Okul kantinlerini denetlerken

Okul kantinleri ailelerin hassasiyet gösterdikleri bir konu. Milli Eğitim Bakanlığı da bu konuda hassasiyet gösteriyor. Yıllar içinde adım adım, Sağlık Bakanlığı ile de işbirliği içinde hareket ederek okul kantinlerinde çocukların daha sağlıklı ve hijyenik bir şekilde beslenmelerini sağlamaya çalışıyor.

Bu konuda yapılanlar çoğunca doğru.

Ancak devlet bir de bu işten ticaret yapıyor. Kantinci aslında Milli Eğitim Bakanlığı’nın müşterisi. Yani Milli Eğitim Bakanlığı’na para veriyor. Dükkan kiralıyor. Kiralama esnasında ihale oluyor. İhalede fiyatlar hararete göre yükseliyor. Yükselen fiyat aslında kimin cebinden çıkacak?

Aslında öğrencinin yani velinin cebinden çıkacak. Bu durumda okul kantinlerinde satılan ürünlerin fiyatları dışarıda satılanlardan biraz daha yüksek olacak. Olmak zorunda. Yoksa o ihale bedelinin ödenmesi mümkün olmaz.

Okuldaki fiyatın yüksek olduğunu gören çocuklar okula giderken en yakındaki bakkal, market ya da simitçiye uğruyor. İhtiyacını okuldakinden daha ucuza alıyor ve yiyor.

Bunu tespit eden market sahipleri okula yakın yerlere bu tip şeyler satan (ya da bu tip şeyleri vitrinin ön tarafına koyan) marketler açmaya başlıyor. Bu sayede öğrenciler sadece okul giriş çıkışlarında değil ders aralarında da çıkıp kantinde bulamadıkları şeyleri bu marketlerden alabiliyor.

Hepsi bu da değil.

Okul kantinlerinde bulamadıkları kola, cips, çikolata tamam.

Ama başka bir şey daha buluyorlar zaman içinde. Tek dal sigara…

Bu sayede harçlığını riske atmadan sigarasını alıyor ve zaman içinde bağımlı olma yolunda ilerliyor.

Şimdi dönelim başa…

Kantinler denetlensin. Temizliklerine dikkat edilsin. Kira geliri de sağlansın. Çikolata, kola, cips falan satmasınlar…

Bunlar güzel şeyler de…

Okulların yakınlarına market ruhsatları verilirken dikkatli olunsun. Buralar daha fazla denetlensin.

Çocuklarımızın sağlığı önemli ama toplum sağlığı daha önemli. Bu çocuklara küçük yaşta tek dal sigara satanlar zaman içinde uyuşturucu satarlar. Bu şekilde tuzağa çekilen çocuklar yarın toplumun başına bela olur.

Gelin şöyle yapalım. Okulun başından sonuna kadar helal kazanma gayreti içinde olanlara yol açalım. Gerekirse kantinlerin kiralarında da indirim yapalım. Düzgün çalışanları ödüllendirelim. Okul dışına market açanları da öğrenci ve toplum sağlığı açısından denetleyelim. Parasının, ekmeğinin peşinde olanlara “yolun açık olsun” diyelim. Ama çocuklarımızın sağlığı ile, geleceğimiz ile oynayanlara da “cehennemin dibine kadar yolun var” demesini bilelim…

Kasiyerin intikamı

Bir sosyal medya paylaşımında “Yıllarca ‘bir poşet daha alabilir miyim’ diye işkence ettiğim kasiyer şimdi ‘bir poşet daha almak istemez misin’ diye benden intikam alıyor” yazıyordu.

Psikolojide “ödüllendirme cezalandırmadan daha iyi bir öğrenme yöntemidir” der. Yani öğretmek için “şunu anlamazsan seni döverim” yerine “şunu anlarsan sana çikolata veririm” demek daha etkili olur.

Şimdi poşet mevzusunda bunun tam tersi uygulanıyor. “Poşet alırsanız paranızı alırız” yöntemi hızlı bir öğrenme sağlıyor. Ama can yakıyor.

Bunun yerine mesela depozito gibi bir şey denenebilirdi. Avrupa’da uygulanan çöpü ayrıştırıp karşılığında para kazanılabilirdi.

Ama bizde böyle. Bizde cezalandırma ödüllendirmeden daha etkili oluyor.

Allah aşkına söyleyin trafik polisleri ceza yazmayacak olsa kaç kişi emniyet kemeri takar?

Kırmızı ışık yandığında şoförün ilk merak ettiği şey “buralarda kamera var mı” oluyor.

Öğrenciyken bir polis denetimine katılmıştık. Polisin emniyet kemeri takmadığı gerekçesi ile ceza yazmaya çalıştığı bir sürücü akıllara ziyan bir cümle kurdu: “Bu emniyet kemeri benim güvenliğim için değil mi? Takmazsam sadece ben zarar görürüm yani. Siz de bana para cezası keserek bana zarar veriyorsunuz. Kaza yapsam daha iyiydi be…”

Dünyanın diğer yerlerini bilmem ama bizde cezalandırma dışında bir öğrenme yöntemi yok…

YORUM EKLE

banner7

banner6