Noktasız virgülsüz adam

‘Bir deney yapalım!’ demiş öğretmen.

Masasının üzerine 4 tane bardak koyup birinci bardağı rakı, ikinci bardağı bira, üçüncü bardağı viski ile doldurduktan sonra dördüncü bardağı da marul, maydanoz ve karalahana gibi şeylerle doldurmuş.

Sonra hepsinin içine birer solucan atıp akşam paydosu vermiş.

Ertesi gün rakı, bira ve viski bardaklarının içindeki solucanların öldüğünü ama sebze konulan kaptaki solucanın yaşadığını görmüşler.

Öğretmen sormuş: ‘Bu deneyden ne gibi bir sonuç çıkardınız?’

Tak, parmak kaldırmış öğrencinin biri ve şöyle demiş; ‘Rakı, viski ve bira içen insanların midesinde solucan olmaz ama sebze türü şeyler yiyen insanlarda solucan olur’

Burada bir nokta koyup satırlarımıza devam edelim. 

Türk Edebiyatının en önemli yazarlarından Osman Yüksel SERDENGEÇTİ ile Necip FAZIL, samimi birer arkadaş imişler.

Ama onlarınki öyle bir arkadaşlık ki hemen- hemen her gün kavga ve yine hemen- hemen her gün barış imzalıyorlarmış.

Her ikisi de çok farklı birer karakter.

İlişkileri de öyle işte, inişli- çıkışlı.

Yüksel Serdengeçti onun için; Çok farklı bir adamdı, ne onun yükselebildiği yere yükselebilirdiniz, ne de düştüğü yere düşebilirsiniz.

Sonuna kadar zirve, sonuna kadar derinlik…                                                                                           Öyle bir kişiliğe sahiptir ki onun hakkında karar verebilmeniz mümkün değildir.

İnsanı hükümsüz bırakır. 

Necip Fazıl, noktasız, virgülsüz bir adamdı.

Ne dur, bilirdi ne durak.

Ondaki hayata hükmetme hırsı sonsuzdu.

Mağlubiyeti asla kabul etmezdi….

Ölümünden 15 gün önce ziyaretine gitmiştik. ‘Osman gel yanıma otur’ dedi.

O fırtına gibi adam, bir köşede, yaprakları sararmış kırık bir dal gibiydi.

Yanına yanaşmaktan korktum.

O sarı yapraklar dökülecek, adam ölecek sandım. Ben Necip Fazıl’ı o gün kaybetmiştim. 

Fırtına dinmiş, güneş batmış, koca İstanbul koskoca bir mezarlık olmuştu….

Herkes şu beylik lafı ediyor; ‘Bıraktığı boşluğu kimse dolduramaz.’

Boşluk bırakmadı ki doldurulsun. Her şeyi doldurdu gitti.

Kafaları doldurdu, gönülleri doldurdu ve yaşını doldurdu.

(Türk Edebiyatı Dergisi, Temmuz 1983, Osman Yüksel Serdengeçti, Dava Arkadaşım isimli yazıdan alınmıştır.)

Necip Fazıl bir keresinde treni kaçırmış geri dönerken sormuşlar; ‘Ne o üstat treni mi kaçırdın?’

‘Hayır!’ demiş ‘Kovdum gitti!’

Yine bir keresinde yolda karşılaştığı bir arkadaşı ‘Türkiye’den iki şair davet edilecekmiş!’ der demez ‘Öbürü kim?’ diye sormuş.

Şimdi gelelim bu yazıyı neden yazdığımıza!

Yukarıdaki solucan deneyi ile aşağıdaki Necip Fazıl bahsinin bir lakası var mı?

Yok.

Peki neden mi böyle bir yazı yazdım?

Çoktandır kompozisyonsuz muhabbetlerden ikrah geldi de, belki 3-5 kişi sözlerine dikkat eder diye düşündüm.

Hele şu siyaset arenası!

Sebze türü şeyler yemeye devam abilerim.

Siz bakmayın o çocuğun dediğine.

NOT: Kevser Gül Turhan ile Muazzez Hakan Dal ablalarıma rahmet, geride kalanlara başsağlığı ve sabırlar diliyorum.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Sura Faris
Sura Faris - 3 hafta Önce

Aklınızdan gelen bilgilere sağlık çok muhteşem olmuş bir insan ancak sizin kadar şair olabilir hayat deneyle güzeledir tecrübelerle doludur bunlarda olmasa tadı olmaz

banner22

banner21