu sivil kuruluşlardan biri de MAZLUMDER.
Dernek, insan hakları alanında yıl boyunca karşılaşılan durumlarla ilgili çeşitli çalışmalar yürüttüğü gibi, raporlama yaparak da, insan hakları tarihine şahitliğinin gereğini yerine getiriyor.
Bu minvalde, dün, Türkiye’nin 2014 yılındaki insan hakları karnesini açıkladı.
Raporda, geride kalan yılın bıraktığı gündem maddeleri, çeşitli başlıklar altında toplanmış ve bu başlıklarla ilgili hak ihlalleri kronolojik olarak sıralanmış.
Raporla ilgili sunuş metninde, 2014 yılına, 17- 25 aralık süreciyle girildiği hatırlatılarak, akabinde yaşanan gelişmelere değinilmiş.
“Paralel Yapı” iddialarıyla ilgili tartışmaların, geçen yılın en önemli gündem maddesini oluşturduğu hepimizin malumu.
Nitekim dernek yöneticileri de, özellikle hukuksuz şekilde gerçekleştirilen telefon dinlemelerine muhatapları oldukları için, gündeme fiilin de dâhil olmuş bulunmaktaydı.
Buna rağmen MAZLUMDER, yaşanan sürecin siyasal boyutunda tarafgir bir pozisyon takınmak yerine, sorumluluk ve çalışma alanının gereğini yapan bir strateji izledi.
Raporla ilgili sunuşta, Ergenekon ve Balyoz davaları olmak üzere, son 10 yıla damgasını vuran birçok kritik davanın, hem siyasi hem de hukuki açıdan yeniden gündeme geldiğine dikkat çekilerek, son dönemde güvenlik ve yargı bürokrasini yoğun bir tartışmanın odağı haline geldiği ifade edildi.
MAZLUMDER, bu sürecin, ülkemizdeki adalet mekanizmasının güvenirliği konusundaki şüpheleri derinleştirdiğine dikkat çekti.
Toplumun yargı organlarına olan güveninin iyice azalması, önümüzdeki dönemde yeni sorunlara yol açabileceği kaygısını paylaşana MAZLUMDER’in bu bağlamdaki teklifi şöyle oldu
“İnsan haklarını ve özgürlüklerini esas alan bir hukuk sisteminin tarafsız, bağımsız, adil ve şeffaf bir şekilde işlerlik kazanmasını sağlayacak düzenlemelerin yapılmasının, 2015 yılında öncelikli bir hedef olmasını temenni ediyoruz.”
Raporun işlediği bir diğer gündem maddesi ise emek alanında yaşanan hak ihlalleriydi.
Soma ve Ermenek’in hatırlatıldığı sunuşta, 1.886 ölüm ve 3.496 yaralanma vakasının kayıt altına aldığı belirtildi.
Bu konuda dikkat çekilen bir diğer husus ise şu:
“2014 yılında meydana gelen ölümlü iş kazaları, çalışma sahalarında silsileli bir denetimsizliğin yaygın olduğu ve işverenlerin daha çok kâr elde edebilmek için iş güvenliğinden ciddi tavizler verdiği gerçeklerini ortaya koymuş; kapitalizmin kâr için insan hayatını bile hiçe sayabilen vahşi yüzünü göstermiştir.
Bu sebeple işçi sağlığının ve güvenliğinin gerçekten teminat altına alan düzenlemelerle birlikte, çalışma koşullarının çok iyi takip edilmesinin önemi bu vakalarda daha yakından anlaşılmıştır.”
2014 yılının Çözüm Süreci’nin kırılganlığını gösteren olaylara da sahne olduğu ifade edilen metinde, özellikle Kobani protestoları sürecinde yaşanan şiddet ortamı eleştirildi.
Konuyla ilgili olarak ise 2015 yılının, kalıcı bir iç barışa giden yolda, şiddete zemin hazırlayan tüm etkenlerin ortadan kalktığının somutlaştığı bir tarih olması temennisi paylaşıldı.
Raporun sunumundaki diğer bir başlık ise güvenlik-özgürlük dengesinde yaşanan gel-gitlerdi.
2014 yılının son çeyreğinde gündeme gelen ve kamuoyunda “İç Güvenlik Paketi” olarak yasa tasarısındaki bazı teklifleri eleştiren MAZLUMDER, milli güvenlik eksenli politikaların çözüm getirmediğine dikkat çekti.
Bu konudaki diğer bir çağrı da, yeni bir anayasanın hazırlanmasında, insan haklarına saygılı ve özgürlükçü bir anlayışın geliştirilmesi yönünde oldu.
Sığınmacılardan, eğitime, askeri yargıdan, çocuk cezaevlerine kadar çeşitli gündem maddelerine değinilen metnin sonundaki çağrı ise aslında hepimizeydi:
“2014 yılıyla ilgili hazırlanan insan hakları raporunun tamamı incelendiğinde, insan hakları ve özgürlükleri alanında çözülmesi gereken birçok sorunumuz olduğu daha iyi anlaşılacaktır.
Bu açıdan, sorunlarımızın birlikte çözümü için, başta insan hakları örgütleri olmak üzere, hem sivil toplum örgütlerinin hem de bizzat toplumun inisiyatif alması, kazanımlarını koruması ve geliştirmesi, hak ve adaleti esas alan her türlü sürece olumlu bir katkı sunması elzemdir.”
 

YORUM EKLE