Paris'te açlık başkadır

Son haftalarda yurt dışında yaşamanın güzelliklerinden ve Kanada’ya gidebilmenin yollarından bahsediyorum.  Bugün yurt dışında yaşamanın farklı bir yönünü anlatacağım. 
1983 yılının Eylül ayıydı. 1982 ekonomik krizinden sonra gemilerde iş bulmak mümkün olmayınca Paris’te bir arkadaşımın yanına gidip başka alanlarda iş bakmak istemiştim. Metronun gelmesini beklerken bir yere telefon ettim. Metro gelince valizimi kaptım, el çantamı telefonun üzerinde unutup, vagona daldım. Kapı kapanıp yüzümü perona çevirince el çantamı son olarak ankesörün üzerinde gördüm. İlk durakta inip geri döndüm ama çantamın yerinde yeller esiyordu. Pasaportum, Panama Kaptanlık Cüzdanım, kimliklerim, param, resimlerim, adres defterim değerli neyim varsa kayboldu. 
Arkadaşımın evine gittim, kendisi yurt dışında olduğu için hanımı ve çocuğu vardı evinde. Valizimi onlarda bıraktım. Tren istasyonunda bozdurduğum yüz doların karşılığında Fransız Frangı vardı cebimde.  Karnımı doyurdum. Geç olmuştu. Geceyi tren istasyonunda, sabah saatlerinde oradan kovulunca Paris sokaklarında yürüyerek geçirdim. 
Ertesi sabah Türkiye Büyükelçiliği’nin önündeydim. Durumumu anlattım. Türkiye’ye dönebilecek kadar para ve yeni bir kimlik istedim. Burası “yardım kurumu” değil dediler, üzerinde bu “şahıs Turan Kalfa olduğunu söyleyen ve bir Türk Vatandaşı olduğunu iddia eden …” yazan bir düz kâğıt verdiler.    
Geceleri tren istasyonunda, sabahları Paris sokaklarında, gündüzleri Paris parklarında geçen bir dönem başladı. Cebimde param bitti. Gururuma yedirip arkadaşımın evine gidip, tanımadığım eşinden yardım dilenmek istemedim. Onun gelişi geciktikçe benim durumum kötüleşti. Günlerdir banyo yapmadan aynı elbisenin içinde dolaşıyordum. Ne çöpten yemek alıp yiye biliyor ne de dileniyordum. Bol bol su içip, saatlerce yürüyordum. 
İçimde ki tek ümit bir yolunu bulup Kocaali’ye dönebilmekti. Orada bir evim vardı, sıcak bir yatağım, beni aç bırakmayacak akrabalarım, arkadaşlarım. Parklarda uyumak için yer aradığım zamanlarda tanıştığım İngilizce bilen yabancılarla karşılaşıyordum, aylardır sokaklardaydılar ve kurtuluş ümitleri yok, gözleri boştu. Çöp tenekelerinden yemek artığı toplayanlar vardı, dilencilik yapanlar, hırsızlık yapanlar. 
Geceleri soğuk olmaya başlamıştı, üstüme örtecek bir battaniyem yok, elbiselerim yazlıktı. Gündüzleri güneş gören banklarda uyuyordum, geceleri Paris’in pahalı sokaklarında vitrinleri seyrederek yürüyordum. 
Beni ayakta tutan tek sıcak düşünce Yayla Mahallesi’ndeki annemin evi ve annemin bana sıkı sıkı sarılacağını bilmemin güvencesiydi. Bir yolunu bulup “evime” dönmeliydim. 
Daha önce 10 gün açlık ve susuzluk grevi yapmıştım. İradem güçlü, dayanıklı bir vücudu olan 22 yaşında bir gençtim.  Ama günlerce aç ve yorgun sokaklarda dolaşmak çok zordu. Evine giden insanlara imrenerek bakıyordum, yemek yiyen insanları gizli gizli seyredip, ruhumu doyurmaya çalışıyordum. Ümitsizliğe kapılmaya başladığım bir gün, parkta tanıştığım bir İngiliz bir kurumdan bahsetti. 20 kilometre yürüyerek bir akşamüzeri vardım, kurumun kapısına. Beni doğru yemekhaneye getirdiler, tabaklarımı doldurup bir masaya oturdum. Benden başka kimse yoktu yemekhanede, elimde kaşık yüzümden aşağı akan sicim sicim  gözyaşları oturdum o masada uzun zaman. Bir kaşık yemek dahi geçmedi boğazımdan o akşam. Hayatımın 1 yılını verdim kurtulmak için Paris sokaklarındaki açlıktan. 
Evet, yurt dışında yaşamak güzel ama yan etkileri de var.
Montreal sokaklarında on bin evsiz insan var, geceleri eksi 30 derece soğukta ne yaparlar bilmiyorum, işe giderken metronun kapısında açılmasını beklerken görürdüm onları, bir bankın üzerinde gazete kağıtlarından yaptıkları battaniyelerin altında uyurken. 
Yanımda çalışanlar yıllarca merak etmişlerdir evsizlere olan ilgimin nedenini, onlara niçin yardım ettiğimi. Sanki utanmam gerekiyormuş gibi anlatmamıştım onlara benim sokaklarda ki günlerimi. Yaşamayan bilmez.  
Sağlıcakla kalın.
 

YORUM EKLE
YORUMLAR
Erkan
Erkan - 1 ay Önce

Okudukça elimi ayağımı titreten midemde şimşekler çaktıran bir hayat hikayesi. İnsanlar hep güzel şeyleri görüyor Turan bey. Şuan ki hayatınızı. Bu sebeple yazmanıza çok seviniyorum. Tüm hayatınız unutulmaz bir romana çevirmek isterim. Özellikle gençlerin çok ilgisini çekeceğine eminim. Çok zor adımlar atmışsınız. Çıkaracak çok ders ve öğrenilecek çok şey var. Bu hayatta yalnız yaşamak zorunda kalan çok insan var.

Turan
Turan @Erkan - 1 ay Önce

Vaktinizi alıp yorum yaptığınız için teşekkür ederim. Kelimelerinizin benim için çok önemi var. Bir kişinin hayatını positif yönde etkilediğimi bilmek bile yeter bana.
Vaktniz var, yazmayı seviyorsanız, ben anlatayım siz yazın. ilginç bir tırmanış oldu benim bu zirveye çıkışım. Çok fırtınalar oldu yamaçlarda, çok kez düştüm metrelerce yeniden tırmandım.
Asla vazgeçilmemesini tavsiye ederim her zaman, ilahi adalet var ve ekilen biçilir.