Ramazan'ı Vuran Şiddet

Ramazan ayı gelince insan bir nebze olsa esenlik, barış ve huzur ikliminden teneffüs etmek istiyor.
Hiç değilse bir aylığına olsun, insanların güvenlik istiyor ama olmadı, olmuyor ne yazık ki…
İşte sınırımızda, Suriye’de devam eden iç savaş ortada.
Bir taraftan Esad yönetimi tarafından varil bombalarıyla vurulan iftar sofraları, diğer yandan IŞİD’in insanlık dışı vahşeti.
Son olarak Kobani'ye girerek bomba yüklü araçlarla gerçekleşen saldırılarla gündeme geldiler.
Bu saldırılarda, çoğunluğu kadın ve çocuk 150’den fazla kişi katledi, çok sayıda yaralı var. Çatışmalar ise devam ediyor.
Suriye’deki vahim tablo yetmezmiş gibi, adeta bir "Cinnet Cuması" yaşandı.
Kuveyt'te; Şiilerin ibadet ettiği El İmam El Sadık Camii'nde, cuma namazı sırasında düzenlendiği anlaşılan intihar saldırısı neticesinde 24 kişinin öldü, çok sayıda yaralı var.
Tunus'ta; iki otelin plajında silahlı saldırının yaşandığı, çoğu turist en az 36 kişinin öldü.
Irak’ta, başkent Bağdat’ın farklı semtlerinde meydana gelen patlamalarda 6 kişinin öldü, 16 kişi yaralandı.
Fransa'da; Grenoble kentindeki bir gaz fabrikasında meydana gelen patlamanın planlı bir saldırı olduğu, yine aynı fabrikada bir kişinin başı kesilerek öldürüldüğü ve 2 kişinin de yaralandığı anlaşıldı.
Tüm bu korkunç eylemlerle körüklenen mezhep savaşlarının, iç çatışmaların ve yeni savaşların bölgeyi sonu gelmez bir felakete sürüklediği ortada.
Yaşanan tüm bu gelişmeler karşısında, MAZLUMDER’in geçen yıl başlattığı “Mezhep Kavgasına Son Ver!” kampanyasını hatırlamakta fayda var.
O kampanyada MAZLUMDER şu mesajı vermişti:
"Suriye iç savaşının tetiklediği gerilim maalesef komşu ülkelere ve bölgeye yayılma eğilimi taşıyor.
Bölgeye taşınan gerilimin Müslümanların iç savaşına dönüşmeye başladığına şahit olmaktayız.
Bu yeni savaşın taşıyıcıları, mezhep farlılıklarının oluşturduğu tarihi gerilimin taraflarını kendi iktidarlarının tesisine vesile yaparak savaşı yaygınlaştırmak istiyorlar.
Savaşın tarafı durumuna getirilmek istenen Sünni ve Şii mezhep kimliğine sahip halklarımız, kötülüğün kaynağı olan küresel kapitalist güçlere, yerli işbirlikçilerine ve Siyonist işgale yönelmek yerine farklı mezhep mensuplarını yok etmeye yöneltilmek isteniyorlar.
Doğal olarak bu kaos ortamının en büyük kazananı küresel kapitalist güçler, yerli işbirlikçileri ve Siyonist işgalci iken en büyük kaybedeni ise Dünya’nın tüm Müslüman halkları, bölge halkları ve insanlığın binlerce yıllık birikimidir…
Kendi ihtilaflarımızı küresel kapitalist güçlerin ve yerli işbirlikçilerinin istismar etmesine izin vermekle asıl bizler sorumluyuz.
Tüm Müslümanları, insanlığı bu büyük beladan koruyacak akla ve irfana davet ediyoruz. "
Ne yazık ki bu mesaja kulak verilmemesinin ödettiği bedeller ortada.
Buna karşı hatalardan ders çıkarılmadığı da ortada.
Özellikle son günlerde, bir kısım medyada çıkan “Türkiye Suriye sınırında askeri harekata, müdahaleye hazır” şeklindeki haberler tedirginlik uyandırıyor.
Bunun sadece ülkemizi değil, bölgemizi de olumsuz etkileyebileceği nasıl ve niye hesaba katılmıyor?
Zor günlerden geçiyoruz.
Herkesin sorumlu davranması ve hangi amaçla olursa olsun süregiden şu yas ortamında yeni acılar yaşanmasına sebep olabilecek her türlü söz ve fiilden uzak durması gerekiyor.
Bu süreçte, ülkemizdeki tüm yöneticilerden, siyasi aktörlerden, sivil toplum kuruluşlarından, cemaat ve diğer toplumsal gruplar ile her bireyden; bu tür katliamların karşısında birlikte saf tutan, itidali ve sorumluluğu elden bırakmayan bir tavır ve davranış beklemek hakkımız.
Hiç değilse bir aylığına olsun, bir nebze nefes alalım.

 

YORUM EKLE