Âşık olmak lazım!.

Gelişmiş kategorisine giren ülkelerin ve toplumların gelişmişlikleri tesadüfi değildir.
Gelişmişliklerini, yaşam boyu sürdürdükleri eğitimlerine, anayasal güvence altına aldıkları düşünce ve ifade özgürlüğü başta olmak üzere, bireylerin haklarının her şartta koruma iradelerine borçlular.
Ülkemizde “gelişmişlik” konusu kişi ve gruplara göre farklık gösterebiliyor.
Pekâlâ, bir kişi için, yolunun asfaltlı olması gelişmişlik göstergesi olabiliyor. Diğer bir kişiye göre ise, hastahaneye ulaşabilmek ve temel sağlık hizmeti alabilmek farklı bir gelişmişlik göstergesi olarak ifade edilebiliyor.
Kişinin İfade özgürlüğü konusu ise bizim gibi, insan hak ve hürriyetlerine farklı gerekçelerle pek sıcak bakamayan ülkelerde daima tartışma konusu olmuştur.
Bıraktık bir yurttaşın ifade özgürlüğünü, bu satırları yazan bir köşe yazarının bile köşesinde dilediği konuyu dilediği içerikte yazması bazen, hatta sık sık sorun olabiliyor.
Yanlış anlaşılmasın, sorun sansür sorunu değil.
Sorun, ülkemizde son yıllarda zaman zaman verilen ya da verilmek istenen, gizli açık mesajlar sonucu, yazarların ve gazete yöneticilerinin kendilerine “otosansür” uygulama sorunu.
Yaşanan sorunu aşmanın yolu bellidir.
Bu yol, anayasal güvence altına alınmış ifade özgürlüğü dâhil, özgürlükleri her şartta savunmak ve basın özgürlüğü dâhil, özgürlüklere savaş açan resmi sivil, kişi ve kuruluşlarla yasalar çerçevesinde mücadele etmektir.
Kendi kendine otosansür uygulayarak ne layıkıyla gazetelerde haber yapılabilir, nede gazetede layıkıyla köşe yazısı yazılabilir kanaatindeyim.
Kendine otosansür uygulayan, suya sabuna dokunmadan bir gazete yöneticisi ya da köşe yazarı, gazetesinde ancak layıkıyla aşk mektubu yazması mümkündür.
Onun içinde “tüm benliğiyle Âşık” olmak lazım!
Yani, bedel ödenmesi gerekir!.


* * *

Gerçeği söylemek. ..




“Üç kişi giyotinle idama mahkûm olur.

Bunlardan biri papaz, biri hâkim, biri de fizikçi...

*İdam sehpasına ilk papaz çıkarılır. Başını giyotinin altına yerleştirir ve sorarlar:

– Son sözün nedir?

Der ki:

– Ben Allah’a inanıyorum, O beni kurtaracaktır. Allah... Allah... Allah...

Giyotini indirdiklerinde boynuna birkaç santim kala giyotin durur. Halk şaşırır ve hep bir ağızdan bağırır:

– Onu serbest bırakın; Allah sözünü söylemiş ve onu korumuştur.

Böylece papaz idam edilmekten kurtulur...
*Sıra hâkime gelir, ona da sorarlar:

– Demek istediğin en son söz nedir?

Der ki:

– Ben papaz gibi Allah’a inanmıyorum. Ama adalete güveniyorum. Adalet... Adalet... Adalet...

Giyotini indirirler, giyotin hâkimin de boynuna birkaç santim kala durur...

Bunun üzerine insanlar tekrar şaşırır ve bağırırlar:

– Adalet sözünü söyledi, onu serbest bırakın.

Böylece hâkim de boynunun kesilmesinden kurtulur...

Sıra fizikçiye gelir. Ona da

– Son sözünü söyle derler

Der ki:

– Ben ne Allah’a inanan bir papazım, ne de adalete güvenen bir hâkim.. Bildiğim tek şey şudur: Giyotinin ipinde bir düğüm var ve o düğüm giyotinin tam inmesine engel oluyor.

Görevliler giyotini kontrol edince gerçekten de bir düğüm olduğunu görürler. Düğümü açıp tekrar bırakırlar, böylece fizikçinin başı bedeninden kopar..

Toplumdaki "düğümler" ve sorunlara işaret edip gerçekleri söylemenin acı sonuçları olabilir!..

Gerçeği söylemeye cesareti olanlar, bedel ödemeyi göze almalıdır.”
(anonim)


 

 

 

YORUM EKLE
YORUMLAR
Hacer demirGerc
Hacer demirGerc - 4 ay Önce

Ne yazıkki gerçekler her zaman acıdır.

banner7

banner6