Şekil 'A'da olduğu gibi


Irak’ın devrik lideri Saddam Hüseyin Temmuz 1979’da Cumhurbaşkanı ve Baas Partisi lideri olduktan sonra anayasayı değiştirip tüm yetkileri kendi şahsında topladı.
Irak anayasası Cumhurbaşkanının görevlerini saydıktan sonra “Cumhurbaşkanı; uygun gördüğü kişileri uygun görevlere atayabilir” diyerek de işi bitirmişler. Öyle oldu ama sonunda Saddam asıldı, çocukları öldürüldü ve ülkesi işgal edilerek darmadağın edildi.
Saddam Hüseyin önce İran’la 8 yıl savaştı. İran savaşı bitince komşusu Kuveyt’i işgal etti, ülke içinde iki damadı dahil kendisine muhalif herkesi ortadan kaldırdı ya da baskılarla susturdu. Sonunda Amerikalılar gelip Irak’a yerleşti.
Yalnız coğrafyamızda değil dünyanın her yerinde Saddam benzeri tipler her zaman olmuş ve olacaktır.
Hitler ve dostu Mussolini’nin neden olduğu ve altmış milyon insanın öldüğü İkinci Dünya Savaşı’ndan ve Doğu Blokunun dağılmasından sonra, Avrupa ülkeleri bu hastalıktan kurtulmuş gibi ama Trump’la birlikte ABD dikta eğilimlerinin yaşandığı bir ülkeye dönüşmüştür.
Üç buçuk yıllık iktidarı döneminde Trump, kimseyi ortadan kaldırmadı ama kendisinin atadığı en üst düzey 50 kadar yetkiliyi kovmuş, kendi yandaşı bir başsavcı atamaya kalkışmış ve Halk Bankası davasında savcıyı etkilemeye çalışmıştır. Trump, kendi yetkilerini kısıtlayabileceğini düşündüğü Yüksek Mahkeme ile de uğraşmıştır.
Mısır’da Haziran 2012’de cumhurbaşkanı seçilen Müslüman Kardeş Muhammed Mursi de başsavcıyı görevden alınca; hakimler, genel grev tehdidinde bulunmuş ve Mursi geri adım atmıştı.
Mursi başkanlık kararnameleriyle anayasadaki yetkilerini arttırdıktan sonra Başsavcı’yı Vatikan’a büyükelçi olarak atamıştı.
Mursi’nin bu davranışına gelen tepkiler neticesinde askeri darbeyle görevinden uzaklaştırılmıştı.
Dünyada birçok ülkede hükmedenler, ‘hakimlerden yani adaleti sağlamaya çalışanlardan hoşlanmazlar.
Dünyanın birçok yerinde hakimler; hukuksuzluk yapan hükmedenlerin peşine düşer ve adaleti sağlamaya çalışırlar.
Dünyanın bazı ülkelerinde hükmedenler, kendilerine zarar verebilecek hakimlerden kurtulmanın yoluna giderler.
Bunu da yalnızca hakimleri değil, savcıları ve gerektiğinde avukatları da atayarak yapmaya kalkışırlar.
Demokrasiden çok fazla nasibini almayan ülkelerde barolar da bazen hükmeden adama ya da onun ideolojisine tabi olurlar.
Siyasetle ilgili olmayan davalarda bile hakim yani hükmeden kişi ve ideolojiden yana olan avukatlar davayı daha kolay kazanırlar.
Sıradan bir davada bile,
Eğer davacı veya davalı avukatı, hükmeden olan kişi ve ideoloji taraftarıysa doğal olarak hükmeden kişinin atamış olduğu hakim ve savcıya kolay ulaşacak ve davanın kendi lehine sonuçlanmasını sağlayacaktır.
Üst mahkemelere itiraz da işe yaramayacak çünkü oralardaki hakim ve savcıları da aynı hakim kişi atamış olacaktır.
Olur mu olur.
Peki Türkiye’de durum ne?
12 Eylül 2011 referandumu ile HSYK’nın yapısı değiştirilmiş ve Ergenekon ve Balyoz kumpaslarında görev alan FETÖ’cülerin yargı erkini ele geçirmesi sağlanmıştı.
Devletin tüm kurumlarında olduğu gibi.
15 Temmuz darbe girişiminden sonra binlerce FETÖ’cü hakim, savcı ve adliye çalışanı görevinden alındı bazıları da içeri atıldı.
Sonrasında ve özellikle başkanlık sistemine geçildikten sonra yargı erki tümüyle ülkeye hakim olan iktidarın kontrolüne geçti.
Tüm bu süreçte muhalefet ‘dikkat çekmenin ve eleştirmenin’ dışında hiçbir şey yapmadı, yapamadı.
Şimdi sıra adalet erkinin üçüncü ayağı avukatlarda.
Onlar da kontrol altına alınmak isteniyor.
Sonra da sıra diğerlerine
‘Hükmeden-Hakim’ ilişkisinde sorun olunca hak, hukuk ve adalet şekil ‘A’da olduğu gibi olmak zorunda kalıyor.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Semiha yildirim
Semiha yildirim - 4 ay Önce

Cok haklisiniz sira avukatlara geldi simdi de Allah sonumuzu hayretsin