MEB'de Liyakat Değil Keyfiyet Esas Oldu

Eğitim yönetimiyle ilgili sorunlar, aşağıdan yukarıya gittikçe büyüyen bir soruna dönüştü.
Ne eğitim sistemiyle ilgili ne de sistemin yönetimiyle ilgili doğru düzgün bir süreç işletilemiyor.
Bunun en temel nedeni ise yönetim anlayışının giderek adalet, ehliyet, liyakat gibi ölçütleri yok sayıp, adamına göre şekillendirilmek istenmesidir.
Biliyorsunuz, 10 Haziran 2014’te okullardaki yöneticilerin görevlendirilmesiyle ilgili yeni bir yönetmelik yürürlüğe girdi.
Bu yönetmeliği adaletsiz ve hukuksuzluğun açık uygulaması olarak hatırlanacağını şimdiden söyleyebilirim.
Daha önce Meclisten geçen düzenlemeye göre okul ve Milli Eğitim müdürlerinin görevi sonlandırılmıştı.
Şimdi yeni atamaların nasıl gerçekleştirileceği hükme bağlanıyor.
Yönetmelik incelendiğinde yeni atama prosedürünün bütünüyle merkezi iktidar odaklı olduğu görülecektir.
Okul müdürleri milli eğitim ve şube müdürlerinden oluşacak komisyonlar tarafından seçilecek.
Okullara atanan müdürlerin de yardımcılarını kendilerinin seçeceği bir düzenleme bu.
Bakmayın, belli bir puanlamanın okul içinden birkaç öğretmen, veli ve öğrenci tarafından takdir edileceği bir düzenlemenin de yönetmeliğe koyulduğuna…
Bu kişilerin vereceği puanın toplamdaki etkisinin ne şekilde olacağıyla ilgili bir çok boşluk ve soru işareti bırakılmış vaziyette…
Haliyle ortada nasıl bir mizansen sahnelenecek, herkesin malumu…
Yetkili sendika ile iktidar partisinin birlikte biçimlendireceği bir idareci atama süreciyle karşı karşıyayız.
Asıl süreç, kamuya değil, iktidara çalışan sendika eliyle yürütülüyor maalesef…
Üstelik sözlü gibi içeriği ve usulü her zaman sorunlu olmuş bir usulle…
Bu, liyakat yerine kadrolaşmayı ve herkese boyun eğdirmeyi amaçlayan bir düzenleme…
Herkes, mevcut siyasal iktidarın dizayn etmeye çalıştığı düzene razı edilmek isteniyor.
Buna benzer başka düzenlemeler de yapıldı son dönemde…
İdarecilikten stajyer öğretmenlere kadar herkes hizaya sokulmak isteniyor…
Örneğin yeni atanan bir stajyer öğretmen itaatkâr olmalı ki, mülakat gibi bu itaatin sınandığı sübjektif bir imtihan sürecinden geçebilsin…
Böyle bir uygulama ancak 28 Şubatçılardan öğrenilebilirdi ve işte bu adaletsizlik ve haksızlıklar şimdi düzenin yeni sahipleri tarafından gerçekleştirilecek!
Bir diğer önemli düzenleme de kamu çalışanlarının iş güvencesiyle ilgili.
Kamuoyunun bilgisinden kaçırılmak istenen düzenlemeler birbiriyle alakasız mevzuların bir araya getirildiği torba yasa tasarılarıyla meclisten geçiriliyor.
İktidarın kendi iradesine boyun eğmeyen kamu emekçilerini terbiye etmek, onlar için mahkeme yolunu kapatmak, hukuki güvenceyi ortadan kaldırmak için 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 28. maddesinde yapmak istediği değişiklik adaletsizliğin zirvesi olacaktır!
Buna göre kamu çalışanlarının haksız yere işlerinden uzaklaştırılmaları ya da başka bir mağduriyet yaşamaları durumunda mahkeme kararlarıyla görevlerine iadelerinin önü kesiliyor.
Hukuk devleti iddiaları böylece helvadan yapılıp sonra yenen put örneğine dönerek ortadan tamamıyla kalkıyor.
Mahkeme kararlarının uygulanmamasını böylesine açıkça hükme bağlamak, sanıyorum darbe dönemlerinde dahi akla gelmemişti!
Tüm bunlar, kamu çalışanlarının iş güvencesini ortadan kaldırmak, onları düzene boyun eğdirmek için yapılmaktadır.
İşte bunun adı haksızlıktır, zulümdür…
Vebalinin ağır olacağını da şu mübarek Ramazan ayı vesilesiyle bir kez daha hatırlatmış olayım.

YORUM EKLE

banner22

banner21