Şaşıyorum

       İsmet Özel bir yazısında bir Çin bedduasından bahseder: İlginç bir çağda yaşayasın! Bilmiyorum bu bedduanın sonucu nasıl olur ama galiba Çinliler Türklere bunun başka bir versiyonunu söylemişler: İlginç bir coğrafyada yaşayın, diye. Şaka bir yana gerçekten de ilginç bir coğrafyada yaşıyoruz ve habire şaşırıyoruz. Bu yaşadığımız işin son haddi ve dahası olmaz, diyorsunuz ama oluyor ve yine şaşırıyorsunuz. Yani şaşır babam, şaşır. Mesela:

       İslam Dünyası (Müslümanlar) birçok coğrafyada acıların, aç bırakılmışlıkların, zulümlerin pençesinde iken ve bunların müsebbibi çoğunlukla küresel şeytani güçler (AB, ABD, Siyonist ırkçılar vb) iken yine de bunlardan medet umanlara şaşıyorum. Onlar bunu yaparken bahsi geçen güçlerin süper güç olduğunu ileri sürüyorlar, süper gücün yalnızca Allah olduğunu unutuyorlar.

       Müslüman coğrafyasındaki (güya) Müslüman önderlerin, liderlerin zevk ve sefa içinde itibarlarından taviz vermezken, itibarsızlaştırılan halkın onlara kayıtsız, şartsız destek vermelerine ve bundan uhrevi bir kazanç ummalarına şaşıyorum. Üstelik bu yüzden yakinen bildikleri, tanıdıkları akrabaları ve komşularını da suçlayıp aralarını bozuyorlar.

       Stadyumlarına mabet (bir ilaha ibadet edilen yer), oyuncularına yarı ilah gözüyle bakılan bir oyunun takımları için canını vermeye hazır milyonların İslam’ın en önemli şiarı olan Kelime-i Tevhidin manasını idrak edemeyişlerine şaşıyorum. Ne gariptir ki bu oyun bir din olmuş kimilerinin gözünde, bilmem farkında mısınız?

       Size fasık (yani yaptığı işlerin çoğu uygunsuz) biri haber getirirse onu araştırmadan kabul etmeyin, kesin emrine rağmen takip ettikleri (gözü kapalı bir taraf olan, bitaraf olmayan) medyanın haberlerine balıklama dalan ve kardeşlerine iftira atan Müslümanlara şaşıyorum. Hâlbuki bu tür medyanın herhangi bir fikri, ideali veya ulvi bir amacı yoktur, çoğunlukla bağlı bulundukları şirketlerin menfaatlerini korumak veya cemaatlerinin, gruplarının, partilerinin sayılarını çoğaltmaktan başka. Bu arada bir ideali, inancı ve kendince haklı gördüğü bir davası olan ve davasını para pul için satmayan medyaya (fikirlerine katılmasam da) saygım vardır.

       Birkaç zikir, kuru şükür ve bazı nafile ibadetleri çokça yapıp asıl farzları (yeryüzünü imar ve ıslah etmek gibi) ve haramları( kul hakkı yemek gibi) unutan, bu şekilde bir mezhebe, cemaate, tarikata mensup olarak kurtulacağını zanneden Müslümanlara şaşıyorum. Hatta son peygamber Hz. Muhammed (SAV)’in kendi kızına –bana güvenme- demesine rağmen böyle olması, ilginç değil mi?

       Başkalarının dünyalığı için kendi dünyasını ve hatta ahretini mahvedenlere şaşıyorum. Üstelik aldananların bazıları mürekkep yalamış, üniversite bitirmiş olmaları daha da hayret verici oluyor. Aslında o başkaları onlara yaptıkları sürçü lisanlar ile gerekli mesajı veriyorlar  ( yani kendilerini ele veriyorlar) ama onlar bunu kendi iç dünyalarında yaptıkları manevralarla temize çıkarıyorlar.

       Günde kırk defa Fatiha Suresinde “ancak sana kulluk eder, ancak senden yardım dileriz” dedikten sonra türbelerden, mezarlardan, dilek ağaçlarından, fenerlerden medet uman, totem yapanlara şaşıyorum. Hele bir de yaptığı haram işler için (kumar gibi) dua edenleri görünce şaşkınlığım tavan yapıyor. Bazen de kumardan kazandığı paralarla cami vs yaptıracağını söyleyerek duasını güçlendirmek isteyenlere diyecek bir söz bulamıyorum.

 Sonuç olarak biz düz bakıp şaşırıyoruz, herhalde onlar şaşı bakıp düz görüyorlar, garip!

YORUM EKLE