Ön yargı…

Jean Paul Sarte’ın “Akıl Çağı” romanını okuyorum…

Şu satırlara rastlayınca, afalladım: “Daniel, eski İstanbul köpeklerini düşündü: Hayvanları sokaklarda kovalar, yakalayıp kocaman sepetlere doldurulur ve ıssız bir adaya bırakırlarmış. Köpekler orada birbirlerine saldırır, birbirlerini parçalar ve yermiş; ulumalarını denizin rüzgârı gemicilerin kulaklarına kadar götürürmüş...”

Ön yargı… Diye söylendim…

Oysa Satre’in anlattığı “hayırsız ada” gerçeğinin arka planı çok farklıydı…

Anlatayım:

Türk şehir geleneğinde sokak köpekleri şehrin, mahallenin ayrılmaz bir parçasıdır. 1900’lü yılların başındaki Avrupa’da ise köpekler parfüm/kimya sanayinde kullanıldığı için sokaklarda tek bir köpek kalmamıştı.

         Fransızlardan Osmanlı’ya bir teklif geldi: “İstanbul’un sokak köpeklerini toplayıp bize satın.” Fransa ile anlaşma imzalandı. Ancak halk köpekleri vermek istemedi. Halktan destek gelmeyince bu işler sokak serserilerine parayla yaptırılmaya başlandı. Toplama sürerken halk isyan etti, Fransa’ya gönderilmek üzere Tophane’de bekletilen binlerce köpek kurtarıldı. Ancak hükümet bu işten vazgeçmedi. Kısa sürede seksen bin köpek toplandı ve başlarına asker dikilerek yine Tophane’de korumaya alındı. Ancak Fransa’dan teslimat ile ilgili cevap gelmeyince, köpekleri uzun süre Tophane’de beslemenin imkânsız olacağı gözetilerek bu seksen bin köpek 3 Haziran 1910’da Sivriada’ya nakledildi. 

Fransa anlaşmayı fesih ettiğini, köpekleri almayacağını bildirene kadar köpeklere bakıldı. Bundan sonra köpekler Sivriada’da tamamen kaderine terk edildi. Halk bir süre yiyecek taşıdı ama sonra bu da imkânsız bir hale gelince köpekler açlıktan ve susuzluktan can verdiler. Tabii Satre’in anlattığı gibi birbirlerini yiyenler de oldu.

Ölümler başlayınca, 2-3 yıl boyunca tüm sahil hayvan leşlerinin kokusundan yaşanmaz hale geldi. 9 Ağustos 1912’de meydana gelen 7.4 şiddetindeki Şarköy depremini halk köpeklere yapılan kötülüğün doğurduğu bir uğursuzluk olarak niteledi. Sivriada’ya da Hayırsız Ada demeye başladı…

Satre’ın değerlendirmesi her yönüyle ön yargının sonucu… Bir kez Türkleri bu eyleme yiten Fransızlar. Olay yalnız bir defa gerçekleşmiş, bunu süreklilik arz eden bir olay olarak aktarıyor…

         Batı toplumunun şuuraltına yerleşmiş Türk-Müslüman karşıtlığı, 20. Yüzyılın en parlak aydınlarından birisi olan,  Fransa’nın Cezayir’deki zulmüne karşı çıkan, prensipleri adına Nobel Ödülünü reddeden Satre’ı bile etkileyebiliyor… Ön yargılı olduğunu düşünmeden, ön yargılı davranıyor…

Ön yargı hepimiz için baş belası bir duygu…

Ön yargı; nefret kadar, kıskançlık kadar, öfke kadar, kin kadar kötü bir duygu… Hatta onlardan daha tehlikeli bir duygu… Nefret etmenizin, öfke duymanızın, kin gütmenizin doğru olmasa da çoğu zaman anlaşılabilir bir nedeni olabilir… Ama ön yargıda hiçbir makul neden yoktur… Adı üzerinde, ön kabulden kaynaklanır. Ve çoğu zaman nefret, kin, düşmanlık gibi kötücül duygular da ön yargıdan beslenir…

Eric Hoffer “Kesin İnançlılar” isimli muhteşem eserinde, fanatizmin ön yargılardan beslendiğini söyler. Ön yargı bağnazlığı, fanatizmi, radikalizmi, terörizmi besler…

Bizi ön yargılı olmaya yiten hususlardan birisi; sosyal olayları, kişi davranışlarını, kişileri iyi-kötü, güzel-çirkin, doğru-yanlış, siyah-beyaz gibi keskin, tartışmasız, net değerlendirmelere tabi tutmaktır.

23 yaşında Yedek Subay okuluna gittiğim tarihe kadar, sosyalist tanıdığım da, İslamcı tanıdığım da olmadı. Yani 23 yaşına kadar farklı dünya görüşündeki insanlarla ilgili olarak doğrudan bir tespitim yoktu. Onlar hakkındaki bilgilerimin kaynağı, kutuplaşmış Türkiye’de okuduklarım ve çevremden işittiklerimden ibaretti… Bence asker ocağı, ön yargıların ilk sorgulandığı yerlerdir. Tanımadığımız, kişi ve gruplarla çoğu kez orada karşılaşırız. Sünni-alevi, sağcı-solcu, doğulu-batılı, Yörük-Kürt birbirini orada tanır, toplumsal şablonların, dayatmaların ne kadar zorlama olduğunu orada görürdü… Ve asker ocağı sayesinde millet olmanın şuuruna varırdık. Yüzlerce faydası sayılsa da, sırf bu nedenle askerlik süresinin kısaltılmasına hiç olumlu bakamadım…

Çoğu zaman ön yargılı olduğumuz fikir, toplum ve kişiler hakkında yeterli bilgimiz yoktur. Onların hakkındaki bilgilerimizin kaynağı onlara düşman olanların söyledikleri ve yazdıklarıdır. Aslında ön yargılı olduğumuz, fikir, grup ve kişileri tanısak tanımaya çalışsak ön yargılarımız paramparça olabilir.

Alparslan Türkeş MHP’nin 1995 yılındaki kongresinde Nazım Hikmet’in  “Bu Memleket Bizim” şiirinin ilk bölümünü okur… “Dört nala gelip uzak Asya'dan/Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan/Bu memleket bizim.” Başbuğ’un söylediği şiirden etkilenen salondakilerin alkışları dinmek bilmez…

Ama sonra şiirin Nazım’a ait olduğunu öğrenen ülkücülerde bir şaşkınlık, hatta şok… Nazım’ı; Ahmet Kabaklı’nın yazılarından, Ergün Göze’nin “Peyami Safa-Nazım Hikmet Kavgası”ndan, “Burjuva Kemal'in omuzuna binmiş/Kemal kumandanın kordonuna/Kumandan kâhyanın cebine inmiş/Kâhya adamlarının donuna”  mısralarından tanıyan ülkücülerin ön yargıları önemli ölçüde sarsıldı. Sadece ülkücülerin değil, ülkücüleri düşman gören solcular da şaşkındı.

         Türkeş kongrede bu şiiri okumasının nedenini şöyle açıklar; “Bölücü gruplar Türkiye'nin birliği ve dirliğini tehdit ediyor. Ben Nâzım'dan İstiklal Savaşı ile ilgili bu şiiri okuyarak Milli Sol'a mesaj veriyorum, onlarla yakınlaşmaya çalışıyorum. Bu şiir Milli Sol'a uzattığımız bir zeytin dalıdır. Milli olan bütün değerleri benimsiyoruz. Nâzım'dan şiir okumanın temel sebebi budur.” Daha sonra soran, sorgulayan ülkücülerin bazıları Nazım’ı araştırdı… Kuvayı Milliye Destanı’nı, Ağa Camii’yi, Türk Köylüsü’nü, Akif İnanmış Adam Büyük Şair’i keşfettiler…

Kurtulmamız gereken o kadar çok ön yargımız var ki… Bir insan ön yargılı olduğu konunun cahilidir. Ön yargılı olduğu konu arttıkça cehalet katmerlenir.  Goethe’nin “Dünyada en dehşet verici şey, eyleme geçmiş cehalettir” sözünü; “Ön yargılı kitlelerin eyleme geçmesinden daha korkunç bir şey yoktur” diye de okuyabiliriz…

Ön yargılardan kurtulmanın tek yolu sormak, sorgulamaktır. Sormayan sorgulamayan insan ön yargılı olmaya mahkûmdur…

Ön yargılardan arınmamız/arınabilmemiz; soran/sorgulayan ve düşünen bireyler olabilmemiz dileğiyle…

……

Önyargı deyince, ön yargı ile ilgili bir kutlama ile noktalayayım yazımı.

Sevgili Arkadaşım Serpil Demirci çevirilerine devam ediyor… 58. çeviri kitabı da yayımlandı: Jane Austin’in edebiyat klasiği “Gurur ve Ön Yargı”…  Toplumumuzun yüzde 90’ının, muhtemelen hayatı boyunca 58 kitap bile okumadığı gözetilirse, 58 kitap çevirmek büyük, çok büyük bir olay. Alkışlıyorum..

YORUM EKLE
YORUMLAR
Tahir Bayındır
Tahir Bayındır - 2 ay Önce

Bir bu yazıya baktım, birde şanlı şöhretli yazar diye geçinenlerin yazılarına... Hani isimsiz kahramanlar vardır ya; sizde müthiş güzellikte yazıları olan isimsiz yazarsınız

Hamza Tatar
Hamza Tatar - 2 ay Önce

Ülkemizde her dönem yaşanan , karşılıklı çatışmaların ,aslında aynı değerlere farklı argümanlarla sahip çıktığımızın çok güzel bir analizi olmuş .Emeklerine sağlık Saygıdeğer Abim.

Yıldırım DAĞDAŞ
Yıldırım DAĞDAŞ - 2 ay Önce

40 yıldır Türkiye'yi dolaşıyorum, çok gezdim, gördüm , okudum, dinledim, izledim, halk ile sohbet ettim vs, vs ; gerek sağda, gerek solda ve siyasal islamcılarda gerçek demokrata rastlayamadım.

Mehmet KOÇ
Mehmet KOÇ - 2 ay Önce

Başkanım, ülkemizde ön yargının iki taraf içinde üst seviyede olduğu Alevi-Sünni konusu da yazabilir misiniz?

Nh
Nh - 2 ay Önce

"Önyargıyı yıkmak atomu parçalamaktan daha zordur" özdeyişinin bizim toplumumuzda çok önemli bir yeri var. Bu malesef okuma alıskanlığı olmayan ve kirli siyasetin çok yoğun uygulandığı bir yerde nasıl önemli olmasın. Okumak yerine duyduğuna inanmak rahatlığı varsa manüplasyonlarda olur. Geçmişte bu nedenle kardeş kanı döküldü. Allah o günleri bir daha göstermesin.

H SEZER
H SEZER - 2 ay Önce

ELİNİZE YÜREĞİNİZE SAĞLIK .DÖNEMSEL OLARAK DÖNEMİN KİRLETTİĞİ CAMLARDAN BAKTIK. .BAKTIKLARIMIZI ,GÖRDÜKLERİMİZİ HEP KİRLİ GÖRDÜK.HALA KİRLİ CAMLARDAN BAKMAYA KOŞULLANDIRILIYORUZ SAYGILAR FAZIL BEY

Zafer Karakulak
Zafer Karakulak - 2 ay Önce

Güzel bir konuyu akıcı uslupla ele almışsınız. Elinize sağlık.
Düşünen, sorgulayan ama olaylara, gelişmelere on yargısız akan bir toplumu olusturmak zorundayiz, on yargi gucun bolunmesine, cogu zamanda kazanimlarin yok olmasina neden oluyor.

Necdet
Necdet - 2 ay Önce

Ağzına yüreğine sağlık dostum. Batı'nın Türkler üzerindeki ön yargısı biraz kuyruk acısı diye düşünüyorum, başka sebeplerde var tabiki.