Resmine bakarken de mi utanmıyorsunuz

Bir kişi bir hatayı bir defa yapıyorsa mutlaka ondan ders alacaktır. Almalıdır. Eğer ikinci kez aynı şeyi yapıyorsa yaptığı şeyin hata olduğunu düşünmüyordur.

28 Şubat Süreci’nde getirilen merkezden verilen hutbenin okunması zorunluluğu aslında can sıkıcı. Hocalar artık hutbe hazırlamak yerine “nasılsa geleni okuruz” mantığına düşmeye başladı. Bazı hocaların hutbeyi ilk defa minberde gördüğünü söylesek inanın abartı olmaz.

Tek elden hutbe okutmak tüm camilere ve dolayısıyla her cemaate aynı günde aynı mesajla ulaşmak anlamına geliyor.

Bu belki güzel bir şey ama çok ciddi de bir sorumluluk gerektiriyor.

Biz yazı yazarken okurları nasıl ciddiye alıyorsak, hutbeyi hazırlayan kurum da cemaate karşı kendini sorumlu hissetmeli. Onca kişiye vereceğiniz mesajı özenle hazırlamalı, ilmek ilmek işlemelisiniz.

Cuma günü milyonlarca kişi camiye gidiyor. Hutbe dinlemek de farz olduğuna göre… Sizin vereceğiniz mesaj herkesin hayatına dokunmalı. Öyle şeyler söyleyebilirsiniz ki insanların hayata, dine bakışı değişebilir. Ülkesine vatanına bağlılığı artar.

İnancını, itikadını sorgular ve doğru yola yönelir…

Geride kalan yıl içinde mesela…

23 Nisan haftasına gelen Cuma hutbesinin konusuna bakıyorsunuz. Konu Berat Gecesi. Denk gelmiştir muhtemelen diye düşünüyorsunuz. Berat Gecesi ile 23 Nisan arasında tercih bu şekilde yapılmış olabilir.

19 Mayıs haftasının hutbe konusu “Peygamberimizin tarifiyle hayırlı Müslüman…”

30 Ağustos Hutbesi’nin konusu “Vatan bize emenattir…” Ama onun içinde vatanı bize emanet eden kişi yok. Atatürk’ün adı geçmiyor. Ama hutbe vatanın emanet edilmesi üzerine.

Emanet edilen tamam da emanet eden nerde diye soran yok…

Ve son olarak 29 Ekim öncesi hutbe konusu, “Dualarımız Mehmeçiğimiz için…” (Aslında Mehmetçik’imiz için diye yazılması lazım da kime söyleyeceksin?)

Yine o dualar arasında Atatürk’e dua yok. Barış Pınarı Harekatı’ndaki askerlerimize dua ettik. Allah kabul etsin.

23 Nisan Berat, 19 Mayıs Peygamberimizin tavsiyeleri, 30 Ağustos’ta Atatürk yok 29 Ekim’de cumhuriyet kelimesi geçmiyor…

Hep mi tesadüf be kardeşim!

Madem o kadar sevmiyorsunuz Atatürk’ü!

Size maaş olarak ödenen paralardaki Atatürk resmine nasıl tahammül ediyorsunuz?

Hutbe hazırlarken unuttuğunuz (!) adamın resmine bakarken de mi utanmıyorsunuz?

Elinizi cebinize atın bakın bakalım vatanı size kim emanet etmiş!

Bugün 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı!

Hak eden, kıymet bilen herkese kutlu olsun efendim…

Süre doluyor sizce ne olur

Barış Pınarı Harekatı’nda teröristlerin Türkiye için tehdit olarak gördüğü bölgeden çekilmeleri için verilen süre bu akşam dolacak. Enteresanı biz Suriye’de çatışıyoruz ses ta Amerika’dan, Rusya’dan çıkıyor.

Müttefiklerimiz (!) teröristlerin çekilmesi için zaman istiyor. Güler misin ağlar mısın?

Neticede süre sonunda nasılsa çekilme gerçekleşmeyecek. Ve nasılsa askerimiz bir şekilde oraları kendi gayreti ile temizlemek zorunda kalacak.

Kıbrıs Barış Harekatı zamanında da adanın tamamının Türkiye’ye geçeceği anlaşıldığında harekatın bitirilmesi için İngiltere araya girmişti. Güya arabuluculuk yapmıştı. Şimdi de benzer bir senaryo var gibi duruyor.

Ama umarız bu defa kati sonuç alınmış olur…

Ölüme ne kadar uzaktayız

Sabahları Karasu’dan geliyorum. Haliyle bir günde iki buçuk saat gibi bir süreyi trafikte geçiriyorum. Pazar günü işe gelirken tam da Zirai Aletler Sanayi’nin orada araç ani bir fren yaptı. Dolmuşun içindekiler panik oldu. Orta yaşın üstünde bir vatandaş bizim aracın hızını hesap edememişti. Sürücünün frene basması sayesinde adam refüje yetişti. Bir saniye geç kalsa ya da on santim geride olsa şimdi belki de bambaşka bir yazı yazıyorduk.

Aslına bakarsanız ölüme aslında o adamdan daha uzak değiliz.

Denize giriyoruz, bir kramp uzaktayız boğulmaya. Yola çıkıyoruz, bir ayak takılması kadar uzağız ecele. Telefonumuzu şarja takıyoruz. Milimlerle uzağız çarpılmaya.

Ölmeye bu kadar yakın olduğumuz halde bu kadar uzakmış gibi yaşamak da neyin nesi!

Yarın ölecekmiş gibi diğer dünya için çalışmayı geçtik zaten de hiç ölmeyecek gibi bu dünya için çalışıyor olmamızın nedeni ne?

HECATİ: Hey gidi hey. Ne mutlu sana ki hiç aklın yok...

YORUM EKLE
YORUMLAR
Ömer ARIK
Ömer ARIK - 3 hafta Önce

Daha önce yok iken, din görevlilerine devletten maaş bağlanma işini yani garanti iş, garanti maaş uygulamasının ilk defa Atatürk'ün talimatı ile başladığını biliyorlar mı acaba?

banner7

banner6