Olsa ne olur olmasa ne olur

Ben her görüşteki insanla sohbet edebilirim. Bir militanla da bir ılımlıyla da… Tartışmanın nasıl biteceği de önemli değil üstelik. Önemli olan birbirimizi dinliyor olmamız.

Fakültedeki ilk derslerde, “İletişim konuşmakla başlamadı, dinlemekle başladı. Önce karşınızdakini bir dinleyin” derler.

Yani siz ne kadar bilirseniz bilin, bu bilgi karşınızdakinin bilgisinin yanlış olduğunu göstermez. Üstelik siz başkasını dinlemezseniz karşınızdaki de sizi dinlemez.

Yakın zamanda belediyelere “TC” ibaresinin konulması ile ilgili tartışmalar yaşandı. Bu tartışmaların çok daha şiddetlileri aynı ibareler kaldırılırken de yaşanmıştı. O zaman da aynı şeyi söylemiştik, bugün de aynı yerdeyiz.

Jenga isminde bir oyun var. Basit, birbirinin aynı tahta parçalarını bir kule şeklinde diziyorsunuz. Sonra sıra ile bir tanesini çekiyorsunuz. Bu çektiğinizi en üste yerleştiriyorsunuz. Finalde kim çektiği tahta parçası ile dengeyi bozarsa kuleyi o yıkıyor ve oyunu kaybediyor.

Zaten her çektiğiniz tahta parçasında işin dengesini biraz daha bozmuş oluyorsunuz.

Türkiye’de de siyaset bu şekle gelmeye başladı.

Ülke bir kule gibi dimdik ayakta duruyor. Siz “Şu andımızı kaldırsak ne olur? Çocuklar ‘Türk’üm, doğruyum’ diyince mi Türk ya da çalışkan olacaklar” diyorsunuz. Hop bir tahta çekiyorsunuz.

“Türk desek ne olur Türkiyeli desek ne olur” diyorsunuz. Hop bir parça daha alıyorsunuz.

“TC ibaresi olsa ne olur olmasa ne olur” diye açıklama yapıyorsunuz. Hop bir tane daha çekiyorsunuz.

Finalde bu ülkenin ayarları ile dengeleri ile oynuyorsunuz.

Hukukta bile bir şey sorun çıkarmadan işliyorsa, o iş kanuna değil kanun o işe uydurulmaya çalışılır. Hukuk bile düzen yıkıp düzen kurmak yerine düzenliliği korur.

Dikkat ederseniz Andımız ile ilgili konu yasal yoldan yeniden gündeme geldi. Türkiyeli meselesi artık unutulmak üzere. TC ibareleri de “Gelse ne olur gelmese ne olur” diyorsanız “Gelse toplumun bir kesimi daha mutlu olur. Gelmese bu insanların size bakışı olumsuz olur” şeklinde cevap vermek mümkün.

Toplumdaki herkesin kucaklanması adına bile olsa bu adımların atılması gerekir.

Sadece bu durum bile bu ibarelerin geri gelmesi için yeterli bir gerekçe olmalıdır. Seçim süreçleri bir süre askıya alınacaksa, biz vatandaş olarak artık daha az kavga ve sürtüşme görmek istiyoruz. Daha fazla diyalog içinde olan yöneticileri özlüyoruz. Bir kesimi ötekileştirip kavga çıkaran değil, derdini daha açık anlatıp, birbirini dinleyen idarecilere özlem duyuyoruz.

“Ben bilirim” sözü artık, siyah beyaz televizyon döneminde Bülent Özveren tarafından sunulan yarışmanın adı olarak hatırlansın.

Bir adama bakarım adam mı diye

Bizde meşhur bir aşağılama cümlesi vardır. Bilirsiniz, “Suskunluğum asaletimdendir, her lafa verilecek bir cevabım var. Lakin bir lafa bakarım laf mı diye bir adama bakarım adam mı diye” şeklinde.

Elbette söz Mevlana tarafından zamanında tam yerine denk getirilmiş bir ifade. Ancak sürekli kullanıldığında klişeye dönüşüyor. Geldiğimiz noktada sürekli adama bakıyoruz, lafa sonra bir göz atıyoruz.

Elbette konu uzmanlık alanları olduğunda adama bakmak lazım. Mesela kalp ile ilgili bir sorununuz varsa bir üfürükçünün söylediklerini ciddiye alamazsınız. O işin uzmanına bakmanız lazım ama…

Konu sosyal hayat ya da siyaset olduğunda neredeyse herkes eşit konumda. Hatta ekonomistlerin bir sözü vardır, “Ekonomik öngörülerde bir ev hanımının tahmini bir ekonomi profesörününkinden daha sağlıklı sonuç verebilir” derler.

Sosyal hayatta da bu şekilde. Bir sözü söyleyen kişiye bakıyoruz. Mevlana önce “Lafa bakarım” diyor. Yani önce lafa bakmak da lazım. Laf laf mı?

Söyleyene sonra bakıyor.

Biz önce söyleyene, söyleyenin de sıfatına bakıyoruz.

Söyleyen bizim siyasi görüşten mi, yani bizden mi?

Eğer değilse bizim nazarımızda “Boş konuşuyor…”

Oysa ki karşınızdakinin ne düşündüğünü bilmeden politika üretemezsiniz. Boş konuşuyor olsa bile boş konuştuğunu ispatlamak zorundasınız.

Ama biz en öz Türkçe konuşan Mevlana’yı tam dinlemeden kendi bildiğimiz gibi yorumlayarak yaşamaya devam ediyoruz.

Bir adama bakıyoruz adam mı diye lafa bakmaya gerek duymuyoruz nasılsa bildiğimiz şeyi diyecek diye…

HECATİ: Affetmek geçmişi değiştirmez, geleceği şekillendirir…

YORUM EKLE

banner7

banner6