Örtünme beşeri bir ihtiyaçtır

​Örtünme (tesettür) beşeri bir ihtiyaç, dini bir vecibedir. Onun için Allah; “Ey Ademoğulları! Size çirkin yerlerinizi örtecek bir elbise, ayrıca süsleneceğiniz bir elbise indirdik. Takva elbisesi hepsinden hayırlıdır! İşte bu Allah’ın ayetlerindendir:” (Araf/26) buyurmaktadır.

​Yani Allah, bu ayet ile erkek, kadın farkı gözetmeden, tesettürü emretmektedir. Ayrıca Peygamberimiz Hz. Muhammed de; “Allah halimdir (yumuşaklık sahibidir), hayâ sahibidir, kusurları örtendir, hayâyı ve örtünmeyi sever” hadisiyle, ayetin muhtevasına dikkat çekmektedir.

​Bu ayet ve hadis, üryanlığı, çıplaklığı men etmekte, tesettürü emretmektedir. Buna aykırılığı da isyan olarak tarif etmektedir.

​Malum bedenimiz, ruhumuz gibi Rabbimizin bize lütfettiği büyük bir nimet, aynı zamanda da bir emanettir. İnanan her erkek ve kadın, bu emanete sahip çıkmakla mükelleftir. Çünkü emanete ihanet de yasaklanmıştır. Bundan dolayı sahip olduğumuz her nimet gibi, bedenimizin de üzerimizde elbette hakkı vardır. Her mümin ve mümine, bedenini salih ameller işleme yolunda kullanmalıdır. Zira gün gelecek bedensel gücümüzü, fizyolojik güzelliğimizi ve yeteneklerimizi hangi amaçla kullandığımızın hesabı bizlere sorulacaktır. Unutmayalım ki, “Dünya oyun ve oynaştan ibarettir.” (Ahkebût/64) Bu ayetten de anlaşıldığı gibi, dünya baki değil, fanidir.

​Bedenimiz ile ilgili sorumluluklarımızın başında, onu örtmek, tesettüre almak, kem gözden ve kem sözden muhafaza etmek gelir. Bedenin örtünmesi, her şeyden önce dini ve manevi bir yükümlülüktür. Aynı zamanda fıtri ve ahlaki bir davranıştır ve medeni insan olmanın bir gereğidir.   

​Mahrem yerleri örtmek hem iffetli olmanın, hem de vücuda olan ihtimamın ve hayâ duygusunun bir yansımasıdır. Bir mümin ve mümine kendi bedenine gösterdiği ihtimamı, saygıyı bir başkasına da göstermek mecburiyetindedir. Onun için vücudunu izinsiz ve haksız bakışlara karşı örttüğü gibi, bir başkasının mahremiyetine de aynı hassasiyeti göstermelidir. Yani ben sosyal haklarımı ve vücudumu istediğim gibi kullanırım anlayışı hürriyet değil, tam aksi başkalarının hürriyetine müdahale, aynı zamanda da topluma karşı saygısızlıktır.

​Çünkü giyim-kuşamla ve teşhir-tacizle başkalarını rahatsız etmek, hak değil, tam anlamıyla haksızlıktır. Nitekim Allah; “Mümin erkeklere söyle gözlerini haramdan sakınsınlar ve ırzlarını muhafaza etsinler…” (Nur/30), “Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını muhafaza etsinler, ziynetlerini açmasınlar…” (Nur/31) buyurmaktadır. Böylece Allah, erkek ve kadın bütün müminlerden edep ve mahremiyet konusunda hassasiyet beklemektedir. Gözlerimizi, bakışlarımızı haramdan çevirmenin ve tesettüre bürünmenin bir vecibe olduğunu açık bir şekilde ferman buyurmaktadır.

​Ama Kutadgu Bilik; “Helâlin adı kaldı gören yok / Haram kapışıldı hâlâ doyan yok” demekle, o günden bu günü anlatmaktadır.

​Malumdur ki, İslam’da ırz ve namus dokunulmazlığı önemli bir esastır ve bu esaslara asla müdahale edilemez. Ne var ki, misyoner Louis Massıgnon; “Müslümanların dinlerini, inançlarını, dine bağlılıklarını ve insani duygularını yok ettik. Onların milli, manevi değerlerini, batı medeniyeti içinde eriterek, kendimize benzettik.

​İslâmiyeti öğrenmeyi, namaz kılmayı, Kur’an öğrenmeyi suç, gericilik ve yobazlık olarak göstermeyi başardık.

​14 asırlık dinlerini, ibadetlerini tartışılır hale getirdik. Bundan sonra siz misyonerlerin işi daha da kolaylaştı. Maaş bağlayarak, vize vaadi, yurt dışında iş imkânı, hatta cinselliği kullanarak Müslümanları Hıristiyan yapınız” deyip, Müslüman-Türk ailesini nasıl çökerttiklerini izah etmiş durumdadır.         

​Bunun sonucudur ki, sokaklarımızda frapan ve absürt giyinen, nu denecek kadar çıplak olan kadınları ve absürt erkek giyinişlerini, sonuçta zübbeleşen erkekleri gördükçe üzülüyoruz. Bunları bu hale getiren, siyasilerin akıl almaz kanuni düzenlemeleridir.

​İnsanlarımızı manevi çoraklığa sevk eden, eğitim bozukluğudur. Ailelerin de vurdumduymazlığıdır. Moda ahlaksızlığı sonucu yatak kıyafetleriyle sokaklarımızı kirleten insanlar hakkında, toplumdaki hüküm bellidir. Ancak bize de düşen görev vardır. O da sonu uçurum olan bu gidişe dur demek için mücadele etmektir.     

​Rahman ve Rahim,

​Kadir ve Muktedir,

​Gaffar ve Settar olan Allah’a emanet olunuz. ​     

​Selam doğru yola uyanlara olsun. (Taha/47). Beylerbeyi – 20.07.2020

Not: 20 Temmuz 1974, Kıbrıs Barış Harekâtının yıldönümü vesilesiyle gerçeklerin nasıl gizlendiğini bir kere daha hatırlatırız. ‘Kıbrıs Barış Harekâtı ve Perde Arkası’ kitabımızı gözden geçirenler, gerçekleri göreceklerdir.

YORUM EKLE