Olmak ya da olmamak

Hayır, ben bunu çok meşhur William Shakespeare ifadesinin Türkçe karşılığı olarak söylemiyorum. Zaten Türkçedeki yaygın çevirinin de yeterli olmadığı söyleniyor. Bunun yerine şair Can Yücel’in çevirisi daha ilginç, egzotik ve dramatik: “ Bir ihtimal daha var, o da ölmek mi, dersin.” Ölümün kol gezdiği bu coğrafyada pek de yabana atılabilecek bir çeviri değil. Ancak kalanlar için de iyi bir şeyler söylemek zor. Vatandaşın temel ihtiyaç maddeleri olabildiğince yükselmişken memur, işçi, emeklinin maaş zammının yüzde beş küsurlara çıkacağının müjdesinin veren bir medyamız (maalesef) varken ne söylenebilir ki? Olsa olsa bahsi geçen ifadenin bir alt versiyonunu söyleyebiliriz: “Bir ihtimal daha var, o da sürünmek mi, dersin.”

            Aslında hiç hak etmediğimiz halde ve imkânlarımız da oldukça iyi iken yaşanan bu dramların sebepleri nelerdir? Belki de olmayışlarımız, olamayışlarımız bu durumlara sebep oluyor. Milan Kundera’nın ‘var olmanın dayanılmaz hafifliği’ romanında anlatmaya çalıştığı şeyin bir benzeri oluyor ülkemizde. Yenilikçi-gelenekçi, devrimci-muhafazakâr, kapalı veya açık görüşe sahip olduğunu söyleyenlerin hiçbir tutarlılığı yani bahsi geçen fikirlere mensup olanların bir istikrarı yok. İnsanlarımız üzerlerindeki ağırlıkları bir türlü atamıyorlar. Herkesin üzerindeki bu ağırlıklar gelişmemizin önündeki en büyük engel olarak duruyor. Bakmayın ben yenilikçiyim, devrimciyim, açık görüşlüyüm, diyenlerin söylediklerine. Her biri ağırlıklarından kurtulabilmiş değil, sanki genlerimize işlemiş bu durum ve her birimizin putları, batıl inançları ve hurafeleri var, sadece farklı putlara sahibiz o kadar. Muhafazakârları ise hiç sormayın, onların neyi muhafaza ettiklerini çözen olmadı şimdiye kadar. Yani al birini vur ötekine, misali gidiyor işler.

Uzun lafın kısası ya adam olacağız saygıyla, sevgiyle ve sabırla kuracağız-geliştireceğiz devletimizi ya da birileri devlet adına bizi kullanacak. Yani olmak ya da olmamak işte asıl mesele budur.

Şems-i Tebrizi’den sufilere

            Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık. Şayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi, hiç şüphesiz öyle yapardı. Farklılıklara saygı göstermemek, kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak, Hakk'ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.

             Cenneti ve cehennemi illâ ki gelecekte arama. İkisi de şu an burada mevcut. Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başarırsak, cennetteyiz aslında. Ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak; nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz.

Maun Suresinden bir hatırlatma

Eskiden zenginden alıp fakire verenler vardı. Şimdi ise fakirden alıp zengine veriyorlar. Ama onlar Maun suresini bilmiyorlar mı? ' Dini yalanlayanı gördün mü? İşte o yetimi itip kakar. Yoksulu doyurmaya yanaşmaz. Vay o namaz kılanların haline.....' Zavallı halkım ise kendini asgari sefalet ücretine mahkûm edenleri ha bire destekliyor. Ne yaman çelişki? Tabii bir de  kurunun yanında yananlar var. Bu arada bol bol yollardan köprülerden geçiyoruz. Çünkü modern Deli Dumrul geçenden bir geçmeyenden iki alıyor. Ben de paramı basıyor havamı atıyorum.

                       

YORUM EKLE