Satranç, Dama, Lama

Birkaç dönem siyaset dersi almış, Meclis TV açıldığında sevinçle karşılayan, aktif siyasetin içinde yer alan bir kardeşiniz olarak size siyasilerin görev başına geldikten sonraki hallerini anlatacağım.

Benim tespit ettiğim üç tip siyaset kurgusu vardır. Bunlardan en başarılısı şüphesiz satrançtır. Satrançta her taş kıymetlidir ve her taşın kendine nitelikleri vardır. Piyonlar orada da vardır ama kale, at, fil, vezir kendilerine göre hareket alanlarına sahiptir. Eksiklikleri hemen hissedilir. Bu saydıklarımız arasında en uzun süren oyun satrançtır. Bazen öyle uzun sürer ki günleri bulabilir. En keyiflisi ve en fazla konsantrasyon gerektireni budur. Siyaseti satranç gibi görenler en uzun süre oyunda kalıp en fazla keyif alanlardır.

Bir de dama vardır. Dama satranca kıyasla çok daha basit bir oyundur. Her taş aynı değerdedir. Taşların hareket yönü ya ileri ya yana şeklindedir. Onun için ileri hamle yapmak için çok düşünmek gerekir. İleri hamle yaptığınızda ya arkasını yanını güçlendirmek zorunda kalırsınız ya da sağa sola kıvırır durursunuz. Siyasetin seviyesi aslında şu an için budur. Düşünmeden ileri çıkan siyasiler iddialarının veya yaptıkları işin arkasını getiremediklerinde sağa sola hareket edip duruyorlar.

Yaptığı hamlenin arkasını yanını güçlendiren siyasetçiler de dama ortamında yapılan siyasette başarılı kabul ediliyor.

Bir de lama diye bir hayvan var. Bilirsiniz. Tükürmesi ile meşhur. Hah işte bir de bu tip siyaset var. Satrançtan damadan anlamayan ama bir şekilde siyasetin içinde var olmak için gayret gösteren siyasiler tükürmeye başlıyor. Hani kaba tabirle ağzından salyalar saçarak sağa sola hakaret edenler var ya… İşte onlar satrançtan da damadan da anlamayan lama siyasetçileri.

Tabi bunların ömrü tükürük bezlerinin elverdiği kadar sürüyor. Bir süre popüler oluyorlar sonra yok olup gidiyorlar.

Hali hazırda siyaset yapanlara ve siyasete gireceklere naçizane tavsiyemdir. Öğrenebiliyorsanız satranç öğenin. Olmadı kahveye gidip dama… Ama ne olursa olsun lama siyaseti yapmayın.

Tükürmeyin siyasetin içine…

Maskesiz girmek yasak

Halen pek çok işyerinin kapısında “Maskesiz girmek yasak” diye yazı görüyorsunuz. Maskesiz sokağa çıkmanın yasak olduğu bir vilayette işyerlerinin kapısında maskesiz girme ile ilgili uyarı bulunması nasıl izah edilebilir?

Bu yazıları yazanlara değil eleştirim.

Yazmak zorunda bırakanlara…

Eskidendi o günler

Teknolojinin hilesi ile birlikte gelişmesi sonra hilenin ifşası kurnazları ortaya döküyor. Teknolojinin hayatımıza yerleşmesi ile dilimize “Klavye delikanlıları” diye bir deyim bile yerleşti.

Eski filmleri izlerseniz adamlar telefondan evi arar ve “Çocuğunuz elimizde” deyip fidye ister. Ya da “Kocanız sizi aldatıyor. Ben kim miyim? Bir dost” der telefonu kapatır.

Şimdilerde deneyin bakalım. Cep telefonundan arasanız yerinize kadar bulurlar sizi. Ankesörlüden arasanız çevredeki güvenlik kameralarından gittiğiniz yere kadar yakayı ele verirsiniz.

İnternetin henüz yaygınlaşmadığı dönemlerde açıyordunuz bir hesap içinizdeki kini, öfkeyi döküyordunuz küfre. Kapatıyordunuz bilgisayarı. Konu kapanıyordu. Şimdi IP adresinizden anında tespit ediliyorsunuz. “Ben etmedim” diyene kadar içerde buluyorsunuz kendinizi.

İnsanların birilerine küfretmesi zaten anlaşılabilir bir şey değil de bunu teknolojinin açığını kullanarak yapmaya kalkması hiç anlaşılabilir değil.

Velhasıl kardeşim, insanların yüzüne söyleyemeyeceğiniz şeyleri arkasından da söylemeyin internetten de yazmayın.

Benden uyarması.

HECATİ: Pandemiden önce sarılmak terapi ilan ediliyordu. Şimdi büyük lüks...

YORUM EKLE