Ramazan'ın Gölgelenen Aydınlığı

Bir mübarek Ramazan ayı daha geldi.
Oruç tutulan evlerdeki tatlı telaş, önce uzun yaz saatlerine nasıl dayanılacağının endişesine karışıyor, sonra Allah’ın insana verdiği dayanma gücü karşısında bir kez daha şükrediliyor.
Herkesin kendince bir Ramazan’ı oluyor.
Herkes Ramazan’ı kendince anlamlandırıyor, değerlendiriyor.
Ama mübarek ayın, bunların dışında ve ötesinde başka anlamları da oluyor.
İşte o noktada Ramazan, oruç, sabır ve Kur’an ayı olarak karşımıza çıkıyor.
Unutulan ve unutturulmak istenen anlamları bunlar.
Hem sabrın anlamı, mahiyeti, hem de Kur’an’ın indiği bu mübarek ayın mesajı gözlerden kaçırılıyor.
Televizyonda popstar muamelesine görülen ilahiyatçı akademikler marifetiyle bu manipülasyon daha da yaygınlık kazanıyor.
Böylece oruçtan ziyade iftar ve sahur öne çıkıyor.
Aç kalmanın, insanlığın açlıkta eşitlenmesinin anlamı yerine iftar sofraları, sahur sofraları konuşuluyor.
Sağlık fetişizmi sarıyor televizyon programlarını, gazete sayfalarını…
Nasıl ve neden aç kaldığımız meselesine kafa yorulmak yerine, yemek menülerine yönlendiriliyor dikkatler.
Aç kalmanın risklerine karşı alınacak tedbirler konuşulurken, açlığı hiç bitmeyenler unutuluyor bir kez daha…
Sonra sabrın anlamı kayboluyor; kuru bir açlığın sabırsızlığı hüküm sürüyor.
Peşinden saatlerce aç kalmanın yol açtığı iştahla kurulan sofraların debdebesi geliyor.
Sofralardan kalkanlar, kendilerini festival havasına bırakıyor.
Anmanın, anlamanın anlamsızlaştırıldığı, şenliğin odağa alındığı Ramazan gecelerine karışıyor şehrin insanı.
Ne yazık ki ilahi vahyin mesajı da, yeme, içme ve eğlenme eyleminin belirleyici hale geldiği bu ortamda giderek belirsizleşiyor.
Şüphesiz bununla Ramazan sevinci yaşanmasın, çocuklara Ramazan’ın neşeli yüzü gösterilmesin demek istemiyorum.
Elbette insan sürekli hüzün ve keder makamında süremez ömrünü.
Onca acının ve trajedinin içinde mutluluğu yakaladığımız anlar, ortamlar, etkinlikler bizi ayakta tutan etkenlerdendir, bunların farkındayım.
Lakin bir dengesizlik her zaman olduğu gibi Ramazan’da da etkisini hissettirmiyor mu?
Mübarek günleri her boyutuyla yaşamayı becerebiliyor muyuz?
Hem şu bir ayın hikmetini kavramanın hem de onu herkes için yaşamsallaştırmanın yolları bulunamaz mı?
Mümkün tabi ama bunun için kendimizi yeniden gözden geçirmemiz gerekiyor.
Sormalı ve sorgulamalıyız:
Oruç neydi?
Ramazan niyeydi?
Aç kalmaktan alınması gereken ders neydi?
Ramazan neden Kur’an ayıydı?
Ramazan ile Kur’an arasındaki sıkı irtibat neydi?
Tüm bunların unutulduğu sıcak yaz günlerinde, Ramazan da özüne yabancılaştırılıyor.
Kanaat ekonomisi yerine tüketim toplumu hükümranlığını kurdukça, Ramazan da tüketilen bir nesneye dönüşüyor.
Ramazan bizi yeniden diriltecek bir ay olmaktan çıkarılarak, adeta ölümüzdeki ölü toprağının üzerine bir avuç daha atılıyor.
Aç bırakılan bedenler için mükellef sofralar kurulurken, zihinsel açlığı doyuracak şeyler uzağımızda tutuluyor.
Belki bu Ramazan, son dönemde baş gösteren bu hali değiştirmenin, dönüştürmenin bir vesilesi olur.
Belki bu Ramazan, oruç, sabır ve ilahi mesaj, insanca bir yaşamın, esenlik dolu günlerin müjdecisi olur.

YORUM EKLE