Ölü soyuculuk değilse nedir

Zaman zaman gazetecilerle iletişim kurmaya çalışan iş takipçileri “Bize kaza geçiren şu kişinin bilgilerini verebilir misiniz” diye sorarlar. Genel olarak bu kişilerin aldığı yanıt, “Gazeteci zaten bildiğini okuruna aktaran kişidir” şeklinde olur.

Bana ilk sorulduğunda açıkçası tedirgin olmuştum. Dünyanın bin bir türlü hali var. Adam belki de intikam almak için arıyordur.

Bir keresinde bir vatandaş geldi gazeteye. Eşini kaybettiğini ve gazeteye bunu haber yaptırmak istediğini söyledi. Biz de kendisine emniyetten kayıp ilanı vermesinden sonra gerekeni yapacağımızı söyledik. Adamdan ses seda çıkmadı. Biz de ilanı yayınlamadık.

Bir hafta kadar sonra adamın resmini başka gazetelerde gördük. Aradığı kadını vurmuştu.

Adam vuracağı kadını gazete ilanları ile aramayı düşünmüştü. Onun için biz gazeteye yazdığımızın dışında bilgi vermeyiz pek.

Neyse kaza yapan kişilerin bilgilerini isteyenlerin neden bu bilgilere ulaşmaya çalıştığını araştırdık. Meğerse bu kişiler ölenlerin ailelerinden veya yaralılardan vekalet alıp iş takibi yapıyor. Mağdurların kazandığı tazminatın belli bir oranını alıyor. Daha doğrusu büyük oranını alıyor mağdur ailelere de “Biz olmasak hiç alamayacaktınız. Buna şükredin” diyormuş.

Bu kişilerin birçoğunun avukatlıkla alakası da yok bu arada. Avukata iş topluyorlar.

Şimdi de Hendek’teki patlama sonrası bunlar yeniden bölge halkına ulaşmış. Güya mağduriyetleri gidermek ve tazminat alınmasına aracı olmak adına ailelerden vekaletname istemeye başlamış. Bu defa pasta da büyük. Yaralı sayısı da çok… Tam aradıkları ortam yani.

Yapılan bu işin ne geleneklerimizde yeri var ne kanunlarımızda.

Şimdi elimizi vicdanımıza koyalım (varsa tabi).

İnsanların acıları taze. Yakınları ölenlerin henüz gözyaşı kurumadı. Yaralıların henüz sargıları çözülmedi.

Sizin bu yaptığınız işin resmi adı yok. Az önce de dediğim gibi geleneklerimizde de yeri yok. Ama gelin bu işin adını siz koyun.

Yaptığınız ölü soyuculuk değilse nedir…

Her yer yeşil-siyah

Sakaryaspor’un yönetimi ile siyasiler tartışmaya girdi. Araya birçok kişi karıştı.  Tartışmalar sosyal medyaya ve medyaya yansıdı. Sezon boyunca yönetim değişiklikleri ve daha bir sürü olumsuz şey konuşuldu. Ayrışmalar, kırgınlıklar oldu.

Ama iş Play Off’a geldi. 

Kimsenin bir şey söylemesine gerek olmadan tüm kırgınlıklar, tartışmalar bir kenara bırakıldı. Herkes yeşil siyah formanın etrafında toplandı.

İşte o nedenle Sakaryaspor bu şehrin en büyük markasıdır. O nedenle Sakaryaspor şehrin yüzüdür. Sakaryaspor gülerse Sakarya güler. Sakaryaspor lig atlarsa Sakarya da üst lige çıkar.

Biz yazıyı yazdığımız sırada maç henüz oynanmamıştı. Ama şehirdeki heyecan Antalya’ya taşmıştı.

Umarız bu heyecan karşılık bulur ve bu birliktelik daim olur.

Bu şehirde “yeşil-siyah” dendi mi akan sular durur.

Aşıyı tartışmaya cesareti olan

Türkiye’de her dönem grip aşısı tartışması olurdu. “Aşı olalım mı olmayalım mı” diyenlere doktorlardan bazıları olumlu bazıları olumsuz yanıt verirdi.

Bu yıl da koronavirüsten korunmak için grip aşısı yaptırılması öneriliyor. Kısık sesle birileri çıkıp “Bu aşının koronavirüse faydası yok” deme ihtimali bile olduğunu düşünmüyorum. Hemen herkes gidip “ne olur ne olmaz” diye aşısını yaptıracaktır.

Çünkü aşıya karşı gelmek toplumun tamamına karşı gelmeye eşdeğer durumda.

HECATİ: Kızmaya başladı mı soğumaya da başlıyor insan. Çatlak olması bundan…

YORUM EKLE