Müge Anlı vs Bağımsız Türk Yargısı

Senelerdir ulusal kanallarda yayınlanmakta olan Gazeteci Müge Anlı’nın hazırlayıp sunduğu kriminolojik televizyon programı gündemimde bu hafta.

Aleyna Çakır’ın intihar olduğu öne sürülen ölümünün aslında Ümitcan Uygun’un işlediği bir cinayet olduğundan bahsedilmiş programda. Bir kimseyi fuhşa sevk etme/fuhuş yapmasını sağlama, kasten öldürme, kasten yaralama, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma gibi büyük suçlar ile suçlanan ve faili olduğuna dair kamuoyunun makul şüphe oklarının hedefi olmuş, bununla beraber kaçma şüphesi de bakî Ümitcan Uygun’un halen tutuklanmamış olmasının sebebini sorgulatıyor program bugünlerde izleyicilerine…

Görevi ve mevkiisi icabı peşine düşmesi gerekenlerin düşmediği olaylar cesurca bu programda ele alındıkça, yargının Aleyna Çakır’ın ölümünü soruşturma noktasında tuhaf bir isteksizliği olduğunu fark ettim.

Artık kamuoyu tepki göstermeden failin göz altına dahi alınmadığı bir ülke olduğumuzdan olsa gerek, maktulün annesi ve babası konuk alınarak cinayetin perde arkası açık açık, tüm deliller eşiliğinde, cesurca ele alınıyor, kanıtlar halkın adeta gözüne sokuluyor, kamuoyunda -doğru ya da yanlış- bir etki yaratılıyor bu televizyon programında…

Kusursuz işleyen bir adalet sisteminde böyle televizyon programları sadece şov olarak kalırdı elbet. Ama programın başarısı, mağdurların bağımsız yargıdansa Müge Hanım’a başvurması, öylesine trajikomik ki, adalet sistemimizin nasıl da işleyemediğini gözler önüne seriyor… Bir hukukçu olarak mevcut yargıdan başkaca bir değerlendirme sisteminin, kamuoyunu etkiler bir otoritenin doğruluğunu savunacak değilim elbette ama bir hukuk devletinde savcı, hakim, avukat değil de Müge Anlı bir cinayetin/intiharın hedefi olarak gösteriliyorsa bu bir savcıdan, hakimden daha fazla sesinin çıktığı anlamına gelir -ki bu, bu ülkenin utancıdır-. Bir bakan değil de bir sunucu cinayeti “fazla” araştırttığı için tepki topluyorsa birilerinin canını sıkmıştır herhalde, kapanması istenen meseleyi açıp durduğu için …

Müge Anlı ile Tatlı Sert programından köşemde bahsedeceğimi biri söylese alay ederdim muhtemelen. Çünkü ben o programda ele alınan konuları sevimsiz, konukları seviyesiz bulurdum hep. Halen daha izlemem; ne onu ne benzer programları. Ama Müge Anlı’nın bu kadar başarılı olmasının, programın reytinglerinin bu kadar yüksek olmasının sebebinin ne olduğunu yavaş yavaş anlayabiliyorum. Çünkü benim sevimsiz dediğim konular meğer Türkiye’nin gerçekleriymiş, seviyesiz deyip ötekileştirdiğim konuklar ise halkımızın ta kendisiymiş. O programdaki insanlar hayal ürünü değilmiş, ele alınan konular ütopik değilmiş ve ben izlemeyen biri olarak Türkiye gerçeklerinden bihabermişim aslında…

Ne yalan söyleyeyim, -hukukçu kimliğimle olmasam da- bir vatandaş olarak Müge Anlı’nın kamuoyunda bu şekilde hassasiyet yaratıyor olmasından mutlu oldum. Cumhurbaşkanına en ufak bir eleştiri yapanın tutuklandığı, muhalif içerikler yazan gazetecilerin suçları bile açıklanmadan hapis yattığı, kadına şiddete karşı eylem yapanların yaka paça göz altına alındığı bu ülkede, açıkça birçok suça karışmış bir insanın/ailenin tutuklanması için halkın tepkisi gerekiyorsa illa, bırakalım halkın tepkisini çekmeye devam etsin Müge Hanım…

Böyle düşünüyor olduğum için, ülkede hukukun geldiği nokta için, çok üzgünüm. Ne diyeyim,  “Kamuoyu müsterih olsun, delillerin asla üstü kapatılmaz…” diyen Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e inandığım, bağımsız yargıya güvenip arkama yaslanarak Müge Anlı ile alay ettiğim bir paralel evren de vardır belki…

Av. Berna Çatalbaş Saroğlu

YORUM EKLE