Mutluluğun sırrını buldum

Gazete okumazsanız, televizyon seyretmezseniz, arkadaşlarınızdan gelen mesajları okumazsanız dünyada hiçbir kötü şey olmuyor. Siz de yaprakların sararıp kızardığı sonbahar renkli sokaklarda yürüyüp, sağlıklı bir yaşam sürüyorsunuz. Stres yok, dert yok, koşuşmaca yok. Sizin için dünya da ki en önemli sorunlardan birincisi karnınız acıkınca ne yiyeceğiniz ikincisi gece olunca nerede yatacağınız. Sizin dışınızda dünya dönmeye devam ediyor siz hür özgür hayatınıza devam ediyorsunuz.

İki gündür bu mutluluğu yaşıyorum. Her şeyden uzak eşim ve oğlum ile Yeni İskoçya sahillerini geziyorum. Rengarenk evler, her adım başı irili ufaklı göller, koylar, denizin üzerine kurulmuş balıkçı kulübeleri. Kilometrelerce uzanan bom boş sahil kenarları.

İnsanlar niçin sardinya konserveleri gibi üst üste yaşamayı severler. 250 yıldır niçin dolmamış bu cennet örneği yerler.

Gittiğimiz köylerde, kasabalarda anıtlar var. Denizde ölenler için, savaşta ölenler için. Sonra hikayeler okuyor insan buraya ilk gelenler hakkında. Milyonlarca insan yelkenli gemilerde çuvalların üzerinde yatarak geçmişler okyanusu. Onları neyin beklediğini bilmeden çıkmışlar yola. Ne otel varmış geldiklerinde sıcak odaları ile onları bekleyen, ne bir akraba.

Ben size bugün buraya ulaşmanın kolay yollarını anlatmaya çalışıyorum. Klavye kahramanları, koltuk savaşçıları hiçbir riske girmeden zengin ülkelerin meyvelerinden paylarını alsınlar diye yollar arıyorum. Sonra böyle hikayeler okuyorum duvarlarda, resimler görüyorum ilk gelenlerin hallerini gösteren ve düşünüyorum; “bir yolunu buluyor gelmek isteyen”.

Beykoz’un Poyrazlar köyü benim çok sevdiğim bir yerdir. Balıkçı tekneleri, kumsalı, sahil kenarında ki restoranları, tepelere konmuş renkli küçük evleri ve içinde yaşayan doğu Karadeniz’in sert mizaçlı insanı.

Egenin sahilleri de dolu onlarca küçük köy ve muhteşem manzaralı evleriyle. Kiralar ucuz, arsalar bir kol saati değerinde. Artık yaşınız 60, işiniz bitmiş ise sizin eviniz niçin şehir merkezinde. Ülkenin gençleri işsiz, evsiz, gelecekleri belirsiz. Bırakın yaptığınız işi bugün, oraya bir genç alınsın. Çıkın yıllardır içinde pineklediğiniz daireden, bir genç yuva kursun orda, siz bir köye gidin, bahçeli bir eviniz olsun, ağaçları meyve veren.

Yaşınız altmış ve üstü ise eğer siz artık hizmet etme yaşını geçtiniz, hizmet alma sürecine girdiniz. Çocuklarımızın hayatları onların önünde ama bizimkiler ise dikiz aynasında ne zamandır. Kendinizi kandırmayın bu işi benden iyi kimse yapamaz diye, bir fırsat verin gence ve sonucunu bekleyin.

Köylerimizi yeniden keşfetme zamanıdır. Gazeteyi şehirde bırakıp, televizyonu kapatma zamanı. Mutluluğu ilaçlarda değil doğada arama zamanı, toprakla dost olma zamanı.

Ayaklarınız sizi taşıyorsa eğer yürüyün dostlar. Türkiye’nin her köyüne giden mutlak bir otobüs var. İngilizler benim BMW var derler. Bus, Metro, Walk (Otobüs, Metro, Yürümek) Bunlar bizde de var. İşi bırak, gezmeye bak.

Tatilde bundan daha iyi köşe yazısı yazmak mümkün değil, kusura bakmayın.

Sağlıcakla kalın.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Burhan Akbıyık
Burhan Akbıyık - 3 hafta Önce

Hayat fırsat versede gezip başka çoğrafyaları başka kültürleri tanıyabilse istiyor insan.Biz de bir laf vardır;çok yaşan çok bilmez,çok gezen çok bilir. Ben buna okuyup da gezen daha da çok bilir diyorum.