MHP'nin Bekleme Stratejisi

MHP, kurulduğu ilk yıllarından itibaren Türkçü – Turancı bir ideolojiyi benimsemiştir. Mustafa Kemal Atatürk, Ziya Gökalp ve Nihal Atsız gibi önemli fikir adamlarının felsefeleri ile “milli devlet anlayışı” üzerine siyaset üretmiş ve Alparslan Türkeş’in Dokuz Işık Doktrini ile kendi yönetim felsefesini oluşturmuştur. Hayat görüşünü ve politikalarını, 1900’lü yılların başlarında emperyalist güçlerin kafa üstü çakılmasına sebep olan Kuvayi Milliye ruhuna dayandırmıştır.
II. Dünya Savaşı’ndan sonra Amerika’nın güçlü bir aktör olarak saha hâkimiyetini ele geçirmesi ile “emperyalizm” kavramı anlam değiştirmiştir. Emperyalist Devletler, artık “saldırıcı” değil, sözde öğretici (demokrasi) ve sözde yardım edici (ekonomik destek programları) roller üstlenmişlerdir.
70’lerden sonra Türkiye, yeni sürüm emperyalist akımların tesiri ile yeniden bir kıskacın içinde kalmıştır. Anti-emperyalistler (Rusya) ile anti-komünistler (ABD ve Avrupa) birbirine girmişlerdir. Batı devletleri arasında komünizm karşıtı hareketler, temel olarak ekonomik sebeplerle şekillenirken, Türkiye’de belli güçler tarafından “kasten” dinsel (muhafazakârlık) temalı bir zemine oturtulmuştur.
Milliyetçi Hareket, emperyalist güçlere karşı en ufak bir sempati duymadığı halde kendisini birden anti-komünist hareketlerin merkezinde buluvermiştir.
80 sonrası ülkücü kadroların durumunu biliyorsunuz!
***
Peki, bugün için durum nedir?
Örgütlerin, teknik başarıdan ziyade çevresindeki kurumları (devlet, din, NATO, AB, bankalar, üniversiteler) benimseyerek meşru zeminde kalmak ve bu sayede yaşamlarını sürdürebilmek yolunu seçtikleri, çok bilinen ve kabul edilen bir yaklaşımdır. Siz, “örgüt” yerine “parti” kelimesini koyarak cümleyi yeniden okuyunuz!
MHP yönetimi, Anadolu’yu karış karış gezerek ideolojisini ve politikalarını vatandaşlarına kararlıkla anlatmak yerine makro çevre ile uyum içinde kalarak, “oyunun dışına itilmek tehlikesini” bertaraf etmeyi tercih etmektedir. Belki de bu nedenle birçok gündem maddesinde iktidar partisi ile aynı tarafta saf tutuyor gibi görünmektedir.
80 öncesinde ve tekrar şimdilerde MHP’nin geldiği yol ayrımı işte tam burasıdır! Partinin, Alparslan Türkeş’in %3 seviyelerindeki oy oranı ile gösterebildiği kümülatif etkinin yanına bile yaklaşamıyor olmasının bilimsel, sosyolojik açıklaması budur!
***
Tahminimize göre; Sayın Bahçeli, yukarıda anlattığımız küresel nedenlerin etkisiyle ılımlıdan radikale kaymak zorunda kalacak iktidarın kendi kendine çuvallayacağı güne kadar “kenarda beklemek” istemektedir. Benzer bir mantıkla, yeni bir parti ihtimalini gelecek yılların siyaseti açısından ciddi bir etken olarak görmektedir.
Stratejik olarak doğru olabilir! Aramızda tartışalım. Ancak teşkilatların veya seçmenlerin istediği, kesinlikle bu değildir! Parti içinde daha fazla beklemek istemeyenlerin, muhalif bir yapı oluşturması işte bu nedenledir.
Kongre toplanır ve demokratik bir süreç başlayabilirse; tabanın baskısı ile “muhafazakâr kanadın alternatif cici çocukları” rolünün son bulması, beklenilecek ilk gelişme olacaktır.
Yeni durum, muhtemelen “adalet ve bağımsızlık” bağlamında Türkiye için bir kurtuluş ışığı yakabilir!

YORUM EKLE