Öze dönüş mü?

“Gençlik bir (mütena) çiçektir, nadide, hassas bir çiçek… Sevgi ile sulanmak, bilgi ile budanmak isteyen bir çiçek(tir)”

​İnsan ömründe, gençlik denen bir dönem vardır. O dönemde genç, samimi bir şekilde din, millet, vatan ve bayrak sevgisini haykırır. Yeni ufuklara ulaşabilmenin gayretini gösterir. Bunu yaparken de halisane, sadece Allah rızasını kazanabilmek için, ona hayırlı bir kul olabilmek için yapar. Biz de gençliğimizde bunu yapmaya çalıştık.

​Genç günübirlik hedeflere ulaşmak için değil, ufukların efendisi olabilmek için cesareti ile yola koyulur. Bu yolda yorulmaktan asla şekvadar olmaz. Yürümekten de asla bıkmaz.

​Gencin bazen ihanetlere uğraması mümkündür ama asla ürkmemeli, kutsal hedefine ulaşmak için serdengeçti gibi davranmalıdır. Böylece ele geçirdiği bayrağı cesaretle dağların tepelerinde dalgalandırmak için, canı gönülden gayret göstermekten imtina etmemelidir. Yorgunlukları da asla bahane etmemelidir.

​İstikbali için dökeceği gözyaşı ile Anadolu topraklarını sulamaya, böylece bu kavruk toprakları mümbit hale getirmek için çalışmalıdır. Gençlerin önü bazen nadan kişiler tarafından kesilmek istenebilir. Bazen de ihanete uğramaları mukadder olabilir. Bazen dost sandıklarından yorgun düşebilir. Ama bunlardan dolayı milli ve manevi yürüyüşünden asla vazgeçmemelidir. Biz de zamanında vazgeçmedik.

​Genç bazen Anadolu’nun garip kalmış dağlarında, bazen çoraklaşmış ovalarında türküler söyler, bazen bağlama çalar, bazen ney üfler, bazen de kemençenin ritmine uyarak horon teper. Bazen davul zurna eşliğinde halay çeker. Bazen de efe ruhuyla zeybek oynar. Böylece Anadolu’nun hür havasını içine çekerek, ‘özümüze dönerek geliyoruz’ diye nara atar.

​Genç bazen coşar, enginleri aşar. Bazen de önlerine set çekildiğini gördüğü için üzülür. Ama genç asla şahsi dertlerinden üzülmez. Milletine reva görülen haksız uygulamalardan dolayı üzülür. Buna rağmen asla hedefinden kopmaz. Sıradağlar gibi yerinde durur, sarsılmaz. Dünyevileşme adına düşüncelerinden asla taviz vermez.

​Genç yaşta başlayan hak yol mücadelemizde, yaşımız 80’lere ulaşmasına rağmen, şimdiki idealist gençleri gördükçe biz de adeta gençleşiyoruz, onlara ayak uydurmaya çalışıyoruz. Bu yolda tek kalmak mukadder olduğu gibi, bazı siyasal, sosyal aksaklıklara da uğranılabilir. Genç bunlardan dolayı şikâyetçi olmaz. Tüm engelleri aşarak, hürriyetine kavuşmak ister. Böylece mesrur olur.       

​Çünkü genç dünyanın fani olduğunu, insanın da baki olmadığını bilmeli ve buna inanmalıdır. Gönül ibresinin yanlışa sapmaması için uyanık olmalıdır. Bu konuda da önemli olan dik durmak ve her türlü hizipleşmeye, her türlü yanlışa meydan okumak ve okumaya devam etmektir.

​Elbette ki bu, cesaret ve yürek işidir. Gerektiğinde feda-i can etme işidir. Bu imana sahip olan genç de kâinata meydan okuyabilir. İşte biz böyle bir yola revan olduğumuzda bazen yerildik, bazen de alkışlandık. İstikbalin gençlerine inandığımız için de mayınlı tarlalarda yürüyerek, gençlerimizin önünü açmaya çalıştık.

​Genç adam firavundan, hâmândan, karundan korkmadan, Musa cesaretinde olmaya çalışır. Zira niyeti halis olana Allah’ın yardımcı olduğunu bilir. Onun için genç cesur olur, davasından taviz vermez. Sadece Allah’a iyi kul olmak için çalışıp, durur. Ama bu yolun düşmanı çoktur. Genç ise bundan endişelenmez. Zira Allah’a inanan gençlerin mayasında helal lokma hâkimdir. Onun için genç hiç kimseden korkmaz, sadece Allah’tan korkar. Sadece O’ndan yardım ister. Başkasının önünde de asla eğilmez. Bu sebeple genç menfaat elde edebilmek için kapı eşiklerinde beklemez. Ulufe beklentisi içinde olmaz.

​Gençler gelecek nesle örnek olmalı, onların zarar görmemesi için şimdiden tedbirli davranmalı, çok okumalı, çok dinlemeli, bilenlerin rahle-i tedrisinden geçmelidirler. Böyle bir gençlik yetişirse asa ile yeniden Kızıldeniz yarılabilir. En iyi koşan bir küheylan gibi yorgunluk duymadan, yeniden Tuna boylarına doğru koşacakları pek yakın olur. Bu durumdan bizler de, millet olarak mesrur olur ve bahtiyarlık duyarız.

​Hedefini büyük tutan genç başarılı olur ve amacına daha kolay ulaşır. Milli ve manevi potada kendisini eriterek, yeniden şekil alır. Böylece Kaf Dağına ulaşır. O zaman Tanrı Dağı kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslüman olur. Onun için engeller aşılır, hedeflere yaklaşılır. İşte genç o zaman vatan olur, bayrak olur, Selimiye olur, Süleymaniye olur. Böylece genç ufukların sancağı, istikbalin de kaynağı olur. Hiç kimseden korkmadan ‘ben varım’ der. Hiç kimseden de yardım dilemez. Aldığı ilhamla yeniden Tuna boylarında, Ortadoğu’da görünür. O zaman da öze dönüş hareketi başlıyor demektir. Unutmamak gerekir ki gençliği ayakta olmayan millet, yataktadır, ölüm döşeğindedir.       

​Rahman ve Rahim,

​Kadir ve Muktedir,

​Gaffar ve Settar olan Allah’a emanet olunuz. ​     

​Selam doğru yola uyanlara olsun. (Taha/47). Cağaloğlu – 12.10.2020

YORUM EKLE