Ölüm çaresizliği

Hendek’te önceki gün yaşanan yangın faciası hepimizin yüreğini yaktı. Biri bir diğeri üç yaşında iki çocuk ne yazık ki can verdi. Anne baba olarak kendinizi koyabileceğiniz en acı yer.

“Hani karşındakinin yerine düşün empati kur” derler ya…

Gerçekten yaşanması da anlatılması da anlaşılması da mümkün olmayan bir acı.

Nedeni, mesulü vardır. Hatası olan, ihmalde bulunan da olabilir. Ben olayın nedeni ile değil sonucunu anlatmak istiyorum. Kendinizi o ailenin yerine koyabiliyor musunuz?

Ne kadar can yakıcı, ne kadar telafisi olmayan bir acı olduğunu bir gözünüzün önüne getirebiliyor musunuz?

O minicik bedenlerin cenaze namazına katıldığınızı düşünün bir an için. “Nasıl bilirdiniz” sorusuna ya da “Hakkınızı helal ediyor musunuz” sorusuna cevap veren kişiler olduğunuzu tasavvur edin.

Ya da o aileye taziyede bulunduğunuzu, acılarını paylaştığınızı söylemenin bir yolu var mı? Akıllı insana teselli vermek zordur. O aileye gittiğinizi ve taziyede bulunduğunuzu düşünün. Teskin edici tek bir cümle söyleyebilir misiniz?

O ailenin acısını hangi sözle, hangi vaatle azaltabilirsiniz? Suçluyu bulsanız, ihmali ortadan kaldırsanız bir daha bu şekilde bir olay yaşanmayacağınız taahhüt etseniz ne yazar…

Gerçekten ölüm çaresizliği dedikleri şey bu işte…

Allah kimseye yaşatmasın. Allah o ailenin de akrabaların da yardımcısı olsun.

Minik bedenlerin yeri bizim inanışımıza göre zaten cennet. Allah anne babaya da evlatları ile cennette buluşmayı nasip etsin.

Diyecek başka hiçbir söz bulamadım…

Telefonla konuşmak suç mu?

Zamanı az olan insanlar genelde telefonla yolda konuşmayı tercih ediyor. Bir yerden bir yere giderken yarım işlerinizi telefonda hallediyorsunuz. Yaya olarak giderken telefonla konuşmanın da bir sakıncası yok. Yoldan karşıya geçecekseniz sürücülerin size genel bir gıcıklığı oluyor.

Önceki gün dolmuşta giderken yoldan karşıya yeşil ışıkta geçen bir kadına bakarak adam, “Acele et abla acele et. Bir de telefonla konuşuyor” diye söylendi.

Güzel kardeşim sen önce oturarak aldığın yolcuların emniyet kemeri takması zorunluyken neden ayakta yolcu aldığını bir sorgula da yolda telefonla konuşan insanı sonra eleştir. Bu kadar tahammülsüz olursan da trafikte günü zor bitirirsin. Bunu da bir kardeş tavsiyesi olarak al…

Neden bu kadar tahammülsüz olduk

Son günlerde özellikle gazetecilerin “üçüncü sayfa haberi” dedikleri haberleri sık görür olduk. İnsanların küçük şeyler yüzünden büyük olaylar yaşadığı dönemlerdeyiz. Bu sadece bizim ilimiz için değil ülke geneli için de geçerli.

Bu şekilde olayların artmasının temel nedeni aslında ekonomik sıkıntılar. Çünkü insanlar zaman içerisinde geleceğe olan ümitlerini de yitirmeye başlıyor. “Kaybedecek neyim var” psikolojisine kapılan insanlar toplumun dengesini de bozuyor.

Sabahtan işine giden akşam evine yorgun dönen adamın yanında geçen birine “Neden baktın” diyip kavga çıkarması düşük ihtimaldir.

Demek ki toplumda işsiz sayısı artarsa “Yan baktın” kavgasının çıkma ihtimali de yükselir. Durum aslında bu kadar basit. Kazanacağı şeylerden umudunu kesen insanlar kaybedeceklerini önemsemiyor.

Para insanı nasıl yoldan çıkarıyorsa parasızlık da aynı şekilde huzursuz ediyor.

Nasıl ki yaşanan intihar olayları ekonomi ile ilişkili ise yaşanan asayiş olayları da yine ekonomik nedenlere dayanıyor.

Ekonominin düzelmesi ile hepsi kendiliğinden yoluna girecektir diye düşünüyorum.

“Ekonomi ne zaman yoluna girer” derseniz, işte onun için gün veremiyorum…

YORUM EKLE

banner7

banner6