Ritüel

Bir yerde mi okudum, bir yerden mi duyum yoksa kendi kendime mi karaladım hatırlayamıyorum ama not defterime bir vakit söyle yazmışım:
“Her medeniyetin kendine has ritüelleri olur. Bu ritüeller, kültürün içinde biriken bilgiden gelir ve tekrar edildikçe pürüzlerinden arınmak suretiyle daha saf ve net olurlar.”
Aslında kavramı biraz da ben genişlettim. Ritüel, genel olarak inanç odaklı bir anlam ifade eder. Türk Dil Kurumu Sözlüğünde isim olarak anlamı “ayin”, sıfat olarak anlamı “adet haline getirilmiş” olandır.
Yazının konusu, namaz, oruç, zekât, hac gibi vahye dayalı ibadetler değil! Yanlış anlaşılmak istemem. Üzerinde düşündüğüm konu, sosyoloji bilimi içinde değerlendirilecek olan toplumsal eylemlerdir.
Çünkü ritüeller, sosyolojik olgulardır ve genel hatlarıyla toplumu birleştiren ve toplumu harekete geçiren eylemlerdir.
Bunların önemli bir bölümü inanç sisteminin bir parçasıdır ama birçoğu da bazen “batıl inanç (hurafe)” bazen de “adet” olarak isimlendirilen olgulardır.
Mesela; oruç tutmak (gücü yetene) farzdır ama iftar sofrası hazırlamak bir ritüeldir. Yani adet haline getirilmiş bir eylemdir. Ya da sahurdan önce sokaklarda davul çalmak, konumuza güzel bir örnektir.
Ritüelleri anlamlandırmak kolaydır. Başlatan belli olmadığı için ilk amacının ne olduğu belirsizdir. Bu nedenle toplumda kabul gören her türlü açıklama veya anlam yükleme kabul edilebilir.
Mesela; doğum gününde pasta kesilir. Sevgiliye gül sunulur. Dost kucaklanır. Düğünde gelinlik giyilir.
Düşünce insanları açısından Batı’da olduğu gibi bizim toplumumuzda da kimi zaman önemsenen kimi zaman örselenen ritüeller, ülkemizde yakın geçmişte Ziya Gökalp ile yansıma bulmuştur (Dr. Kasım Karaman, SDÜ Fen Edebiyat Fak. Sosyal Bilimler Dergisi, Mayıs 2010, ss. 227).
Anlatmaya çalıştığım, Türk Milli Kültürünün, Batı karşısında etkisizleştiği ve önemli kavramları yerli yerli yerine oturtamayışının temelinde ritüellerimize sahip çıkamayışımızın olduğudur.
Karışık oldu! Biraz açayım:
Sosyal yapıyı etkileyen ritüeller, genel olarak toplumdaki dayanışmayı arttırır, ortak düşünceyi pekiştirir, toplum içinde bütünleşme sağlar. Ritüeller vasıtasıyla ortak hareket etmekten maksat budur.
Mesela; günümüzde toplumun ayrıştığı, karpuz gibi ikiye bölündüğü konuşuluyor. Oysa her iki taraf da iftar sofralarında bir araya gelerek yemek yiyebiliyor. Demek ki doğru zeminde doğru olan eylemler yapılabiliyor.
Fakat esas soru şudur:
Türkiye’de mevcut ritüeller, 20 – 30 sene sonra hala yaşanıyor olacak mıdır? Toplum bilincini veya kimliğini oluşturan ritüellerin, gençler tarafından öğrenilmesi ve kabul edilerek yaşatılması mevcut eğitim sistemi ile mümkün olacak mıdır?
İstiklal Marşı söylenirken ayağa kalmak ve marşımızı birlikte söylemek bir ritüeldir. Sizce bizim kuşağın önemli bir bölümünün duygu yüklü bir şekilde gerçekleştirdiği bu eylem, yıllarca daha devam edebilecek midir?
Bir türlü bitmeyen seçimlerin arasında aklımı bu gibi konularla meşgul etmek istiyorum. İyi geliyor!

YORUM EKLE

banner7

banner6