Savaşsız Savaş

Aman ha; savaş meraklısı olduğumu ya da savaş barbarlığı yaptığımı düşünmeyin.

Elbette ben de, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün; “Yurtta Barış, Cihanda Barış” sözünün arkasındayım. Elbette hükümdarı barış olan, bir dünya için, dua üstüne dua ediyorum. Ama ben, hayatım boyunca, her zaman gerçekçi olmayı tercih ettim ve hiç bir zaman gerçeği görmeden yaşamadım, yaşayamadım ben. Mesela hayati hep çok sevdim.

Bütün yapamadıklarıma rağmen, her zaman hayatın içinde olmaya çalıştım ve her zaman, hayata meydan okudum ben. Lakin hiç bir zaman, engelimi görmezden gelerek nefes almadım. Evet, aşkı yaşamak istedim ve çok şükür ki; aşkı hissettim de.

Fakat engelli halimle, sevdiğimin elini tutmayı, zerre kadar istemedim. Zira çok istesem de, böyle bir şeyin imkansız olduğunu, görüyor ve biliyorum.

Yani ben; her zaman ve hayatın her alanında, gerçekçi olmayı seçtim, gerçekçi olmayı sevdim. İsyandan her zaman kaçsam, her zaman şükür ile dost olmaya çalışsam da, hiç bir zaman gerçeği inkar edecek bir pembe tablo çizmedim, çizmem de.

Hayatın, daha doğrusu günün rengi nasıl ise, benim ruhumun, gönlümün, aklımın rengi de o şekildedir. Günün rengi siyah ise, kömür karasından, bin kat daha kara oluyor iken, günün rengi beyaz olduğu zaman da, ineğin göğsünden çıkan, o tertemiz sütten bile, bin kat daha ak oluyorum.

Hayata, şükür ile bakmaya çalışıyor olsam da, günün rengi siyah ise, o günü, beyaz yapmaya çalışmam ben. Evet, elbette siyah ile dibine kadar kavga ederim. Elbette dünyayı beyaza boyamak için çaba gösterir, dünyanın patronu “barış” olması adına, sonuna kadar mücadele ederim.

Ancaaaak, son dönemde dünyaya ve ülkeye baktığım vakit, çok büyük ve çok çirkin iki yüzlülük görüyorum. Mesela; “hak, hukuk, adalet’’ diyenler, bu ülkede en büyük adaletsizliği yapmıyor mu?

Özgür olduğunu iddia eden, sözde insan haklarını savunan, sonra da; terör örgütleri ile, masum insanları vahşi bir şekilde öldüren, bir Amerika yok mu dünyada? Ya da her zaman eşitliği savunan, Fransa, Almanya başta olmak üzere, tüm AB ülkeleri, şuan doğu Akdeniz’de, kendi haklarını arayan, Türkiye’nin karşısında değil mi?

Bütün bunları toplayınca, ortaya işte böyle bir başlık çıkıyor. Evet, biz Türkiye olarak, hem dışarıda, hem de içeride, savaşsız bir savaş veriyoruz. Bu savaşın, en güçlü silahı da, sis üstelik. Üstümüzü kaplayan o sis yüzünden, gerçekler görünmüyor.

Görünmüyor sahte ve yapay kimlikler. O sis yüzünden, hak sözleri ile, batıl sözleri iç içe giriyor, hak sözleri değer kaybediyor iken, batıl sözleri sinsice yükselişe geçiyor. Ama bu, öyle basite alınacak bir şey değil. Eğer önüne geçilmezse, yani; gerçek, yalanı yenemezse, bu savaşın galibi, hak değil, batıl olacak.

Evet, şuan için tank, top, tüfek yok. Umarım, hiç bir zaman da olmaz. Ve hamdolsun ki; Akdeniz’de de hava yumuşadı, taraflar çözümü, diyalog yoluyla aramaya başlayacak. Ama bugün, savaşsız savaş halindeyiz. Duam, bu savaşın galibi, dünyaya barış ve huzur anıtı inşa etsin.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Yalvaç KUTAY
Yalvaç KUTAY - 2 ay Önce

Tebrik ederim güzel bir yazı olmuş.

Furkan
Furkan - 2 ay Önce

Ömer bey, güzel bir yazı olmuş tebrik ederim.

Selnur
Selnur - 2 ay Önce

Kesinlikle haklısınız. Katılıyorum.

İshak
İshak - 2 ay Önce

Güzel yazıymış teşekkürler

Kaan Kurt
Kaan Kurt - 2 ay Önce

Kaleminiz her daim güçlü kalsın. Teşekkürler.

Gökalp
Gökalp - 2 ay Önce

Cok beğendim çok guzel bir yazı benim de hislerime tercuman olmuşsunuz.

CEMAL
CEMAL - 2 ay Önce

Aynen devam başarılar.

Mustafa  Şimşek
Mustafa Şimşek - 2 ay Önce

KALBİNE VE KALEMİNE SAĞLIK DOSTUM