Sakarya'nın Adliye Binası İhtiyacı

Sakarya küçük Millet Meclisi, genel ve yerel gündemlerin konuşulduğu, herkesin kendi fikrini özgürce söylemeye devam edegeldiği sivil bir platform olarak çalışmalarını sürdürüyor.
Şubat ayının genel gündemi, özellikle son yıllarda sık konuşulan “İslam, şiddet ve İslamofobi” konularına ilişkindi.
Malum, Charlie Hebdo saldırısı sonrası, bu gündeme bir de ifade özgürlüğü meselesi eklenmişti.
Tabi konuşmacılar, bu başlıklara kendi alt başlıklarını da ilave ederek, farklı farklı görüşlerini küçük meclis çatısı altında paylaştılar.
Şubat ayının yerel gündem maddesi ise Sakarya’nın adliye binası ihtiyacı oldu.
Gündem teklifi Sakarya Barosu Başkanı Av. Zafer Kazan’dan gelmişti.
Açıkçası, insanın ne sanık, ne tanık ne de mağdur olarak yolunun düşmesini pek, hatta hiç istemediği bir yer olarak adliyenin, Zafer Bey tarafından neden ısrarlı bir gündem maddesi olarak öne sürüldüğünü, kendisini dinleyince daha iyi anladım.
Zafer Kazan, yaptığı kısa sunumla, şehrin gerçekten ve acilen bir adliye binasına ihtiyaç duyduğunu o akşamki küçük meclis katılımcılarına yakından hissettirdi.
Konuşmasına, Sakarya’da, adı koca harflerle yazılı bir “adalet sarayı” bulunduğu halde, şehrin bir adliye binası ihtiyacı olduğunu söylemenin ilk başta herkesçe yadırgandığına dikkat çekerek başladı.
Ama oranın aslında resmi daireler kampüsü olarak hazırlandığını ve adliyenin de mecburiyetten ve sonradan alınan bir kararla dâhil edildiğini, dolayısıyla da binanın adliye olmak üzere yapılmadığını belirtti.
Malum, Sakarya’nın adliye binası ihtiyacı depremden beri süregeliyordu.
Bir önceki adliyede alan açmak için binaya yapılan yanlış fiziksel müdahaleler, binanın depremde yıkılmasına neden olmuştu.
Depremden sonra da yine adliye olmak üzere hazırlanmamış başka bir binada insanlar adalet aramışlardı.
Sonra da adliye, şimdiki yerine taşınmıştı.
Bu noktada Zafer Kazan, bir önceki binanın bile şimdikinden daha iyi şartları haiz olduğunu belirtti.
Bir önceki yerde çalışma imkanları daha genişmiş, mesela şimdi 20 metrekarelik alanlara sıkıştırılan insanların odası, orada 40-50 metrekareyi bulabiliyormuş.
Şimdiki yer ise tamamen sıkış tepiş bir haldeymiş.
Öyle ki adliyeye yeni bir hakim atanıyor ama kendisine tahsis edilebilecek bir oda bulunamıyormuş.
Haliyle eskisine kıyasla, şimdiki bina çok daha yetersizmiş.
Türkiye’de adliyesi yıkılan tek il Sakarya iken, adliye yapılmayan tek il de yine Sakarya’ymış.
Velhasıl, Sakarya 1998 yılından beri şehrine bir adliye yapılmasını bekliyormuş.
Zafer Kazan, bu konuyu politik bir polemik mevzusu haline getirmek de istemiyor, çünkü sonuçta yer geldiğinde herkesin hayatını bir şekilde etkileyebilecek önemde bir ihtiyaç söz konusu.
Peki, bu bina ihtiyacı gerçekten neden bu kadar önemli?
Zafer Bey’in dikkat çektiği bir husus var:
“Eğer bir dava dolayısıyla hakim önüne çıkarsanız, onun önünde yığılan dosyaları ve o hakimin o dosyaları bitirmek için nasıl acele etmek zorunda kaldığını görürsünüz.”
Yani mekan probleminden dolayı yeni mahkemeler açılamadığı için, hakimlerin iş yükü ciddi derecede artıyor ve bu da onları ister istemez aceleciliğe zorluyor.
Aceleciliğin hüküm konusunda yanlışlıklara zemin hazırlayabileceği ihtimalini göz önüne aldığınızda, bu tür dar zamanlarda verilen kararların nelere yol açabileceğini sanıyorum daha iyi anlarsınız.
Kendisi de “dilerim yolunuz adliyeye düşmez, o zaman başına yığılmış binlerce dosyayla bekleyen hâkimin karşısına tanık diye gelip, sanık diye çıkmanız işten bile değil” şeklinde yaptığı espiriyle aslında durumun vehametini net şekilde ortaya koymuş oldu.
Espri bir yana tabi, fakat dikkat çekilen husus önemli.
Adaletle, yargıyla ilgili sistemsel bir sorun yaşadığımız zaten ortada, bu konuda alınacak ciddi bir mesafe olduğunu da biliyoruz ama bu mekanizmayı daha doğru ve sağlıklı işletebilmek açısından hiç değilse mekansal problemler ivedilikle halledilemez mi?
Halledilebilir ama Baro Başkanı’nın da dikkat çektiği üzere, bunun için öncelikle bu ihtiyacın sivil toplum tarafından yetkililere hissettirilmesi gerekiyor.
 

YORUM EKLE