Militana mı çocuk emanet ediyoruz

Geçtiğimiz cuma günü mesai bitiminden sonra ya da hafta sonu tam bilemiyorum (Sorun değil zaten Milli Eğitim de tam bilemiyor. Ne demek istediğimi yazının ilerleyen kısımlarında daha açık anlatacağım) okullara yeni müdür atamaları yapıldı.

Benim bakış açıma göre bir ülke öğretmenleri kadardır. Öğretmenleri iyiyse ülkede işler iyiye gider öğretmenleri iyi değilse ülkede işlerin iyiye gitmesi mümkün değildir. Bugün ülkede işler nasılsa öğretmen kalitemiz de o şekildedir.

Müdür atamaları esnasında pek çok kırgınlık dargınlık olur. Her sendika kendi üyesinden müdür çıksın diye uğraşır. Sendika içinde bile savaşlar olur. Okul müdürü olmak (Yani artık öğretmen olmak istememek) arzusu bir savaşa bir onur mücadelesine dönüşür.

Mülakat öncesinde kulisler, sendika içinde kimin nereye atanacağına ilişkin ince hesaplar yapılır. “Şunun şu kadar puanı var. Mülakattan şunu alırsa şuraya rahat rahat atanır” denir. Diğer sendikaların hamleleri bile öngörülür. Hatta eğer durum bazen “Sizin sendika şurayı alsın ama karşılığında bizim sendikaya da şu kadarını çok görmeyin” yollu pazarlıklar yapılır.

Tabi Milli Eğitim bu konuları bilir. Ama eli kolu bağlıdır. Ne yapsın. Bu tür müdür alışverişleri sendikal faaliyet sayılmaktadır.

Sendika kendi üyelerinin hakkını bu şekilde korumakta zamanı gelince de söke söke almaktadır.

Haliyle bir okula müdür olmanın ana şartı kendi sendikasının tam desteğini almakla olur. Aksini söyleyen beri gelsin.

Bunun tersi olduğu halde müdür olanlar da ibreti alem için orada tutulmaktadır. Yani bu adamlara müdürlük veriliyor ki “Bakın bu şekilde bize karşı duran adamlar da müdür olabiliyor” diye gösteriliyor. Kenar süsü olacak kadar ama. Masanın orta motifi benim anlattığım şekilde.

Neyse gelelim hafta sonuna. Müdürler atandı. Yeni müdür olan arkadaşlar da sosyal medya hesabından paylaşımlarını yaptı.

Bir insanın makamı yükselince paylaşım yapması ve durumu sevenleri ile paylaşması gayet normaldir.

Hatta paylaşım yapıp “Bundan sonra bu alanda çok daha verimli olacak olmanın heyecanı içindeyim” mesajı vermek de gerekir.

Ama müdür olan arkadaşlardan bazılarının paylaşımlarına baktığımda sanki sevenleri için değil de sevmeyenleri için paylaşım yapmışlar.

Bazı müdür olan arkadaşların paylaşımını beğenenler de aslında “İyi ki müdür oldun” diye değil de “Onlar şimdi ayaklarını denk alsınlar” demek istiyor gibiler…

Peki bu arada eğitim falan…

Hani öğrencilerimizi okula gönderiyoruz ya biz, duymuşsunuzdur. Müdür olduğunuz kurumlarda öğretmenler dışında öğrenciler de var. Sendikal faaliyet dışında eğitim falan…

Daha komik şeyler de oldu tabi atama esnasında.

Atama yapılan okulları ilçe milli eğitim müdürleri de bizim gibi sosyal medya hesaplarından öğrendi.

Çünkü müdür başvurusu yapanlar sonuçları sadece kendi kimlik numaraları ile öğrenebiliyor.

Önceden milli eğitim müdürlüklerine liste geliyordu. Bu dönem gelmedi. Yani hangi okulun müdürünün kim olduğunu henüz bazı ilçe milli eğitim müdürleri bile bilmiyor.

En son babalar duyar dedikleri de bu olsa gerek…

Olması gereken olunca şaşırmak

Şerefli insanlar aslında oldukları gibi yaşarlar. Ancak toplumun etik değerleri değişkenlik gösterdiğinde yani toplumdaki dürüst insan sayısı azaldığında şerefli insanların normal davranışları enteresan görünür.

Normal-anormal dengesi aslında matematikseldir. Yanlış ne kadar çoksa doğru o kadar ilginç gelir.

Sapanca’da arabada unutulan bir cüzdan ve şerefli bir araç sürücüsü. Adamın biri cüzdanını düşürmüş, çoluk çocuğuna helal lokma yedirmek isteyen şerefli bir adam da cüzdanı sahibine ulaştırmış.

Aslında olay bu kadar basit.

Ama biz şerefli, alın terine önem veren, avantadan geçinmek yerine zor yolu tercih eden insanları “keriz” yerine koyduğumuz gündem beri bu insanları yitirdik.

Yoksa bu olayın Sapancalı Cengiz Satıcı açısından haber değeri bile yok. Çünkü ahlakları ile yaşayan insanlar kendi emekleri olmayan bir para ile karşılaşırlarsa bunu sahibine verirler.

Ama bu tip insanların sayısı o kadar azaldı ki…

Ne diyelim!

Allah sayılarını artırsın…

YORUM EKLE