Nefesine güvenen borazancıbaşı

Bir süreden bu yana gündemde olan sosyal medya düzenlemesine basılı medyanın karşı çıkmasını anlamıyorum. Klavyeyi ele geçiren kendince basın duayeni oluyor. Olmadık anlarda ortaya çıkıp bilgi kirliliği doğuruyor.

Birine canı sıkılan çakma bir hesap açıyor ve başlıyor iftiraya.

Ya da bir toplumsal olay olduğunda aniden provoke etmek isteyenler çıkıyor sahaya. Bir dönemin meşhur sloganı hatta sonradan da geyik malzemesi olmuştu, hatırlarsınız “Kesin bilgi yayalım…”

Peki sorarım size o dönem “Kesin bilgi yayalım” denilen bilgilerden kaçı kesin bilgi çıktı? Ne kadar provoke edildiniz? Kaç masum kişi gaza geldi? Ne kadar birbirimizi kırdık?

Peki acıklısı o mesajların kaynağına ulaşılabildi mi? Bizi birbirimize düşürenlerden kaçı ceza aldı?

Pandemi döneminin başında ortaya çıkan ve “Benim tanıdığım bilmem ne hastanesinin acilinde çalışıyor” diye söze başlayan ses kayıtları… Bu kişiler topluma bilgi yerine endişe verdi. Bu ses kayıtları yüzünden millet tedirginlik yaşadı. Hayatlarını kısıtladı. Sonuç? Bu ses kayıtlarını yapanlara ulaşılabildi mi? Bu ses kayıtlarını yayan kişiler hakkında hiçbir işlem yapıldı mı?

Suriye’de askerlerimize yönelik saldırı olduğunda bunun travmasını çok ağır yaşayanlardan biriyim. Kardeş yakınlığında bir arkadaşımın Suriye’deki saldırıda yaralandığını öğrendik. Sosyal medya paylaşımlarından, ses kayıtlarından gelen mesajlar gerçekten ürkütücüydü. Adam arkaya çatışma sesleri falan koyup, prodüksiyon yapıp ses kaydetmiş. O sesleri duyduğunuzda gerçekten endişeniz on kat daha artıyor. Adam gayet sakin bir ses tonu ile “Akşamdan bu yana şehit taşıyoruz” diyor. Ben iletişimciyim. Seslerden aslında bunun bir düzmece olduğu anlaşılıyor. Ama o anki panikle sağlıklı yorum yapmanız mümkün değil.

Peki bu ses kayıtlarını yapan, prodüksiyon hazırlayan adamların (!) amacı neydi?

Amaçları eğlenmekse böyle eğlence yerin dibine batsın. Eğer amaçları provoke etmekse de bunun cezasını çekmeliler.

Şimdi sosyal medya konusunda bir düzenleme yapılıyor. Düzenlemenin içeriği konusunda bir şeyler söylenebilir. Daha özgürleştirici şeyler bile yasaya eklenebilir. Ama klavye delikanlılığına meydan bırakacak açıklar mutlaka kapatılmalıdır.

Herkes kimliği ile olmak istediği mecrada olsun. Kendi adıyla açıkça paylaşım yapacaksa yapsın.

Ama kimse klavyenin arkasına saklanıp da kişi ve dahası ülkeyi hedef alamasın.

Atalarımızın dediği gibi nefesine güvenen borazancıbaşı olsun.

Rekolte ile ters orantılı umutlar

Fındık rekoltesi önceki yıllardan daha düşük olarak açıklanmış. “Yaşasın ürünümüz az olacak” diye sevinen bir milletiz biz de…

Siz o düşük rekoltenin yanına bir de toplama güçlüğünü ekleyin artık. En fazla koronavirüs vakası çıkan illerin başında Diyarbakır geliyor. Rekolte düştükçe üreticinin umudu artıyor ama koronavirüs vakası arttıkça da gelecek olan işçi sayısı düşecek.

Hayatımız ters orantılı. Üreticiye “fındığını evde tut” diye öneride bulunuyor uzmanlar. Yani satmadığın sürece fındık değerli. Değerli olduğunda satman lazım.

Fındığı sadece üretmek yetmiyor, dış politikayı, İtalya ile dengeleri, döviz fiyatlarını ve hatta fındık borsasını yakından takip etmen lazım.

Stratejik ürün, dünyada üretiminde lider olduğumuz tek ürün falan filan…

İsviçre çikolatası meşhur, Alman çikolatası meşhur, şimdi İtalyan çikolatası ünlü…

Fındığı biz üretiyoruz, kaymağını başkaları yiyor. Bize de fındık kabuğu kar kalıyor…

HECATİ: İletişim sesle değil esle başlar. Bir es ver be kardeşim…

YORUM EKLE