Olmaz mı?

       Bir devletin ve ona bağlı olarak hükümetlerin her konuda A,B,C (bu alfabenin son harfine kadar sürebilir) planları olur-olmalıdır. Son elli yıldır (belki daha fazla) bizim hükümetlerimizin dolayısıyla devletimizin doğru dürüst bir A planı bile yok(maalesef). Ancak AB ve ABD planları (plansızlıkları mı demeliyim) en kötü durumda bile hep var. Bundan asla vazgeçmiyorlar. Bazen esip gürlüyorlar (kuru gürültü babında) ancak milletin gazını aldıktan sonra sanki hiçbir şey olmamış gibi ilişkilerine devam ediyorlar hatta daha da ileri giderek saflarını sıkılaştırıyorlar. Sanırsın karı koca kavgası etmişler.

       Hâlbuki hür ve bağımsız bir ülkenin kendine ait hedefleri, stratejileri, planları olur. Elbette çevresindeki ve diğer coğrafyadaki olup bitenden kendimizi soyutlayamayız fakat birilerinin emir komutasında da olamayız. Bu arada birilerine bağlı-bağımlı yaşamak zorunda olduğunuza inanıyorsanız (ülke olarak) adınızın Türkiye Cumhuriyeti veya İslam Cumhuriyeti olması bile hiçbir şeyi değiştirmez. Sözüm meclisten dışarı ama küresel güçler kendi aralarında bu duruma mabatlarıyla gülerler.

       Bu durumda tam da dünya üzerinde etkin rol oynayan devletler kendi başlarının derdine düşmüşken bir şeyler yapmalıyız. Öncelikle bu ülke üzerine derdi olan iktidar, muhalefet ve sivil toplum katmanları bir araya gelerek A’dan başlayarak planlarımızı yapmaya başlamalıdır. Tıpkı Kurtuluş Savışında olduğu gibi bir Kuvay-ı Milliye birlikteliği sağlanmalıdır. Tabii bunun olmazsa olmazı AB ve ABD sevdasından kurtulmaktır. Kendi özgün çözümlerimizi oluşturmalıyız. Yakın tarihimizde de benzeri anlayışlar (İngiliz Muhipleri, Amerikan Mandacıları gibi) vardı ama onların olmayacağını, olamayacağını gördük-okuduk.

       Bu tür bir milli çözümün oluşturulabilmesi için içimizdeki koltuk sevdasından ve sevdalılarından, birbirimizin düşüncelerine olan toleranssızlığımızdan kurtulmalıyız ve bu horoz dövüşüne bir son vermeliyiz. Devamında da asgari müştereklerimizi belirlemeliyiz. Adalet, üretim, ahlak, milli eğitim, milli savunma, ailenin korunması ve güçlendirilmesi, sosyal adaletin sağlanması gibi. Hatta her birey mensubu olduğu gruba, cemaate, partiye, derneğe bunun olması için pozitif baskı yapmalıdır.

       Benim âcizane görüşüm ülke olarak kalkınmanın hem maddi, hem de manevi kalkınma şeklinde olması gerektiğidir ve her ikisini birlikte sürdürmek zorunludur. Birini diğerinden ayıramayız veya önceleyemeyiz. Türkiye’de solcular maddi sorunların çözülmesi ile her şeyin düzeleceğine kanidirler, sağcılar ise manevi sorunların çözülmesine odaklıdırlar. Bunu söylerken bir davası olan ve buna gerçekten inanan namuslu sağcı ve solcuları kast ediyorum.

       Maddi kalkınmanın temeli üretimdir. Üretimin motoru da tarımdır ve Türkiye de bunun için çok müsaittir. Buna karşılık sanayi de sürdürülebilir bir kalkınmanın anahtarıdır yoksa dış güçlere mahkûmiyet sebebidir.

       Manevi kalkınmanın yolu ise eğitimden geçer ve bu eğitimin örgün hem de yaygın bir şekilde uygulanması gerekir. Filmlerden tutun da sokağa kadar her yerde, herkesin bu işin içinde olması sağlanmalıdır. Bugünlerde korona konusunda reklamların nasıl bu konuya odaklanarak -evde kalın- mesajlarını verdiklerini gördükten sonra, ne dersiniz olamaz mı?

YORUM EKLE
YORUMLAR
Mehmetali Turhan
Mehmetali Turhan - 2 ay Önce

Ağzına sağlık hocam Rabbim kalemizde kuvvet versin yazılarınızı Sabırsızlıkla bekliyoruz

ali sakar
ali sakar - 2 ay Önce

bin yıllık devletimiz bunu düşünememiş hocam,sen affeyle

Veli Dikkatli
Veli Dikkatli @ali sakar - 2 ay Önce

çok geriye gitmeye gerek yok son 20 yıl yeterli!