Oyunu kuranlar, oyuna gelenler

Gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenince, gerisi de öyle gidiyor.

Suriye krizi ve krize yönelik bölge ülkelerinin yaklaşımı böyle oldu.

Gelinen noktada böyle olmasının kime yaradığını ise iyi görmek gerekiyor.

Hamasetle, naralarla, tekbirlerle birbirinin gırtlağına sarılanlar kimler, bu boğaz boğaza verilen harbe sırıtanlar kimler; bakıp anlamak önem arz ediyor.

Bölge halklarının birbirine düşmesinden kim kâr ediyor, kim zararlı çıkıyor; bunun hesabını doğru yapmadığımızda, telafisi mümkün olmayan acılar yaşanıyor.

Şurası bir gerçek ki; doğu halklarının, Ortadoğu halklarının birbirine silah doğrultmasından, bölge ülkelerinin hiçbir menfaat sağlayamaz.

Türk’ün Kürd’ü, Kürd’ün Arab’ı, Arab’ın Fars’ı, Fars’ın Azeri’yi, Azeri’nin Ermeni’yi birbirine düşman bellemesinden hayır çıkmaz.

Sünni, Şii, Alevi, Hristiyan, Yahudi, Ezidi vesaire dini kimlikler üzerinden kin, nefret ve düşmanlık gütmekten kimseye hayır gelmez.

Bu kadar basit, bu kadar temel ve bu kadar hayati bir asgari müştereği sağlayamamış bir bölgede, barış, adalet ve refah da kesinlikle bulunamaz.

Biz bunu kabul etmediğimiz için ulusal yahut dini kimlikler üzerinden kamplaşmaları ve çatışmaları körükleyenler, daha sonrasında ellerinde silah ve mühimmat faturaları ile rahat rahat dolaşmaya devam ediyor.

Siz, yerli ve milli bir savaş endüstrisi kurduğunuzu zannederken, savaşın asıl rantını yiyenlere taşeronluk yaptığınızı anlamıyorsunuz bile…

Oyunu kurduğunuzu düşünürken, oyuna getirildiğinizi gördüğünüzde vakit çok geç oluyor.

Size ölümü gösterenler, siz ölüleri sayarken, nasıl da sinsi sinsi bir kenara çekilip paralarını sayıyor; görmüyor musunuz?

Yaşadığımız şu geniş coğrafyaya bir bakın.

Arasına nifak tohumu atılmamış kim kalmış?

Birbirine düşman kılınmayan kim kalmış?

Her an bir tuzağa çekilecek kadar zihni bulandırılmamış kim kalmış?

Almadığımız derslerin dert olmadığı kim kalmış?

Böyle bir vasatta, dünya paylaşım savaşları sonrası çizilmiş ulusal sınırların bölge halkları için bir çatışma sahnesine dönüşmesine vesile olanlar, sizce de o haritalardan umduğunu bulmaya devam etmiyor mu?

Bölgede hemen her millet ya da dini grup, bir başkasına karşı kaygıyla yaklaşırken; insanlar kendisinden olmadığını düşman bellerken, sizce bu ezberler kimin işine geliyor?

İngiliz politikalarını suçlayabilirsiniz.

Amerikan ya da Rus müdahalelerine kızabilirsiniz.

Avrupa Birliği ülkelerine ya da Çin’e ne olduğunu sorabilirsiniz.

Fakat yaşanan hadiselerde “dış güçler” diye başkalarını suçlarken, “iç güç”lerin ne halde olduğunu da sorguluyor musunuz?

Bölgede tüm olup bitenler, şiddeti, çatışmayı, savaşları ve işgalleri körükleyenleri, küresel emperyalizmin aktörleri ve onların işbirlikçileri sayalım; peki onları sahneyi bu hale getirmekle kınarken, onlara yaşanan bu kaotik ortamdan dolayı kızarken, gidip aynı oyunu devam ettiren rolleri üstlenmeye ne diyelim?

Biz aklımızı başımıza devşirmezsek, bizi hangi oyunlara piyon yapacaklarını görebilir miyiz?

Aklıselime değil hamasete değer verirken, bizi tahrik edenlerin gerçek emellerinin ne olduğunu doğru bir şekilde kavrayıp, ona göre hareket edebilir miyiz?

Her şey dış güçlerin oyunu ise, durup düşünmek gerekmez mi; biz bu oyuna niye geliyoruz?

Her defasında nasıl bu kadar kolay oyuna getirilebiliyoruz?

Gerçekten hiç düşünmez, akletmez miyiz?

Bu coğrafya, zor ve kadim bir coğrafya…

Tarih boyunca nice acılara sahne olmuş, nice aktörlerin gelip geçtiğini görmüş.

Ne çok iktidar sahibi alaşağı olmuş, nice işgalci yakıp yıkıp geri dönmüş.

Şimdi, tüm bu tarih sayfaları önümüzdeyken, geçmişin acı tecrübeleri hafızamızdayken, güncel tarihin de tıpkı geçmiş zamanlardaki gibi acılara boğulmasına nasıl zemin hazırlayabiliyoruz?

Ne uğruna birbirimize düşürülüyor ve ne uğruna birbirimizin gırtlağına sarılıyoruz?

Üç günlük dünyaya cehenneme ateşini nasıl bu kadar kolay çağırabiliyoruz?

Kendi elimizle körüklediğimiz ateş, bizim evimizi hiç sarmaz mı zannediyoruz?

Gerçekten ne aklım alıyor, ne yüreğim dayanıyor.

Sadece “Artık yeter!” diyorum, artık yeter…

YORUM EKLE

banner7

banner6