Ne olacak bu esnafın hali

Koronavirüsün sağlık boyutu, sosyolojik boyutu tamam da bir de ekonomik kısmı var. Açın üstüne kırk tane yorgan örtmüşler yine de üşüyormuş.

Esnaf kış aylarında kendini döndürür yaz aylarında para kazanır.

Evlenecek olan yazın evlenir. Tatile gidecek olan yazın gider. Ev alacak olan, inşaata başlayacak olan yazı bekler. Temizlik bile bahar temizliğidir bize.

Koronavirüs belası öyle bir zamanda ortaya çıktı ki tam esnaf üstündeki ölü toprağını atıp silkinmeye hazırlanıyordu. Pat diye her yer kapandı. Lokantasından konfeksiyoncusuna kadar herkes işsiz kaldı.

Günlük cirosu on bin liralarla ifade edilen işletmelerin geliri bir anda sıfıra düştü. Üstelik işletme giderleri de devam ediyor. Kiranız sürüyor en azından.

Daha önce de savunduğum bir tez vardı. Koronavirüs ile mücadele ederken işletmelerin kapatılması değil aksine açık kalma süreleri artırılmalıydı. Kuaförleri kapattınız da ne oldu? İnsanların saç sakal kestirme ihtiyacı bitmedi ki! Ya da güzellik salonlarını kapattınız. Kadınların bu anlamdaki ihtiyacı ortadan mı kalktı?

Berberler daha sağlıksız ortamlarda gidip kesim yaptı. Bankaların çalışma saatlerini kısalttınız. Ancak insanların bankalara olan ihtiyacında bir değişiklik olmadı. Bankanın içine insan almadınız ama dışarda insanlar birbiri ile temas edecek şekilde sıraya girdi.

Buraya kadar bilindik şeyler de…

Büyük esnaf kredilerden istifade ediyor. Küçük esnaf için ise henüz bir düzenleme yapılmış değil. Bir esnaf arkadaş ile sohbet ediyoruz. “Ben vergimi sigortamı günü gününe yatırıyorum. Senede 50 bin liranın üstünde sigorta primi ödüyorum. Şimdi dara düştük. Devletten benim ödediğim primin yarısını bana geri vermesini istiyorum. Onu da kredi olarak. Ama onu alabilmem bile şansa bağlı” diyor.

Pek çok sektördeki esnaf dükkanını açamıyor. Dükkanını açan da günü kurtaramıyor.

Büyük esnaf istihdam sağlıyor falan da…

Küçük esnaf da bu ülkenin evladı.

Hani “Siz süpermarketten alışveriş yaparsınız da cenazenize mahalle bakkalı gelir” derler ya.

O hesap…

Yol yakınken uyandırayım dedim.

Çocuklar da bunaldı

Eğitim dönemindeki talihsizliğimi burada anlatsam kitap olur da… Soruların çalındığı iki sınava denk gelmiş bir kardeşinizim. Daha doğru ifade ile soruların çalındığının sınav öncesinde tespit edildiği iki sınav bu kardeşinizin dönemine denk geliyor.

Biri Anadolu Lisesi sınavı diğeri de zamanın ÖSS’si.

Sınav tarihinin belirsiz olması öğrenci için ağır bir durum. “Ne olacak sen her an hazır ol” demesi kolaydı. Ama biz Türk milleti olarak son dakikacıyızdır. Zaman planlamasına sınav akşamını bile katarız. Bu çocuklar da bizim çocuklarımız olduğuna göre biz nasılsak çocuklarımız da öyle olacak.

Sınava hazırlanan çocukların büyük bir kısmı zaten 20 yaşın altında. Sokağa çıkamıyor, sınav tarihi de belli değil. Gel de sıkılma…

Bu çocuklar için mümkün olan en uzak tarihe üniversite sınavı konulmalı. Ama tarih bir şekilde açıklanmalı.

Ömer Döngeloğlu

Pek çok kişinin şov yaptığı, bir çeşit siyasi görüşün tesirinde kaldığı bir ortamda Allah’ın dediğini dile getirdiğine çok şahit olduk. “Sokak köpeğini tekmeliyor bir adam. Sen de yanından geçip gidiyorsun. Neden? İkindi kaçıyor! İnsanı sadece ibadetleri kurtaracak sanıyorsun. O köpeğin hakkını senden sormayacaklar mı sanıyorsun? Bir belediye köpekleri zehirliyor. Belki de o köpekler hürmetine rahmet yağıyor. Haberin yok. Öteye gittiğinde o köpek ‘Beni bu zehirledi Ya Resul Allah’ deyip seni şikayet edecek. Haberin yok” cümleleri beni çok etkilemişti.

Kanal kanal gezip kazandığı ile gündem olan bir adam değildi.

Mekanı cennet olsun…

HECATİ: Berberler kapalı diye herkes kafayı makineye vurmuş. Kafalar veresiye sürülmüş tarla gibi…

YORUM EKLE