Şair Bahaettin Karakoç

Bin yıldır bulunduğumuz Anadolu’yu adil idarecilerle, değerli bilim insanları ile seçkin sanat erbabıyla, dürüst ve çalışkan esnaf ve çiftçilerle, kurulan fevkalade müesseselerle ilmek ilmek işleyerek yurt edinmişiz.

Burada Mevlana, Yunus, Ahi Evran gibi öncüler gönül dünyamızı imar ederken; Ali Kuşçu, Mimar Sinan, Şerafettin Sabuncu gibi öncüler de bilim dünyamızın ürünlerini verdiler.

Hanlar yolculara sığınak, kervansaraylar ticarete mahal, hamamlar temizliğe imkân, camiler ibadete mekân, köprüler gelip geçene güzergâh oldu.

Batıdaki nesir şeklindeki edebi geleneğin aksine bizde şiir geleneği ön planda olmuştur.

O yüzden Anadolu’muz bir ozan/şair yuvasıdır. Bir taraftan Yunus Emre, Köroğlu, Karacoğlan gibi büyük halk ozanları Anadolu’nun sesi olmuşken diğer taraftan Hoca Dehhani, Mevlana Celaleddin Rumi, Süleyman Çelebi, Fuzuli, Baki, Nedim, Şeyh Galip gibi daha birçok büyük divan şairi de gönül dünyamızı aydınlatmayı sürdürmüş ve sonunda yerini yeni dönem şairlere bırakmıştır.

Gerek Osmanlı’nın son dönemlerinde gerekse Türkiye Cumhuriyeti Devleti esnasında büyük ve önemli ozan ve muhtelif usullerle şiir yazan çok sayıda şairimiz olmuştur. Son dönem şairlerimizin en büyüklerinden biri de kuşkusuz Bahaettin Karakoç’tur.

Pek tabiidir ki her alanda bir önceki usta bir sonrakine ışık tutar, onun yolunu az çok aydınlatır. İşte Bahaettin Karakoç da sanki bin yıllık geleneğin en sonunda bütün farklı kulvarlardaki şairlerden esinlenmiş onların şiirlerini mecz etmiş bir şair gibidir.

Elbistan’ın bir köyünde şair bir babanın oğlu olarak dünyaya gelen Karakoç, anneden duyduğu ninnileri babadan duyduğu şiir ile karıştırıp hayata şair olarak başlar. Daha ilkokulda iken şiirleri dergilerde yayınlanmaya başlar. Büyük şair olmak ister ve bunu hayatında bir hedef, içten gelen dayanılmaz bir istek olarak hisseder. Yani o ister istemez şairdir.

Karakoç, bir imtihanla okumaya hak kazandığı Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nden mezun olarak sağlık memuru olur ve emekli oluncaya kadar da memleketinde o mesleği ile geçimini sağlar. Mesleğini soranlara da sağlık memuru olduğunu değil, şair olduğunu söyler. Hem de “Şair oğlu şairim” der. Şiir onun bütün hayatını kuşatmıştır. “Şiir, genlerime mühürlenmiş güzel bir kaderdir/ Hep şiirle yaşadım, hep şiirle yaşayacağım” der. Bu haliyle o, her hangi bir şiir tarzından ziyade tüm şiir dünyasının usullerini bir potada yoğurmuş gibi kendi tarzını geliştirmiş, onunla yazmıştır.

Geçmiş asırlarda da önemli sanat erbabı, şair, yazar gibi şahısların büyük şehirlerde yaşamayı tercih etiğini görürüz. Böylece kendi seçtiği bir çevrede hayatını sürdürür, bir yandan sanat ve beceri yönünden beslenmesini temin eder, bir yandan da onu pazarlamada kolaylıklar elde eder. Oysa Bahaettin Karakoç hem şairlikte en ileriyi hedeflemiş hem de bulunduğu köyü ancak kasabaya kadar terk etmiş; yani yerinde kalmayı tercih etmiş. Yüksek bir yerden seslenmeyi değil, bulunduğu yerden sesini âleme duyuracağına inanmıştır. Ailesi ve yaşadığı köy şiirlerinde de önemli bir yer tutmuştur, onların şiirle fotoğrafını çekmiştir. Kendine güvenin bir göstergesi olan bu seçimi takdire değer bir karar olarak görmemek mümkün değil.

Bahattin Karakoç köyünde büyürken gerçekten de birçok dergide şiirlerini yayınlayarak genç yaşlarda ülke sathında sesini duyurabilmiştir. Takip eden yıllarda o artık ülke sınırlarını da aşmış, yurt dışında şiir şölenlerine katılıp ödüller alacak duruma gelmiştir. Onun istediği de budur, o artık ne kadar yükseldiğinin de farkındadır. Daha ilkokul yıllarında bir dergiye gönderdiği şiiri için Nihat Sami Banarlı’nın “henüz küçüksün, biraz daha çalışırsan başaracaksın” manasındaki yazılı eleştirel cevabına bile bozulmuş, şiirde küçük olmayı ve yapamıyor olmayı kabul edememiştir. Aslında bu eleştiriye karşı çıkışı çocukça bir tepki olarak doğru bir tavır olmasa da onun kendini geride olmayı kabul edememesi bakımından dikkate değer görülebilir. Daha sonraki dönemlerde de eleştirenlere bazen aldırmamış, bazen şiir yoluyla cevaplar vermiş ve şiir konusundaki sözü ve üslubu konusunda kararlı duruşundan vaz geçmemiştir.

Bahaettin Karakoç şiirlerinde aşkı, tabiatı ön planda tutar. Dindar biri olarak Allah aşkını da şiirlerinde işler ancak hiçbir siyasi fikri şiire karıştırmamayı tercih eder, bunun şiire ve edebiyata zarar vereceğini söyler. Birçok şair ve yazar arkadaşını siyasi konularla ilgili şiirleri ve yazıları nedeniyle de çok eleştirir.

Emekli olduktan sonra da hayatı şiir çalışmaları ve şiir üzerine seyahatler ile geçmiştir. Gerek yurt içinde gerekse yurt dışında birçok seyahati olur. Bu seyahatleri onun yeni şiirler yazmasına da sebep olmuştur. “Leyleği uçarken havada gördüm / Bu yıl da günlerim yollarda geçecek” der. Her gördüğünü not alır gibi şiire döker, hayat notlarını da şiirle alır. O artık neredeyse şiirle konuşur hale dönmüştür. “Şiir, genlerime mühürlenmiş güzel bir kaderdir. Hep şiirle yaşadım, hep şiirle yaşayacağım” demiş ve dediğini de yapmış, son ana kadar şiirle yaşamıştır.

Büyük ustaların özellikle gençler için iki büyük mirası olur. Birisi geride bıraktığı eserleridir ki herkes faydalanır. Diğeri de örnek oluşudur; ne söylediği veya yazdığından farklı olarak nasıl büyüdüğüdür.

“Anadolu’nun bir köyünden, köyü de terk etmeden nasıl büyük olunur”u herkese göstererek gençlere örnek olması dileğiyle vefatının sene i devriyesinde Bahaettin Karakoç’u rahmetle anıyorum.

Prof. Dr. Hasan Salih Sağlam

Türkiye Yazarlar Birliği Sakarya Şube Başkanı

YORUM EKLE
YORUMLAR
Mehmet sadullah SAĞLAM
Mehmet sadullah SAĞLAM - 2 ay Önce

Emek verilmiş çok güzel bir yazı

İbrahim Birol Ergün
İbrahim Birol Ergün - 2 ay Önce

Allah verince ha köyde ha kasabada.
Cevher heryerde cevher.
Bu cevherleri yeni nesle ulaştıran bir yazı. Kaleminize sağlık.

İbrahim Birol Ergün
İbrahim Birol Ergün - 2 ay Önce

Allah verince ha köyde ha kasabada.
Cevher heryerde cevher.
Bu cevherleri yeni nesle ulaştıran bir yazı. Kaleminize sağlık.

İbrahim Birol Ergün
İbrahim Birol Ergün - 2 ay Önce

Allah verince ha köyde ha kasabada.
Cevher heryerde cevher.
Bu cevherleri yeni nesle ulaştıran bir yazı. Kaleminize sağlık.