Öz vatanında parya

Ben Sakarya dışında bir yere gittiğimde olduğumdan daha çekingen olurum. Daha kibar olurum. Hele ülke dışına o ülkenin kültürünü bilmediğim için çok daha dikkatli hareket etmeye çalışırım.

Türkiye’nin pek çok yerinde mültecilerle ilgili sıkıntı söz konusu.

Ancak Sakarya’da özellikle dikkat ediyorum da bu arkadaşlar daha bir özgüvenli. Elbette misafirin başımızın üstünde yeri var. Biz gelenlere muhacir gözü ile bakıp ensar olmaya çalışıyoruz. Ama gelenin de muhacir değilse bile misafir olmayı bilmesi gerekmez mi?

Açık söyleyeyim ben yetişkin ve engeli olmayan erkeklerin Türkiye’ye kabul edilmesine sıcak bakmıyorum. Kendi vatanında kalmalı ve orada yapması gerekeni yapmalı.

Türkiye’ye gelip keyif yapanlara da onları ucuz işçi olarak çalıştıranlara da onlara verdiği evden kar elde etmeye çalışanlara da sıcak bakmıyorum.

Bu benim şahsi görüşüm.

Buraya kadar düşüncelerim beni ilgilendirir. Eleştirebilirsiniz de. Ama bundan sonra söyleyeceklerimi daha dikkatli okumak ve değerlendirmek lazım.

Dışarından gelen arkadaşların bir kısmı çeteleşme yolunda ilerliyor. Bu arkadaşlar şimdilik kendi gibi mülteci olanları buluyor ama zamanla piyasa genişleyecek tabi. Gelip bize de salça olmaya başlayacaklar. Şimdiden zaten belli şeyler yaşanıyor. Şehirde asayiş problemi başlıyor. Karnı doyan kendini serseriliğe vermeye başladı. Bu arkadaşlar vücut olarak da gelişmiş durumda duruyor. Bir de kalabalık olarak gezdiklerini düşünürseniz… Sokak başında bu şekilde bir manzara ile karşılaşsanız ve sizden cüzdanınızı isteseler ne yaparsınız?

Durum giderek o hale doğru geliyor. Bu insanların bu şekilde davranmaları yakındır.

Bizim de öz vatanımızda parya (hor görülen) olmamız çok uzak değil.

Söylemiş olayım.

Hani şu atıl olan yerde üretilmiş

Sakarya’ya gelip Tank Palet Fabrikası önünde anons çeken A Haber Yurt Haberler Müdürü Kerim Ulak “Daha önce atıl durumda bulunan Tank Palet Fabrikası” diye bir ibare kullanmıştı.

Fırtına obüslerini üreten bir fabrikaya bu tabiri kullanan adam sorsan Yurt Haberler Müdürü.

Dün de tank taşıyıcılar üretildi ve teslim edildi.

Şimdi o haberi yapan arkadaşın kafası karışık. “İki ay önce atıl durumda olan fabrikadan nasıl oluyor da tank taşıyıcı çıkıyor” diye düşünüyor muhtemelen…

Herkes mi doktora gitti

Yazı İşleri Müdürümüz ve İnternet Editörümüz İl Sağlık Müdürü Aziz Öğütlü ile bir söyleşi gerçekleştirdi. Öğütlü Sakarya’da geride kalan yıl 15 milyon kişiye sağlık hizmeti verildiğini söylemiş.

Sakarya’nın nüfusu 1 milyonu biraz geçiyor. Ortalama olarak herkes ayda bir kez doktora gitmiş. Bazıları 3 kez da fazladan gitmiş. Ama enteresan olanı Sakarya’daki herkesin en az bir kez bunu yapmış olmalı. Ya da birileri çok sık hastaneye gitmiş olmalı.

Bir başka sorun daha var. Sakarya’da yoğun bakım ünitesi ortak kullanılıyor. Sakarya diğer illere de hizmet veriyor. Diğer illerden hizmet de alıyor ama…

Sonuç olarak Sakarya’nın verdiği hizmet ile aldığı hizmet birbirine yakın. Yani Sakarya’yı ellemeseler belki de yoğun bakım ünitemiz bize yetecek. Çünkü biz hastalarımızı il dışına gönderiyoruz. İl dışında olanlar da bize gönderiyor.

Bizim hastalarımız ve refakatçilerimiz il dışında perişan oluyor. İl dışından gelenler de burada güçlük çekiyor.

Buna daha kolay bir çözüm bulunabilmeli diye düşünüyorum.

Bir de sağlık sisteminden siyasetin çekilmesi gerektiğini düşünüyorum. Karasu ve Kocaali’ye yapılan iki hastane sağlık sistemini zora sokmuş durumda mesela. Buraya iki hastane yapılacağına bir tane büyük hastane yapılsaydı, Kaynarca ve hatta Akçakoca’dan hasta kabulü yapılabilirdi. Bu şekilde hizmet daha iyi verilebilirdi.

Benzer bir hata şimdi Pamukova ile Geyve arasında yapılıyor. Bu iki ilçeye iki ayrı hastane yapmaktansa tam kapasiteli büyük bir hastane yapmak herkes için daha sağlıklı olurdu. Ancak siyasiler “Sizin ilçeye de şunu yaptık” demek için sağlık sistemine müdahale ediyor. Bu konuda daha milli servet yanlısı düşünmek gerekiyor.

Bugüne kadar olanlar için yapacak bir şey yok belki ama bundan sonra yapılacak olanlar için en azından geçmişten ders almak mümkün olmalı diye düşünüyorum.

HECATİ: Hiç düşündünüz mü Neden açlık ve yoksulluk sınırı var? Çünkü tokluk ve zenginlik sınırı olmaz...

YORUM EKLE

banner7

banner6